Ara
  • GÜLTEKİN EMRE

Beyaz Bisiklet


Uslu dursun süngüsü düşmüş rüzgârlar. Demekle olmuyor. Ağaçlar kel kaldılar daha kış gelmeden, yaprakları yolundu. Demekle olmuyor. Elim ayağım boşaldı annemi düşününce, babamın, ağabeyimin ölümünü hiç bağışlamadı; ölümü hiç bağışlamadı. Demekle olmuyor. İnce, ipince, incilerden bir yol düşledim saçı başı dağınık. Demekle olmuyor. Sipsivri kayalar, iki ağızlı bıçak sanki, rüyama girdi yaka paça. Demekle olmuyor. Yüreği yanar insanın, yüreği kanar; kan durmaz akar ha akar! Demekle olmuyor. Ceylanları vurulmuş görünce, ceylanların gözlerine vurulurum hep. Demekle olmuyor. Uzun soluk ister üstesinden gelmek için gurbetin; uzun mu uzun hasretliklerin beli bükülür. Demekle olmuyor. Bir at kişnemesi duymayalı kaç yıl oldu; ne çiftlik kaldı ne çocukluk; düşler kaydıraktan kayıp gitti. Demekle olmuyor. Ya alıp başını çekip gideceksin ya da el etek öpeceksin; uzaktan uzun uzun öpüşme olur mu bilmem. Demekle olmuyor. Dili bozuk rüyalardan ne beklenir; bir beklediğin olunca bekleyeceksin. Demekle olmuyor.

Olur olur!

Rüzgârların gidip gelecekleri başka yerleri yok, gözümüz üstlerinde; varsın alınsınlar üstlerine. Kış da, kar da, buzlar da gelir geçer, ağaçlar ölüp ölüp dirilir solukları kesilmezse. Annem ki dünyanın en masum, en yalnız, en güzel annesiydi bütün anneler gibi; bütün anneler öldü, öldürüldü. O ince yolda yürüdüm de yürüdüm saçlarım döküle döküle, sakallarıma kır düşe düşe, kırkıma merdiven dayadığımda. Yürekleri içten içte yanıp duranı, parça parça, kunt kayalara çıktım ellerimi, ayaklarımı yaralaya yaralaya; kayalar, ellerim, ayaklarım da yerlerinde duruyor, ama nasıl duruyor! Yürek ki hep ayakta, hep tetikte, hep can evine sığmıyor, hep hayata sımsıkı tutunmaya çalışıyor yüreğim, yüreğin, yüreği... Ceylanları vuruyor asıl vurulması gereken adamlar; adamlar, katil, mafya, iktidar, şu bu; bir daha: adamlar katil, mafya, iktidar, şu bu!.. Ceylanların gözleri hayata nasıl da güzel bakarlar; sevgilinin gözleri, göz bebekleri sanki! Soluğumu tuttum tam kırk bir yıldır, yuttuğum gurbetin soluğu, gözü, kulağı, yüreği; içtiğim gurbetin kanıdır. Atları da vuruyorlar; vurulan yalnızca atlar olsa, zeytin ağaçlarını tırpanlıyorlar, dağların altın soluğuna diktiler gözlerini; dertleri halkın bağrına hançer saplama. Hadi git gidebilirsen her yer cehennemken, her yer hapishaneyken, her yer ölüm tuzaklarıyla doluyken, her yer çürümüşken; çökerttiler bu güzel ülkeyi, satıp savdılar. Her yer her şey olmaktan çıkıyor; her şey, her yer yakılıp yıkılıyor. Bekleme odası değil ömür, rüyalar için viziteye çıkılır mı?

Babalar öldürülmüyor mu peki? Ya evlatlar, amcalar, teyzeler, halalar, abiler, komşular, dedeler, nineler?..

Ölüm hep parmak sallıyor!

Beyaz bisiklet diyecektim!

Yaramı bekliyorum.

Ucu kırık hayatları onarmakla bak neler oluyor! Rüya taslaklarını at çöpe, yerine gerçeği koy, bak neler oluyor! Kapısı hiç açılmamış bir ömrün kapıları, pencereleri açılınca bak neler oluyor! Dilin dönüp gelmediği anlar da geçip gider, dil döner dil içinde, kilit döner kilit içinde, yürek coşar yüreklerle, o zaman bak neler oluyor!

Ya, ne oluyor sana?

Yarını bekliyorum.

Yarın yok diyorum sana, bak şu beyaz bisiklete!

Ne beyaz bisikleti, ya?

İşlek cadde, dört yol ağzı. Sokak lambasına bağlanmış beyaz bisiklet. Boynunda küçük bir levha: Bisiklet sürücüsü, 82 yaşında. 29.07.2020 ölmüş. Erkekmiş sürücü. Demek kaza yaptı. Belki de bir araba çarptı (O da kaza değil mi?) Mumlar sönmüş. Sararmış yapraklar kıpırdamıyor ölüye saygıdan. Gel de bu adamı düşünme! Gel de onun ölümüne üzülme! Gel de kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini merak etme! Gel de...

Yani?

Yarın nereye kadar?

Hep bunu düşünüyorum.

Yaralarımıza daha ne kadar sahip çıkacağız?

Hep bunu düşünüyorum!

?????

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör