Ara
  • SEDA BELKIS

Çizmeler


Bir odanın içindeyim. Burası tozlu. Ferah bir yerdeki gibi parlak tozlar yok. İç karartıcı. Üzerimde kahverengi bir elbise. Siyah çizme giyiyorum. Giydiğim gibi sıkıntı basıyor. İki kadın var ileride. Yanlarına gidiyorum. Çizme ayaklarımı sıkıyor. Kadınlar beni görmüyorlar. Ben onları duyuyorum. Birisine oyun oynayacaklarmış. Duyuyorum. Çizmeler daha da sıkıyor beni. Çıkarmaya çalışıyorum. Çizmeyi çekiştirirken siyah tül çorap kaçıyor. Feraha çıkacağım, diyorum kendi kendime. “Onu öldürelim,” diyorlar. Ağızlarından adım çıkıyor. Birileri beni öldürecek, anlıyorum. Şüpheyle bakıyorum onlara. Tanıyamıyorum. Birisi genç, diğeri yaşlıca. “Kimsiniz? Ne istiyorsunuz benden?” diye bağırıyorum. Duymuyorlar. Çizme bacaklarıma yapışıyor. Onlar konuştukça daha fazla sıkıyor hatta. Yere oturuyorum. Çekiştiriyorum çizmeleri. Kadınların kahkahaları artıyor. Korkuyorum. Bana hiçbir şey yapamazsınız, diye söylene söylene çizmeleri parçalamaya başlıyorum. Tüm gücümle. Bir tanesinden kurtuluyorum. Onu ayağımdan çıkarmamla kadınlardan birinin yok olması bir oluyor. Sonra diğer çizmeyi yırtıp çıkarıyorum. Diğer kadın da böylece pencereden atlıyor. Ayakkabı sıkıntı, bir daha ayakkabıyı giymeden kalkmam lazım, diyerek doğruluyorum. Bir çıkış, bir kaçış arıyorum. Çizmeler sanki hiç yırtmamışım gibi yeniden birleşmiş, bana doğru yürüyor. Bir yerlerden güneş parıltıları geliyor. Bakıyorum o tarafa. Kocaman bir pencere var. Işığın geldiği yere yöneliyorum. Çizmeler gittikçe yaklaşıyor. Yere vuran güneş parıltısına basıyorum. Bu parıltı yola dönüşüyor. Yol, ben üstündeyken, hareket ediyor. Çizmeler, zemine çivilenmiş gibi. Kıpırtısız. Ferahlıyorum.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör