Ara
  • MELTEM KOFOĞLU

Beşir Ayvazoğlu’nun kaleminden Tevfik Fikret


Kimseden ümmid-i feyz etmem, dilenmem perr-ü bal, Kendi cevvim, kendi eflakimde kendim tâirim İnhina tavk-ı esaretten girandır boynuma Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim


Beşir Ayazoğlu, son kitabı olan “Fikret: Kendi Cevvim, Kendi Eflakimde Kendim Tairim”de Tevfik Fikret’i yalnızca bir şair olarak değil, tüm yönleri ile anlatıyor. Everest Yayınevi tarafından basılan eser, Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. Burada Tevfik Fikret üzerinden son yüzyılı capcanlı görmekteyiz. Eser için, Türk edebiyat tarihi üzerine yapılmış müthiş bir emeğin ürünü olduğunu söyleyebiliriz.


Beşir Ayvazoğlu, Tanzimat öncesi Türk edebiyatı üzerine de çalışmalar yapmış bir isim. Ancak asıl ilgi dünyasını Tanzimat sonrası kişi ve olaylar şekillendirmektedir. Sayısı altmışları bulan bu çalışmalar arasında, hangi mesele olursa olsun; Tevfik Fikret’e temas edemeden geçemediğini söylediği pek çok kitabı mevcut. Ancak kendi ifadesiyle malzemenin kıtlığı kadar bolluğu da biyografi yazarının işini zorlaştırmaktadır.


Türk edebiyatı, kendisini tüketenlerle kendisini yeniden var eden isimler arasında gidip gelmektedir. Tevfik Fikret bu iki sınıfa da ait değil. Edebiyata başladığı dönemin hassaslığı bir yana fikirleri, hayata, tarihe, dine ve Türkiye’ye bakışı, hususi hayatı ile üzerinden bir asrı aşkın bir süre geçtiği hâlde Tevfik Fikret’i yeniden okumak, yorumlamak ihtiyacı hissediyoruz. Yaşarken kitapları kapışılan isimleri bugün ansiklopedi maddeleri dahi hatırlamakta zorlanabiliyor. Kimileri de yazdıklarını evlerinin bodrumunda çürümeye terk eden, el yordamıyla yakın akrabaya, dostlarına hediye eden isimlerden bir araya geliyor ki onları edebiyat tarihinin hafiyeleri bugünün okuruna kazandırıyor.


Şairin “Kendi cevvim, kendi eflâkimde, kendim tâirim” mısrasını kitabın kapağına taşıyan Ayvazoğlu’nun Fikret biyografisi, şairin hayatı ile değil; oğlu Halûk’un vefatı ile sona ermekte. Bunun nedeni olarak Tevfik Fikret’in hayatının büyük bir cephesini Halûk ile tamamladığı söylenebilir. Tevfik Fikret erken yaşlarda İngiliz menşeli okullarda okuttuğu Halûk’u, Türkiye’yi içinde bulunduğu “karanlık”tan kurtaracak bir tanrı olarak görürken, onun ihtida ederek Amerika’ya gitmesi ve orada bir Hristiyan cemiyetine katılması ile papazlığa kadar yükselmesi Ayvazoğlu’nun neden bunu tercih ettiğine dair bir yorumda bulunmamızı kolaylaştırmaktadır.


Fikret’in aile çevresi, babasının sürgünü ile başlarken şairin Servet-i Fünûn’un başına getirildiği günlerle devam etmekte. Ayvazoğlu’nun ‘Tevfik’i bir şair, bir idealist, bir coşkun mizaç, bir baba, bir eğitimci, bir düşçü Tevfik Fikret’i çok yönlü, çok tanıklı ve olabildiğince objektif şekilde önümüze serer. Bir Ermeni bombacıyı alkışladığı Aşiyan yılları, 1908 Meşrutiyeti ile gelen hürriyet günleri de hem hususî hayatı hem de şiir ve fikirlerindeki dönüşümle tahlil edilmektedir. Kitabın son kısmında anekdotlar, mektup ve belgelere yer veriliyor. Bunların arasında pek sözü edilmeyen eniştesinin çapkınlığı, majestelerinin elçisine sunulan mektupla İngilizlere destek olan Fikret ve dostlarına, Akif’in “zangoçluk” suçlaması, Eyüp’e defnedilmesi gibi olaylar da yer almaktadır. Tevfik Fikret’in yazdığı ancak gün yüzüne çıkmasını istemediği Tarih-i Kadîm şiirinin kim tarafından nasıl ortaya çıkarıldığına dair bilgi veren Ayvazoğlu, bu şiirden sonra Mehmed Akif’in Fikret’e duyduğu saygının yerini bir anda nefretin aldığını söylemekte. Ancak Ayvazoğlu, Akif’in Tarih-i Kadim şairine mesafesinin Darulfûnun yıllarına kadar geri gittiğini de tespit etmektedir.


Tanzimat sonrası edebiyatımızın tarihi, siyasi tartışmaları da içerir. Tanzimat şairlerinin büyük bir kısmı, çökmekte olan imparatorluğa çare ararken, edebiyatı araç olarak görürler. Servet-i Fünûn nesli ise devrin ağır havası ‘siyasi’ sebeplerle daha bireyci bir edebiyata yönelirler. Bu yöneliş, Tevfik Fikret ve Halit Ziya örneğinden baktığımızda, birbirinden farklı ancak bir o kadar da güçlü birer tecrübe olarak çıkar karşımıza. Hele Tevfik Fikret gibi her bakımdan şahsî bir özne düşünüldüğünde edebiyatçının çehresi hepten değişmiş olur. Bu değişim, pek çok çetin tartışmayı, çelişmeyi, çekişmeyi de beraberinde getirir.


Peki bu tartışmanın onun eseri ve şahsiyetiyle ilgi derecesi ne derecede sağlıklıdır? Akif - Fikret, ‘hain - kahraman’, ‘şair - müteşair’, ‘milli - gayrimilli’, ‘Doğulu-Batıcı’ ekseninde gölgelenip durmuş, ‘sis’lere boğulmuştur. Oysa özellikle edebiyat tarihçisi ve biyografi yazarının ilkin eldeki belgelere tam ulaşıp sonra kendisine özgü bir yöntemle, o özneyi ve eserini ayrıştırıp, araştırması beklenir. Bu yüzden Ayvazoğlu’nun ifadeleri hükümlerden, tekrarlarla dolu baştanbaşa övgü ya da yergilerden uzaktır.


Ayvazoğlu, Akif ile Fikret arasındaki tartışmalardan bahsederken dünün kavgalarını bugüne taşımadığını, kendisini Akif’e daha yakın hissetmesine rağmen Fikret’i devri içerisinde anlamaya çalıştığını ifade eder. Çünkü Tevfik Fikret, bir tartışmanın parçası, tarafı olmak yönünden değil, kaynağı olmak yönünden ilginçtir ki ölümünden geçen onca yıla rağmen tartışılmaya devam etmektedir. Fuat Köprülü’den Rıza Tevfik’e, Ruşen Eşref Ünaydın’dan Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Mehmet Kaplan’dan Kenan Akyüz’e, Sabiha Sertel’den Eşref Edip’e kadar birçok önemli yazar da Tevfik Fikret hakkında eserler yazmıştır.

Bir sanatkârı doğru anlamanın en sahici yolu onun eserlerini anlamaktan geçer. Özellikle eğer bu sanatkâr bir şair ise, şiirine nüfuz etmek, her mısrasını duyumsamak, özümsemek, hissetmek, ezberlemek gerekir. Her büyük şairin de kendine özgü bir sesi vardır elbette... Fikret’i de Fikret yapan yalnız şiiri değil, kavgası, doygunluğu, asil duruşu, surat asışıdır. Bu yüzden Beşir Ayvazoğlu da bu eserinde bugünün üzerinden belgeler ve mektuplarla Tevfik Fikret’i yeniden anlamaya davet etmektedir. Çocukluk yıllarından, oğlu Haluk’un Amerika’da vefatına kadar adım adım izleyen ve çevresi ile birlikte anlamaya çalışan yazar, gerçekten de eşsiz bir Fikret portresi çıkarmıştır ortaya...


Beşir Ayvazoğlu

Fikret :“Kendi Cevvim, Kendi Eflakimde Kendim Tairim”

Biyografi, 679 s.

Everest Yayınları, 2019

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör