Ara
  • MELTEM DAĞCI

Dokuz Kapılı Ev


Dok bölgesindeki dağın eteklerinde iki katlı, dokuz kapılı evde oturan cadı Mar yüz yaşına dün girdi. Haziran on beş. Cadının evine gitmek isteyenler için dağın yamaçları dik ve tehlikeli. Kış aylarında oraya çıkmayı kimse aklından geçirmez. Ağaçlar çiçeklendiğinde cadının evine her ay yaklaşık on kişi gidip gelmekte. Yılda birkaç defa uçurumdan yuvarlanıp ölen kimseler olmuş.

Kasabada yıllar öncesi ağızdan ağıza dolaşan karabasan hikâyelerinden ötürü çoğu evlerini terk etti. Dok’ta oturanların sayısı birkaç haneyi geçmedi son yılda. Civardaki köylerden göç almayan tekinsiz bu yere sessizlik hakimdi artık.

Yunah’ın ailesiyle birlikte Dok’ta oturmasının sebebi şifacı babaannesinin anlattığı kocakarı hikâyelerine dayanıyor. Geceleri yatmadan önce babaannesinden dinlemiş olduğu korku dolu yaşanmış olayların hiçbirinden korkmamıştı. Mar kambur çıkığından ötürü iki büklüm geziyordu. Bir tek korkmayan kendisiydi.

Yunah süt mısırlar toplandığında yirmi iki yaşına basacak. Kız kurusu deyip durdular yıllar boyunca. Civar köylere haber salınmıştı ama kimse evlenmek istemedi. Yaşının artık geç olduğu düşünülmüştü. Yunah kısmetinin kapalı olduğuna ailesinin de inancı ağır bastığından Mar’ı görmek için sabahın kör vaktinde dağlara düştü.

Topraklı yoldan geçerek yokuş yukarı ağır ağır yürümeye devam etti. Arada sırada soluklandı. Dik yamaçlar yorucuydu. Yürürken bir yandan da Mar’ın kendisini kabul edip etmeyeceğini kara kara düşündü. Mar’ın eski gücü olmadığından, yatak döşek yatan yaşlı bir cadı onu karşılayabilirdi. Bu durum içini kemirdi. Gerçekte nasıl olacağını kapısına vardığında anlayacaktı.

Hava birden bozdu. Mar’ın evi bir süre sonra tepede göründü. Evin üst katında siyah renkli bölmeleri görünce hayalet eve benzetti. Rüzgâra karşı koyarak adımladı. Giderek serin esen rüzgârdan ötürü tüyleri diken diken oluverdi. Upuzun saçları dalgalandı. Şiddetini artıran rüzgâr Yunah’ın kulağına ıslık çalıyordu adeta. Bu uğultuyu tiz erkek sesine benzetti. Hoşuna da gitmişti doğrusu. Mar’ın evinin önüne geldiğinde kulağındaki uğultu da kesildi.

Evin giriş kapısındaki çan sağa sola sallanıyordu. Çanın ucunda bir tutam sarımsak demeti asılıydı. Derin nefes alıp kapıya vurdu art arda. İçeriden öksürük sesleri yükseldi. Beş dakika geçmeden kapı hafifçe aralandı. Kapının gıcırtısı sinir bozucuydu.

Mar eli belinde, yırtık pırtık elbisesiyle Yunah’ın karşısında belirdi. Bir an sendeledi, duvara yaslandı yaşlı cadı. Baştan aşağı süzdü Yunah’ı. Ters ters bakarak:

“Yaşlı cadının evine önemli bir iş için gelmiş olmalısın.” dedikten sonra kahkaha attı. Ardından boğulurcasına öksürdü. Cadının yüzünün şekli değişti. Beti benzi atıverdi. Yere çömelip oturdu. Dakikalar sonra rahatlayabildi. Yunah’ın nefesi kesilecekti nerdeyse. Bir şey yaptığımı düşünürse canımı fena halde yakar, diye mırıldandı. Ölüm korkusu sardı bedenini. Cadı kendisinden ne isterse yapmalıydı.

Yunah, cadının kendi dileğinin yerine getirmeme korkusuyla çıt çıkarmadı. Mar, oturması için eliyle sediri işaret etti. Yunah’ın dili damağı kurudu heyecandan. Sedire oturup cadı konuyu açana kadar sessizce bekledi. Mar bastonu kenara koyup:

“Kısmet açma büyüsü için buradasın.” dedi.

“Bu yaz sonu kısmetim çıkmazsa Dok’ta evdekalan ilan edeceğim kendimi.” dedi mahcup sesiyle. Ellerini ovuşturarak parmaklarını kenetledi. Odada sinek vızıltılarından başka bir ses duyulmadı.

Mar belini doğrultup pencereye yanaştı. Duvarda asılı, halka şeklindeki anahtarlığı eline alıverdi. Yukarı kaldırıp şangırdattı. Sarımsı dişleri ve yüzündeki çirkinliği ürkütücüydü. Göz bebeği alev saçan ejderhalar gibi parlamıştı. Yunah’a anahtarları parmağıyla gösterdi. Hiç tereddüt etmeden sedirden fırlayan Yunah, usulca anahtarlığı kaptı. Avucunda sıkıca tuttu. Sıcaklık yayılmıştı parmak uçlarına. Heyecanını bastırmaya çalışarak anahtarları inceledi kısa süre. Halkada dokuz anahtar vardı. Anahtarların baş kısmındaki kabartmalar birbirinden farklıydı. Hepsinin anlamı olmalı diye mırıldandı. Cadı, Yunah’ın kulağına hafifçe eğilerek:

“Dokuz kapı var bu evde. Bazısı gerçek, bazısı hayal yahut kimi burnunun dibinde kimisi de gizli bir yerde.” Dedi kısık sesle.

Yunah anahtarlığı sıkıca tutarak sağa sola bakındı. Kapıya benzeyen; eşyalara, biblolara, tablolara, pencere diplerine, rafların arasına, şöminenin yukarısına, masalara, duvardaki tablonun altına ve aklına gelen, görebildiği her yere baktı. En ufak detay işini kolaylaştırabilirdi. Avını yakalamak isteyen avcı misali gözünü etraftan ayırmadı.

Birinci kapıyı duvardaki tablonun arkasında buluverdi. Anahtarlıktaki kabartmalara bakıp uygun olanını kapı deliğine yerleştirdi. Ve bir daha çıkaramadı yerinden. Delikte sağa sola oynattı. Bu defa tık sesi işitti. Sevincinden olduğu yerde zıpladı. Mar’a güzel haberi vermek için seslenecekti ama odada onu göremedi. Tam o esnada üst kattan tek tük ayak sesleri duyuldu. İnilti sesleri duydu önce. Kalın erkek sesine benzeyen mırıltı kesik kesik devam etti kısa süre.

Hamam böceği fışkıran tahta merdivenlere dikkatli basarak yukarı çıktı. Sağ tarafında kısa koridora baktı. Oralarda gezinip durdu. Tokmağı büyük, üstünde belli belirsiz şekiller mevcut olan kapıya yanaştı. Mar’a ilk kapıyı bulduğuna dair seslenip durdu. Yanıt alamadı. Uğursuz olduğunu düşündüğü kapının önünden tam geri adım atacaktı ki tıkırtılar odanın diğer yönünde yoğunlaştı. Korkusunu bastırıp kulağını kabarttı. Fareler odada cirit atıyor olabilir belki de.

Üst kattaki pencereler siyaha boyalıydı. Pencere dibinden ışık huzmesi bile yayılmadı içeri. Kasvetli ve gecenin karanlığı kadar bastıran ortam tekinsizdi. Alta kata inip gaz lambası aramayı düşündü. Evin üst kısmına ışık yayılabilirse rahatlayacaktı. Birkaç basamak merdivenden aşağı indi. Mar’ın acılar içinde kıvranan iniltilerini duydu. Korkudan dizleri titredi. Kafasını yukarı uzatıp:

“Kim var orada, insin aşağı.” dedi ağlamaklı. Ses kesildi.

Bir basamak daha indi. Yine tekrar Mar’ın çığlıklarını duydu. Korkudan sıçrayınca anahtarları elinden düşürüverdi. Arkasına bile bakmadan alt kata indi hızlıca. Kalbi küt küt atıyordu. Biraz rahatlamıştı ama anahtarları yukarıda düşürdüğü için canı sıkıldı. Korkudan yukarı bir daha çıkamazdı. Evi terk edip gitmeyi düşündü ama Mar’ı göremediği için endişeliydi. Evin giriş kapısının aralık olduğunu görünce o tarafa yöneldi.

Kapının eşiğinden adımını attı. Evin çevresini dört dolandı ama hiçbir yerde yoktu. Nereye gitmiş olabilir yaşlı bunak, dedi sinirli sinirli.

Bir ara kafasını kaldırıp ikinci kata baktı. Pencereler açılıp kapandı sırasıyla. Bir kaç adım geriledi. Pencerelerin üzerindeki çerçevedeki bazı sembolleri dikkatini çekti. İçeride düşürdüğü anahtarlıktaki işaretledi bunlar. Evin tüm pencereleri bir kapı olarak görünüyordu. Pencereleri saymaya başladı. Dokuz pencere.

Şangırtı sesleri duydu. Kafasını kaldırdı. Merdivende düşürdüğü anahtarlık başının yukarısında şakır şakır hareket ediyordu. Yunah ne olup bittiğine anlam veremeden korkudan eğildi. Havada asılı duran anahtarlar önüne düştü. Yunah gülümsedi.

Cadı Mar, evin eşiğinde kısa süre bekledikten sonra kucağındaki duvağı sürükleyerek Yunah’a taşımaktaydı.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Fil Hatun

Şehir ve Sis