Ara
  • ARZU ALKAN ATEŞ

Arzu Alkan Ateş'ten Yazı Dizisi -4- "Masalsı Kentler"


DANTEL BİR ÖRTÜ BRUGGE

Belçika’nın başkenti Bürüksel hayal kırıklığı yarattı bende. En ünlü meydanındaki şatafat dudak uçurtacak cinstendi. Heybetli sarayları ve bu sarayların altın kaplama cepheleri bana pek bir şey ifade etmedi. Gösterişin bu türlüsünü sevmiyorum. Her yerde çikolata görmek ve tatmak bir süre sonra sıkıcı geldi. Belçika’nın simgesi İşeyen Çocuk (Manneken Pis) heykeli de Brüksel’de yaşadığım bir başka hayal kırıklığıydı. Heykelden o kadar çok bahsedildi ki devasa boyutlarda ve görür görmez beğeneceğim bir heykel hayal ettim. Tabii sonuç hayal kırıklığıydı. 61 cm büyüklüğündeki bir bronz heykel çıktı karşıma. Bir de dükkânların vitrinlerinde İşeyen Çocuk biçiminde yapılan çikolatalar sergileniyordu. Aslında Bürüksel’de bu heykele benzetilerek yapılmış türlü şey çıktı karşıma. Sevmedim! İşeyen Çocuk’la ilgili birçok rivayet var. Bu rivayetler göre ‘İşeyen Çocuk’ Belçikalıların kurtarıcısıymış. Heykele bu denli önem verilmesinin sebebi buymuş. Bürükselden sonra Brugge’u görünce Belçika’yla ilgili olumsuz izlenimlerimi unuttum. Sonuçta her iki şehir de Belçika’yı yansıtıyordu. Zihnimde bir karşılaştırma yaptığımda kendi ülkemde de taban tabana zıt şehirler vardı.

Brugge filmini izlediğim günden beri bu şehri görmek istiyordum. Bir şehri kameranın gözünden izlemek güzeldi. Lakin eksik kalan bir şey vardı. Bir romanın sinema uyarlamasının eksikliği gibi.

İçinden nehir geçen ve Ortaçağ’ı hatırlatan Brugge’u diğer masal kentlerinden farklı kılan neydi? Şehrin bir dantel gibi sabırla, zevkle, işlenmiş olmasıydı. El işçiliğinin şahikası bir eser çıkmıştı ortaya. Brugge’de dükkânlarının önünde dantel işleyen kadınları gördüğümde anladım bunu. Genellikle yaşlı kadınlar dükkânlarının içinde veya kapısında önceden çizilmiş bir desen üzerine yerleştirilen iğneler yardımıyla en az on beş makara ipliği sağdan sola, bu iğnelerin etrafında geçirerek büyük bir emekle dantel işliyorlardı. Trabzon’da hasır işleyen kadınlar geldi aklıma. İşleyen eller her şeyi güzelleştirir. Brugge, çiçeklerine kuşların konduğu bir örtüydü. Güneş bile onda bir başkalık gördüğü için batmadan önce ortasından geçen nehre düşürüyordu son sözlerini. Ben, Brugge’un bu nehirdeki yansımasına vuruldum. Çünkü gerçek olamayacak kadar güzel ve zarifti. Biraz Venedik’e benzettim onu. Venedik yaşlanmış bir kraliçeydi, Brugge kraliçenin ilk gençlik yıllarındaki tazeliğini sürüyor ve kanallarında kraliçenin hayalini yüzdürüyordu.

Beguinage, Brugge’de karşıma çıkan en güzel ve anlamlı yerlerden biri oldu. Beguinage, geçmişte Tanrı’ya hizmet eden, rahibeler gibi giyinen ve yaşayan, ancak onlar gibi yemin etmeyen kadınlardan oluşan dini kadın hareketi üyelerinin yaşam alanlarına verilen isimmiş. Ve bu hareket 1700’lü yıllarda Hollanda’da başlamış. Bu hareketin üyeleri olan kadınlar, bir meydan çevresine sıralanmış, etrafı duvarlarla çevrili, küçük, basit evlerde bir arada yaşamışlar ve kendilerini sosyal işlere adamışlar. Brugge’daki Beguinage da yeşilliğin içindeki ortaçağ evlerinden oluşuyordu. Bu evlerin bir kısmı müzeye çevrilmiş. Kadın dayanışmasının ve kadının gücünün bir simgesi olan Beguinage’ın bahçesinde gezmekten büyük keyif aldım. Brugge’a kadın eli değdiği o kadar belliydi ki! Dişil bir kentti. Ama bu dişilikte ne bir şuhluk ne de bir gösteriş düşkünlüğü vardı. Çünkü onu işleyen kadınların alınlarından akan ter, her gün Brugge’un üstüne düşüyordu.

Dünyada daha birçok masalsı kent var. Lübyana, Kotor, Bratislava, Kopenag, Venedik… Tarihi dokularını, geleneklerini koruyan bu kentlerin bir ruhu var. Bu ruhu teneffüs ettikçe çağımızın estetikten ne denli uzaklaştığını ve kentlerin nasıl birbirine benzediğini daha iyi anladım. Masalsı kentlerin bana verdiği ilhamla gözlerimi kapatıp hayal kuruyorum. Bir trene binsem ve her istasyonda bir masal kentine insem. Kapılarından süzülüp bu kentlerde kendini arayan bir masal kahramanı olsam!



Son Paylaşımlar

Hepsini Gör