Ara
  • MÜGE DEMİRKIR

Ad Koleksiyoncusu


Her zamanki köşesine yarı uzanır vaziyette oturdu. Burası bütün manzaraya hâkim olunabilecek en güzel yerdi.

Bekledi. “Tam zamanında!” dedi. Şimdiye kadar hiç yanılmadı. Her şeyin bir zamanı vardı.

Karşıdan gelen kırmızı karaltıya baktı. Toprağı incitmek istemezcesine yürüyordu bu küçük kadın. Üzerinde ince ince işlenmiş çiçek motifleri ile tek parça kırmızı elbise, sağ eline sardığı bembeyaz yazma, avucunun içine saklı bir resim ve birkaç parça gelin teli. Acele etmedi. Vazgeçmedi de uçurumun kenarına geldiğinde. Ağlamadı. İnsanlar içlerinde geriye kalan ne varsa, o ağırlığı bırakmak için son kez ağlardı. Kusup, tüm bedeni titreyerek gerisin geri dönenini de çok görmüştü Koleksiyoncu. Genelde erkekler! Kadınlar dönmezdi! “Keşke dönebilselerdi!” dedi, yine içinden. Omzunu silkti. Artık ne kadar zamandır bilinmez, adları toplamakla görevliydi ve bir de varsa son cümleleri. Genelde kafası bulanık olurdu buraya geldiklerinde insanların, o son cümle her zaman duyulmazdı. Ancak ad’lar bakiydi. İllaki bilinirdi.

Kızın düşüşünü izledi bir zaman. Havalanan kırmızı parlaklığı. Dağılan gelin tellerini. Elinden asla bırakmadığı resmi. Nehrin köpükleri içinde kayboluşunu.

Koleksiyoncu, zamandan daha eski defterini çıkardı. Yazmaya başladı:

Sevim.

‘Sev’mek’ten sevgi. ‘im’- benim sevgim, sevgilim. Sevme işi.

Babaannenin adı. Ata adı taşımak ağırdı.

Ve son ana kadar zihni berrak olan Sevim’in son cümlesini aldı:

Keşke başkalarının savaşında değil de beraber ölebilseydik!”

Ad koleksiyoncusu defteri kapattı. Yola koyuldu.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Muz Cemaati