Ara
  • ASLIHAN DUMAN

Güneş’in Işınlarını Beklerken


Birden uyandı Kadın. Uykuyla uyanıklık arasına hiç uğramadan. Birden. Bu sefer korku, diye düşündü. Adam gittiğinden beri kelimeleri biriktiriyordu. Bir ay yedi gündür. Endişe, tasa, kaygı... Ama bunu hiç hissetmemişti. Bu bambaşkaydı. Yatağından kalktı. Başucundaki telefonunu aldı. Balkona çıktı. Yukarı, gökyüzüne, parlak yıldızlara baktı. Acaba görebilir miydi istasyonu? Telefonundaki uygulamayı açtı. Hayır, şu anda bu taraftaydı ama güneş almıyordu, Dünya’dan görülemezdi.

Bütün bedeni yay gibi gerilmiş, harekete geçmek istiyordu. Atlamak, koşmak, atılmak, bir şey yapmak... Ama hiçbir şey yapamazdı. Sadece bekleyebilirdi. Balkondaki koltuğa çöktü. Telefonundaki uygulamadan bir ay yedi gündür Adam’ın evi olan uzay istasyonundan çekilen görüntüleri izlemeye başladı. Boruların, kabloların, panellerin arasından Dünya görünüyordu. Turkuaz rengi küre, üstünde beyaz lekeler. Simsiyah uçsuz bucaksız uzayda nazlı nazlı dönüyor. Dört buçuk milyar yıldır...

Boştaki elini farkına bile varmadan henüz düz olan karnının altına koydu. Dua etmeye başladı. Kirpiklerinin kenarından gözyaşları süzülüyordu. Ah sağ salim olduğunu bir görseydi.

O sırada istasyonda, Adam da kemerini bağlamış oturuyordu. Az önceki hareket sona ermişti. Bütün personel tedirgin, güneş ışınlarının görünmesini bekliyordu.

Ne olduğunu anlayamamışlardı, belki bir meteoritti, belki uzay çöpü. Çok büyük olamazdı, olsa önceden fark edilirdi, yörünge ayarlanırdı. Gürültüyle çarpışmışlardı. Ne kadar hasar verdiğini de bilmiyorlardı. Personeli hayatta tutacak olanlar hariç bütün sistemler kapanmıştı. Acil durumda yapılması gerekenler yapılmış, şimdi sadece beklemek kalmıştı. İstasyon hayatla ölüm arasında bir yerde asılıydı. Güneş, Dünya’nın arkasından çıkıp da ışınları panellere değince her şeyi anlayacaklardı. İyi ihtimalle, paneller yeterince güç üretebilecekti, hasar da tamir edilebilecek boyutta olacaktı. Kötü ihtimalle? Sonsuz tane olasılık.

Adam diğerlerine baktı. İş arkadaşları, ev arkadaşları, kader arkadaşları... Başlarına geleceklere hazırlar mıydı?

Kendini düşündü. O hazır mıydı? Dünyada bırakmak istediği izi bırakabilmiş miydi? Alaycı gülümsedi. Bu işi yaparak yarına kalabileceğini, ölüme meydan okuyabileceğini sanmıştı. Oysa istasyona adım attığında, sonsuzluğu gördüğünde anlamıştı, hayattayken ne yaparsa yapsın, sonunda gelip geçmiş milyarlarca insandan biri olacaktı.

Karısını düşündü. En kötüsü olursa Kadın ne yapacaktı? Dün konuşmuşlardı. Doktorla birlikte kötü haberi vermişlerdi, bebekte sorun olma ihtimali yüksekti. Kesin bir şey söyleyemiyorlardı. Karısı bitirmek istiyordu. O ise hayır, demişti. Her ne olursa olsun o bebeği sevecekti.

Kulaklarının ağrıdığını hissetti. Kötü. Demek ki, istasyonun içinde basınç düşüyordu, bir yerlerden hava sızıyordu. Lombozdan dışarı baktı. Şu karanlık bir an evvel sona erseydi keşke.

Adam neden bitirmek istediğini biliyordu Kadın’ın. En başından beri en kötüsünden korkuyordu. Sadece ağzından hiç o kelime çıkmamıştı. Hep Adam’ın hayallerinin peşinden koşmuşlar, bütün hayatlarını bu hayaller üzerine kurmuşlardı. Karısı haklıydı, demek ki... Ya geri dönemezse? Kadın ne yapacaktı? Hele de engelli bir bebekle.

Önce dışarısı aydınlanmaya başladı. Sonra içerideki ışıklar yandı, makinalar homurdandı. İstasyona hayat geri döndü. Hâlâ ne olduğunu bilmiyorlardı. Ama ses vardı, ışık vardı, umut vardı. Adam gülümsedi. Arkadaşları gülümsedi. Herkes harekete geçti.

Bir kaç saat sonra Adam’la Kadın bilgisayarlarının ekranından birbirine bakıyordu. İkisinin de gözlerinde yaşlar. Kadın olup biteni çoktan öğrenmişti. En kötüsünden korkmaya gerek yoktu. En azından şimdilik.

Adam,

“Bebekle ilgili sen ne istersen onu yapalım.” dedi. Kadın, cevap verdi:

“Bekleyelim.”

Gülümsediler. Bir de el ele tutuşabilselerdi. O da artık dört ay yirmi bir gün sonra.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör