Ara
  • M. SALİH KURT

Bir Babil Meselesi: İleri Okumalar Nasıl Başlar?



“Beş, on veya yirmi yıl önce ilk kez okuyup sevdiğimiz bir romanı tekrar okumak, aldığımız yolun bir göstergesidir; böylelikle eski halimizi ziyaret ederiz.” – Lewis Buzbee


LeGuin'in yazma, okuma, hayal gücü eksenli muhtelif konular hakkında yazdığı yazıların derlemesi, "Zihinde Bir Dalga" Metis tarafından 2017 yılında okurlara sunuldu. Hemen, yazıları tercüme eden beş çevirmenin de çok iyi iş çıkardığını söyleyip kendilerine teşekkürlerimizi ileterek başlayalım.


Yazarın yıllar içindeki okumaları, tekrar okumaları, edebi eleştirileri, yazma eylemi ve yazın dünyası üstüne düşünceleri derlemede ön plana çıkıyor. Okumalar arasında Tolstoy, Twain, Dickens ve Borges üstüne LeGuin'in yıllara yayılan düşüncelerinde geziniyoruz. LeGuin kurgusunu sevenler için bir sürpriz olarak, "Bana En Çok Sorulan Soru" yazısında (tahmin edilebileceği üzere, soru şu: "Bu fikirler aklınıza nereden geliyor?") sunduğu cevabi nitelikteki fikirler gülüşmelere yol açacaktır. "Gerçekte Olmayan Şeyler" yazısındaki "I, Ching" değinmesi, Kaliforniya menşeli bilhassa bilimkurgu ve fantezi yazarlarının (bkz. Philip K. Dick) bu metne düşkünlüğü üstüne edebiyat hafiyelerini kanatlandırabilecektir. Yazarı ikinci okumalarla ele alan ciddi okur içinse LeGuin'in edebi yönünde masaya yatırılabilecek eleştirel sorunların belki de en büyüğü için "Yazar ve Karakter" yazısında kısmi açıklamalara kavuşmak olası. Değinmeliyiz...


ZİHİNDE BİR DALGA


LeGuin'in kurmaca eserleri göz önüne alındığında karakterler ve anlatı arasında kimi zaman tutarsız bir mücadelenin devam ettiği görülür. Karakterleri yapay değildir, aksine klasik edebiyat eserlerinden fırlamışçasına gerçekçi özelliklere sahiptir. Burada klasik eserlere öykünmenin izlerine sıklıkla monomit çerçevesinde rastlanır. Karakter çeşitliliği hayli yoğundur, karakterlerin hayat ve olaylar karşısındaki algıları özgürdür. Yazısında şöyle diyor LeGuin "Yazarın bakış açısı karakterinkiyle tam tamına örtüşüyorsa, anlatılan hikaye kurmaca değildir. Ya üstü örtülmüş bir hatırat ya da kurmaca cilası atılmış bir vaazdır." Gelgelelim karakterleri nadiren iç çatışmalar yaşar. Karakterlerini özgür bıraktığı bir dünyada, dünyanın iplerini ellerinden tam anlamıyla bırakmaz. Tanrı anlatıcı baskındır ve zorlanmış olaylara rastlanır. Değindiği üzere karakterleri iyi bir kurguda "manipüle edemezsiniz, plastik oyuncaklar değildirler". Evet, karakterlerinin zihnini özgür bırakıyordur belki ancak LeGuin dolaylı manipülasyona sıkça başvuran bir yazar olarak bu noktada kendisiyle çelişir. Şöyle ki; karakterlerin fikirlerini doğrudan istediği gibi yazmakla, zorlama olaylar karşısında sergiledikleri sözde "özgür" değişim ve tepkilerle şekillendirmek arasında esasında pek de fark yoktur. Elbette burada kurgunun dışında gerçek addettiğimiz insanların da olaylar karşısında fikirlerinde "ne kadar özgür olduğu" sorgulanabilir ve daha ileri gidersek, LeGuin'in buraya böyle bir sorgulama tuzağını bilinçli yerleştirdiği savunulabilir -ki Tanrı anlatıcının baskın olduğu her metne eleştiriler genelde bu şekilde karşılanmıştır. Ancak bu bir ikinci okuma sorunudur, yaratım sürecinin değil... Haliyle bu meseleyi LeGuin'in karakter yaratımını ilk elden anlattığı gibi ele almak, çerçevenin dışına kaçmadan şüpheciliği korumak rasyonel tutumdur.


İKİNCİ OKUMALAR ÜZERİNE


LeGuin "Bütün Mutlu Aileler" yazısında, deyim yerindeyse tapındığı ve gençlik yıllarında bütün fikirlerini benimsediği Tolstoy'dan zaman içinde nasıl uzaklaştığını ve yazısına eleştirel bakış geliştirdiğinin öyküsünü anlatır. "Gençlikte Okumak ve Yaşlılıkta Okumak" yazısındaysa Mark Twain'in "Adem ve Havva'nın Günce"si üzerine okuma serüvenini paylaşır. Kitabı ve LeGuin'i burada bırakıp başka yöne sapacağım, zira bu iki yazısında ele almam için beni kışkırtan bir mevzu bulunmakta: İleri okumalar ne zaman, nasıl başlar? Okur hangi noktada doygunluğa ulaşır, bir aydınlanma anı yaşar da elindeki romanı, öyküyü sadece bir roman veya öykü olarak okumayı bırakır, metni didiklemeye, katmanları, alt anlamları, metaforları çözümlemeye, kimi zaman yazarın açıklarını, hatalarını aramaya, karşılaştırmalı okumalara, başka yaratıların çağrışımlarının izlerini kovalamaya başlar? Tanıdığım kimse bu aydınlanma anını net hatırlamıyor; çölde beklenmedik bir memba ve saf meczup, hikayenin en fazla orası belli. Gümbürtülü bir gerçekliğe kavuşmak söz konusu değil. Bulutlar durgun. Anılarımı kazıdığımda Camus'nün “Yabancı”sını bilmem kaçıncı kez okurken, içimdeki (veya aklımdaki, nereye saklanıyorsa) cılız bir şeyin kırıldığını hatırlıyorum: "Çıt." Naifliğin yitişi gibi.

İleri okumaları sistematik şekilde öğretmek, alışkanlık haline getirebilmek de pek mümkün görünmüyor. Bir sistem dahilinde en fazla zaten aşılmış bir eşiği ritüele dönüştürebilmek, ödevlendirebilmek mümkün. Ama o kırılmayı, aniden bir başka okura dönüşmeyi sağlayan ne? Yaş mı? Altmışlarında hâlâ bir romanın alt metnini görmeden ve buna karşı bir ihtiyaç ya da çekim duymadan okuma serüvenini sürdürebilen insanlar tanıyorum. Çok okumak mı? Belki. Ama neyi? Ve ne kadarı çok? Söz gelimi Rus klasiklerini hatmetmenin böyle bir getirisi olacağının garantisi mevcut mu? Ya da yazar olma isteği, ama heves olsun diye değil, ben buna mesai harcayacağım, gelişmek için didineceğim öz telkinleriyle çıkılan bir yolculuk olabilir mi? Gençlikte bir ateş atılıp yarım bırakılan yazma maceralarının müsebbibi yorgunluk, meşakkatten kaçış değil de nasıl'ı cevapsız bu tuhaf an mı? Bir ortak nokta olmalı. Ergen kıskançlık mı? İ-kinci'ye gelmeden kinci okumada bir soluklanma mı? Ben de böyle yazabilirim, didik didik edeceğim, öğreneceğim veya seni herkes başarılı buluyor, foyanı açığa çıkaracağım naraları mı?

Bilemedim. İzine rastlayabildiğim tek ortak nokta ikinci, üçüncü, dördüncü tekrar tekrar okumalar. Üzerinden biraz zaman geçsin, hayat okura biraz daha dokunsun aynı kitapları tekrar tekrar okurken sanki kendiliğinden olacak gibi. Haydi kitaplar okunmuyor, insanlar kitapları terk etti nutuklarını es geçelim, bu kadar kitabın arka arkaya basıldığı, kitapların "al beni götür rafına koy, beni de, beni de" diye bas bas bağırdığı, okurun kitaplara yetişemediği bir çağda bunu yapmak zor biliyorum. Deneyerek. Yavaş yavaş. En çok iz bırakan geçmiş kitabı tekrar ele alarak belki -ya da gençlik yıllarında bin bir tavsiye üstüne hevesle alıp da otuz sayfa sonra bırakıp kaçtığınız kitabın tozunu silkeleyerek.

İyi de, belki o kitabı okuyacağınız yaş zaten oydu, geçti gitti, kaçtı ya da gelmedi daha. Belki bir katman daha varmış, belki yokmuş, hepsi buymuş. Belki bir şey daha görünmüş, belki artık okunmaz, tat vermez olmuş. Olsun, onlar sonraki sorular. Başka yazının konusu. Kolay mı zamanda yolculuk?


Zihinde Bir Dalga

Ursula K. LeGuin,

Metis Yayınları

293 sayfa, 2017


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör