Ara
  • NİLGÜN ÇELİK

Betül Tarıman ile İkinci Öykü Kitabı Sinekler Şehri Üzerine

Betül Tarıman’ın ikinci öykü kitabı Sinekler Şehri, Alakarga Yayınlarından bu yıl haziran ayında çıktı. Edebiyat dünyasına 1992 yılında şiirle giren Tarıman için bir kategori seçmek zor. Çünkü o hem şair, hem öykü yazarı hem çocuk edebiyatına gönül verenlerden.

Peş peşe çıkardığı kitapları, hayata geçirdiği sosyal projeleri, eğitimciliği, atölye çalışmaları ile Tarıman için söylenebilecek tek şey onun hiç durmadan üreten, disiplinle çalışan, çalışkan bir edebiyatçı olduğu.

Ben Betül Tarıman’ı merak edenler için hemen sorularımı yöneltmek istiyorum.



Sinekler Şehri adlı öykü kitabınızda 50 kısa ve birbirine benzemez öykü var: Öykülerin tamamı durum öyküsü. Bunu bilinçli mi tercih ettiniz yoksa son dönemde piyasaya çıkan diğer kitaplara bir tepki mi?

İlk şiirimi 92 yılında Trabzon’dan ses veren Kıyı dergisinde yayımlamıştım. O sıralarda derdim iyi şiir yazabilmekti. Daha sonra şiir dışında farklı türlerde de kendimi ifade etmeye başladım. Çocuk edebiyatı, belgesel film projesi, öykü bunlardan bazıları. Şimdilerde de bu çabam sürüyor. Sinekler Şehri birbirine benzemeyen elli kısa öyküden oluşuyor. Her zaman söylediğim gibi dili önemsiyor, dili yazarın evi gibi düşünüyor, dille oynamayı, alanımı genişletmeyi seviyorum. Sevgili Haydar Ergülen bunu fark etmiş olmalı ki yakınlarda Hürriyet Kitapsanat’ta yer alan köşesinde “Tarıman da sanki tek başına bir öykü atölyesi gibi, farklı anlatımlar deniyor, neredeyse hiçbir öyküsü diğerine benzemiyor. Yine şiire değineceğim: Bu da şiir mi dediğimiz şeylerin şiir olduğu gibi, öykü artık böyle yazılıyor dedirtecek öykülerle dopdolu ‘Sinekler Şehri’, beş değil 50 benzemez öyküyle, hakikaten okuma iştahını kışkırtıyor.” İfadesini kullanmış. Kitapta yer alan öykülerse piyasada çıkan kitaplara tepki olarak ortaya çıkmadı. Bu tamamen kendiliğinden ortaya çıkan bir durum.


Neden Sinekler Şehri?

Genellikle sonunu bilmeden başladığım metinlerde yaşadığım şehri, şehrin sokaklarını dünle şimdi arasında bağ kurarak, kurgulayarak anlatıyorum. Lakin ne yaşadığım şehir elli yıl öncesinin şehri ne de dünya eski dünya. Kadın cinayetleri, çocuk istismarı, aklınıza gelebilecek her şeye tanık olduğunuz bir dünya bu. Her yanımız yağmalanmış, değer yitimine uğramış. İşte bizler, öykü kahramanlarım bu dünyada olabildiğince soluklanmaya, insan kalmaya, zorluklarla mücadele etmeye çalışıyoruz. Nefes almanın zor olduğu bu dünyada ben de bu dünyadaki insanları, onların dünyasına sızarak anlatmaya çalışıyorum. Bu nedenle Sinekler Şehri.



Türkiye’de 80 öncesi herkes şairdi. Son dönemde de herkes öykü yazarı. Siz edebiyatımızda her iki alanda da emek veren biri olarak konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Doksanlardan bu yana büyük hız kazanan bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, dünyada köklü toplumsal değişimlere de kaynaklık etti. Zaman çocukluk yıllarımızın geçtiği zaman değil artık. Bilgisayarlar, cep telefonları, internet neredeyse 10- 15 yıl içerisinde dünyanın en geri bölgelerine kadar yayıldı. Evet, saptamanız doğru. Şimdilerde kimse okumuyor, herkes her şeyi biliyor. Yalnız odalarımızda soluk alıp veriyor, her şeye rağmen umutlu olmaya çalışıyoruz. Az önce de söylediğim gibi her alanda değer yitimi söz konusu. Ayrıca bunda kitle iletişim araçlarının etkisi de büyük. Ne ki kötü bir çağa denk geldik. Dünü özlemle anar olduk. Toplumsal, siyasal anlamda her türlü kirliliğin yaşandığı bir dünyada debelenip duruyor insanlık. Doğal olarak edebiyatta bundan nasibini alıyor. Fakat zaman en büyük yargıçtır. Kötü metinler, şiirler zamanın eleğinden geçecek iyi olanlar kalacaktır.


Öykülerinizde şiirin yapısını andıran cümleleriniz var. Bunu öyküde farklı bir anlatı yaratmak için mi yapıyorsunuz yoksa şiirin o narin halleri ya da şöyle diyeyim lirizminden kurtulamayışınızdan mı?

İlk şiirimi 1992 yılında Kıyı dergisinde yayımladım. Daha sonra bunu Varlık, Adam Sanat, Hürriyet Gösteri gibi dergiler izledi. Öykü ile aram hep iyi oldu. Bu sihirli dünyaya da Zer adlı anlatı kitabım ile adım attım. Sonrasında hep yazdım. Böylelikle Yapı Kredi Yayınları’ndan 2018 yılında Rıza Bıyık çıkageldi. Şimdilerde de Sinekler Şehri. Çoğul okumalara imkân sağlayan bu dünyada kalem oynatmaktan keyif alıyorum. Ayrıca farklı türlerde ürün vermekten de. Tam da burada Allaben Öyküleri ile Ülkü Tamer, şiirleri ile olduğu kadar Büyük ArgoSözlüğü ile dikkatleri çeken Hulki Aktunç aklıma geliyor. Onları da burada saygı ile anarak evet, haklısınız Sinekler Şehri klasik öykü formunda olmayan metinleri barındırıyor. Ben yazmanın bir dil oyunu olduğunu düşünüyor ve bunu önemsiyorum. Bu nedenle ben de şiir ve öyküde dilin olanaklarını olabildiğince kullanmaya çalışıyorum. Ayrıca tespitiniz doğru. Uzun zamandan beri şiir yazıyorum. Bu nedenle dilimin şiir diline yakın olduğu söylenebilir. Sanırım ben dilin imkânlarını zorlamayı seviyorum. Sevim Burak’ı Sevim Burak, Bilge Karasu’yu Bilge Karasu, Asaf Halet Çelebi’yi Asaf Halet Çelebi yapan o dili.


Eserlerinizde sıklıkla kadın konusuna, kadınının sorunlarına eğiliyorsunuz. Belki sadece bir söyleşinin konusu olabilecek bir konu iken merakla sormak istediğim şu: Tüm edebiyatçılarımız, tüm sosyal platformlar, özel kuruluşlar daha niceleri kadın cinayetlerine dikkat çekerken, hala cinayetlerin işlenebiliyor olması, hala kadınların sokak ortasında dayak yiyor olması sadece hukuk kurallarının yetersiz olmasından değil sanırım. Bu konu için ne dersiniz?

Gerek şiirlerimde gerekse yazdığım öykülerde kadın sorununa değiniyorum. Bu kadınlar uzağımızda olan kadınlar değil. Çok yakınımızdalar. Bazen karşı komşumuz bazen üst komşumuz olabiliyorlar. Her birinin hikâyesi, çözülmesi gereken sorunları var. Özellikle salgınla birlikte girilen karantina sürecinde yaşadıkları şiddet arttı. Erk sahibi elindeki sopayı kadınların üzerinden eksik etmedi. Yapılan araştırmalar durumun vahametini gösterirken Birleşmiş Milletler’in raporu her gün 137 kadının eşi ya da yakını tarafından öldürüldüğünü gözler önüne serdi. Lakin fiziki, psikolojik, ekonomik şiddete uğrayan ve her geçen gün sayıları artan bu olaylar ne yazık ki dur durak bilmiyor. Kadınların yaşadıkları dehşet hikâyeleri projeler, bilinçlendirme çalışmaları çalışmalara rağmen önlenemediği gibi her geçen gün daha da artıyor. Ben bu anlamda yasa ve yaptırımların etkili bir şekilde uygulanması gerektiğine inanıyorum.


Sosyal çalışmalarınızdan bahsetmek istiyorum. Benim de memleketim olan Kastamonu’da çok güzel işler yaptınız. Cideli Rıfat Ilgaz adına Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü, Oğuz Atay adına Öykü ve Roman Ödül’lerinin kuruculuğunu üstlendiniz. Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi (WALD) tarafından mahalleleri ve muhtarlıkları güçlendirme projesi kapsamında kurulan Kastamonu mahalle Evi'nde de gönüllü olarak sanat danışmanlığı yaptınız. Ayrıca Kastamonu’da Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor adı altında kadınlarla atölye çalışması yaptığınızı da biliyoruz. Bize biraz bunlardan söz etseniz. Orada neler oldu?

Kastamonu’ya Trabzon’dan zorunlu görevimi yapmak üzere gelmiştim. Burası benim için adeta bir okul oldu. Orada bulunduğum on dört yıl boyunca ilkler kenti olan Kastamonu’da çok şey yaptım. İlkler kentiydi çünkü Anadolu’nun ilk lisesi Abdurrahman Paşa Lisesi bu kentte kurulmuş, Kurtuluş savaşı yıllarında savaşın durması için Zekiye Hanım önderliğinde ilk kadın mitingi burada düzenlenmiş, Rıfat Ilgaz ilk şiiri Sevgilimin Mezarında’yı burada bir gazetede yayımlamıştı. Ayrıca zengin bir basın hayatı da vardı kentin. Edebiyatımızın kilometre taşlarından Oğuz Atay İnebolu’da gözlerini dünyaya açmış, modern şiirin önderlerinden Devrekânili Behçet Necatigil bu kentin sokaklarında yürümüş, çeşmelerinden su içmişti. Onların adlarını yaşatmak daha doğrusu yeni nesil gençlere tanıtmak amacıyla şiir, öykü, roman ödüllerinin kurulmasına katkı sundum. Ayrıca sevgili Sennur Sezer ile birlikte Kastamonu’da Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor adı altında kadınlarla bir atölye çalışması yaptık. Burada amaç kadınların kendilerini yazarak ifade etmelerini sağlamaktı. Atölye hedefine ulaştı, çalışmaya katılan altmış kadın kendilerini yazarak ifade ettiler. Buna benzer bir çalışmayı Antalya’da Nazım Kültür Evi’nde de yaptık. Fakat en fazla katılım Antalya Büyük Şehir Belediyesi’nin katkılarıyla hayata geçirdiğimiz atölye çalışmasında oldu. Daha sonra bu çalışma Antalya Büyük Şehir Belediye’si tarafından kitaplaştırıldı. Bir tanıtım kokteylinde kitaplar katılımcı kadınlara sunuldu. Sürdürülebilir niteliği olan bu çalışma daha sonra İzmir’de de gerçekleştirildi. Ben bu tarz çalışmaları kadınların kendilerini ifade etmeleri anlamında önemli buluyor, herkesin elini taşın altına koyması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca sizin de söylediğiniz gibi bir de Mahalle Evi projesi var uzun zaman önce gönüllü olarak çalıştığım. Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi (WALD) tarafından mahalleleri ve muhtarlıkları güçlendirmek amacıyla Türkiye’nin altı ilinde bir proje başlatılmıştı. Kastamonu’da bu illerden biriydi. Orada da çok şey deneyimledim. Arkadaşlarımla birlikte Mahalle Evi’nde imza günleri, söyleşiler düzenledik. Çocuklarla atölye çalışmaları yaptık. Hatta Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü’nün temelleri burada sevgili Aydın Ilgaz’ın destekleri ile atıldı. Yaş sınırlaması olan bu yarışmada ödül alan o zamanın gençleri şimdilerde de yazmayı sürdürüyorlar.


Çocuk edebiyatı ile de ilgilendiğinizi biliyoruz. Neden çocuk edebiyatı? Günümüz Türkiye’sinde durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanırım benim içimde yaramaz bir çocuk var ve bu çocuk sürekli hareket halinde, oraya buraya koşturup duruyor. Öncelikli sebebin bu olduğunu düşünüyorum. Ayrıca çocuk edebiyatında kalem oynatmazdan evvel okuduğum bazı kitaplarda eril ifadeler dikkatimi çekmişti. Bundan rahatsızlık duymuş, bir şeyler yapılması gerektiğini düşünmüştüm. Bir de çocuklar için yazmaya başlamamda o yıllarda okuduğum kitapların etkisi büyük oldu. Mesela okuduğum ilk kitap Tom Amca’nın Kulübesi’ydi. Bunu Alice Harikalar Diyarında, Yer Altında Yirmi Bin Fersah ve diğerleri izlemişti. Sonra annem… türlü yokluklar içerisinde büyüyen annem kitap okumayı seven bir kadındı. Evimizde bir kitaplığımız vardı. Şu anda bile bunun büyük bir zenginlik olduğunu düşünüyorum. Ardından kalemi elime aldım ve yazmaya başladım. Uzun zamandan beri çocuk edebiyatı ile ilgileniyor bu renkli, renkli olduğu kadar eğlenceli dünyada kalem oynattığım için kendimi şanslı sayıyorum. İtiraf etmeliyim ilk başta çocuklar için yazmak bana oldukça zor gelmişti. Çünkü bu büyük bir sorumluluk gerektiriyordu. Epey zaman sonra Can Yayınları’ndan Elma Dersem Çık adlı kitabım çocuk okurlarım ile buluştu. Bunu Elim Sende ve diğer kitaplar izledi. Az önce ilk başlarda çocuklar için yazmanın bana zor geldiğini bunun sorumluluk gerektirdiğini söylemiştim. Bir kere yazarken çocukların anlayabileceği, zihinsel gelişimlerini zedelemeyecek, onları eğlendirecek, eğlendirirken düşündürecek bir dil kurmak zorundasınız. En ufak bir hata sonrasında telafi edilemeyebilir. Evet, yazarken bunlara dikkat ediyorum. Ayrıca son on – on beş yılda Türkiye’de çocuk edebiyatı anlamında pek çok şeyin değiştiğini düşünüyorum. Eskiden çeviri eserler ağırlıktaydı. Şimdilerde pek çok yerli yazar ve illüstratör adı ile karşılaşıyoruz. Bu da çocuk kitaplarına olan ilginin artmasına neden oluyor. Tüm bunlara rağmen bu alanda yapılacak önemli çalışmaların olduğunu, ailelere, eğitimcilere büyük rol düştüğünü düşünüyorum.


Öykülerinizi nasıl tasarlıyor, yazıyorsunuz?

Henüz emekli olmadım. Çalışma hayatım sürüyor. Aslına bakarsanız bu durum zamanımı çalmasına rağmen beni besliyor. Ayrıca gezmeyi seven bir yapıya sahibim. Yaşadığım kentin dağlarını, antik kentlerini, ara sokaklarını fırsat buldukça geziyorum. Bir de yanımda notlar aldığım ufak bir defterim vardır. Onu da yanımdan hiç ayırmıyorum. Zaman zaman bu deftere notlar alıyorum. Şiirlerimi bir deftere yazarken, öykülerimi klavyenin başına geçerek yazmayı tercih ediyorum.

Biraz da yeni çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemde hiç olmadığım kadar kendimle kalmış hem okumuş hem de yazmıştım. Özellikle çocuk edebiyatı alanında parmaklarım klavyede epeyce koşturmuştu. Şimdilerde o dönemde yazdıklarım çocuk okurlarım ile buluşmaya başladılar bile. Yakın zamanda çocuklar için Perge antik kentini yazmaya başlayacağım. Bu bir hikâye olacak. Ayrıca Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Maksatlı Makastar’dan sonra epey şiir birikti dosyamda. Şimdilerde şiir dosyam üzerinde çalışıyorum. Elbette yeni öyküler de var yazılacak. Sanırım şimdilerde biriktiriyor.