Ara
  • YEŞİM GÜNAY

Erendiz Atasü'den Bir Başka Düğün Gecesi


Erendiz Atasü için kadın, romanında da her şeyiyle kadındır. Ve her kadının 21. yüzyılda bir adının olduğunu, erkeğinin kendini yitirdiği yerde de kadının kimliğini koruduğunu sürekli vurgular. Bu romanındaki her kadın karaktere uygun bir ad koyma titizliği tek bir nedene bağlanamaz. Pek çok nedenle dikkat çeken kadın adları, Türkiye’nin 21. yüzyılındaki yeni orta sınıfının, kültürel sermayesine ve sosyal mesafesine ışık tutar. “Bir Başka Düğün Gecesi,” romanı Eylül 2021, Can Yayınevi’nden okuyucusuyla tanışmıştır.


Erendiz Atasü’nün son romanı, “Bir Başka Düğün Gecesi” Adalet Ağaoğlu’nun, “Dar Zamanlar” adlı üç kitaplık roman dizisinin ikinci kitabının adını hatırlatan bir gönderme içerse de Erendiz Atasü’nün romanı, Türkiye’nin 21. yüzyılında geçer. Başkentin şehre yeni katılan bir mahallesidir mekân. Bu mahallede, 70’li senelerin Ankara’sında kapıcılık yapanlar mülk sahibidir. Ve 21. yüzyıl Türkiye’sinin yeni orta sınıfıdır onlar. Hafta sonlarını geçirdikleri çerden çöpten barınaklarını kondurdukları arazileri, siyasi partilerin seçim vaatleriyle tapulu araziye çeviren köylü 21. yüzyılda mülk sahibi olurken, yeni nesilleri gökdelen öncesi yaşamla sonrası arasında bir yerde kaybolur. Bu arada ülkenin eğitimli kesiminde de çıkarlar doğrultusunda birtakım hareketler yaşanmaktadır. Ses çıkartan bu hareketler, partili düzende kökten değişimlere gebedir. Son yıllarda sadece bir ad olması kabul gören solun da bu değişimden nasibini alması, sağ kanada kayması, partililerin yeni bir parti kurma çalışmasıyla vurgulanır.


Erendiz Atasü, romanında, bir tekerlekli sandalyeye mahkûm yaşlı bir saatçi ustasıyla tanıştırır bizi. Romanın merkezinde konumlanan bu adam, 21. yüzyılda ailesini ayakta tutan, sadece yeğenlerini değil ayağına gelenlerin de yön göstericisidir. Bu adam, 60’lı yılların başkentinde devrimci üniversitelilerden birisiyken güvenlik güçlerinin silahından çıkan tek bir mermiyle, kötürüm kalmış ve tüm hayatının değiştiğini, “Okulu bitirebilseydi bir bilim adamı olurdu,” diye geçmişinden bahsedilen cümlelerden anlarız. Bu adamın zanaatındaki sabrını ve ailevi meseleleri çözmedeki başarısını geçmişteki devrimci kimliğiyle ilişkilendiren Erendiz Atasü, solun günümüzdeki siyasi başarısızlığına da bu adam üzerinden göndermeler yapar. ’68 kuşağı devrim yapabilseydi adalet mekanizması doğru işleyecekti.


KADININ ADI VARMIŞ MEĞER…

Erendiz Atasü “Bir Başka Düğün Gecesi,” yapıtında, genç bir kızın başına gelen olayları anlatmış olsa da günümüzdeki kent yozlaşmasından yola çıkarak trajikomik bir roman yazmış. Atasü’nün önceki yapıtlarından biliriz ki, bir kadın her şeyiyle önce bireydir ve her kadının bir adı vardır. Romanlarındaki kadın karakterler, erkeğini yitirse de karakterine kimliğini sahiplendirir Atasü.


Türkiye’nin başkentinin, şehre yeni katılan bir mahallesinde geçer Atasü’nün yeni romanı. Mahalleli, 70’li senelerin Ankara’sında kapıcılık yapanların, hafta sonlarını geçirdikleri çerden çöpten barınaklardan, gökdelenlere terfi eden kesimdir. Ne yazık ki gençlerinin gökdelen öncesi yaşamla, sonrası arasında bir yerde kaybolacağını öngöremeyen aileler, 21. Yüzyılda birkaç daire sahiplenmeyi bir nimet zanneder. Ve roman başlar.


Romanın son bölümünde, başkentin merkezinde yaşayan karakterlerden birisi, Adalet Ağaoğlu’nun başyapıtına belirgin bir gönderme yapsa da “Sinekli dağ burası / Şehre tepeden bakar / Ama şehir ırakta / Masallardaki kadar,” tiradıyla başlayan Haldun Taner’in başyapıtı “Keşanlı Ali Destanı,” epik tiyatrosunu romanın ilk sayfasını okurken hatırlamamak ne mümkün…


Destandan uzaklaşıp romana dönelim…


Erendiz Atasü’nün romanının merkezinde, bir tekerlekli sandalyeye mahkûm, yaşlı bir adam görürüz. O, başkentte büyüyen bir kapıcı çocuğudur. Ve ailesinin medarı iftiharıdır. 60’lı yılların devrimci üniversiteli gençlerinden birisiyken, güvenlik güçlerinin silahından çıkan bir mermiyle hayatı değişir. Nişanlısından kopması, bilim adamı yerine saat ustası olmasına sebep olan mermi onu öldürmese de sakat bırakır. 21. Yüzyılda ailesini ayakta tutan, yeğenlerinin her derdine çare bulan, ayağına gelenlere yol gösteren de odur. Sadece yeğenlerinin değil herkesin dayısıdır.


Şimdi, “Destandan uzaklaşalım,” dememi unutun ve Keşanlı Ali Destanı’nı hatırlayın, “Tekerlekli sandalyedeki adam, destanda şu karakter,” diyebiliyor musunuz? Bunu size dedirtmeyen, Erendiz Atasü’nün usta kalemi. Benzer olayın farklı bir kurguyla, yeni bir başyapıta dönüşmesini heyecanla karşıladığımı belirtmek isterim. Ayrıca, Atasü’nün, kadın karakterlerine verdiği isimleri, Türkiye’nin 21. yüzyılındaki yeni orta sınıfının kültürel sermayesine ve sosyal mesafesine ışık tutan adlardan seçmesi takdire şayan. Bu seçimiyle romanına ayrı bir derinlik kattığı da aşikâr. Okuyunca, “Kadının adı varmış meğer…” diyeceğiniz, “Bir Başka Düğün Gecesi,” romanına kütüphanenizde yer ayırmakta gecikmeyin…


Bir Başka Düğün Gecesi

Erendiz Atasü

Can Sanat Yayınları

248 sayfa

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör