Ara
  • NURİ AKSAKAL

Göğe komşu toprakların şairi: Âşık Efkârî


Artvin ilinin doğusunda, dört bir yanı ormanlarla kaplı şirin bir ilçe vardır, Ardanuç derler adına. Bunun kuzey yamacında bir köy; eski adıyla Basa, şimdiki adıyla Yolüstü Köyü’dür. Bu köyde 28 Haziran 1900 günü bir çocuk dünyaya gelecek. Adına Âdem koyacaklar. Sonradan Soyadı Yasası’yla Şentürk soyadını alacak. Ataları Suriye’nin Kamışlı kasabasından gelmişler. Babası Yusuf; güçlü, kuvvetli olduğu için Yusuf Pehlivan diye anılmış. Annesi Şavşat’ın Arpalı Köyü’nden Sultan Hanım’dır. Sultan Hanım, medresede babasından iyi bir eğitim almış. Ayrıca iyi def çalar, mani söylermiş.


Âdem adlı bu çocuk, altı yaşından on dört yaşına kadar köyde ve Ardanuç’taki medreselerde eğitim gördü. Artvin o yıllarda Rus işgali altındaydı. O günleri bir şiirinin ilk dörtlüğünde şöyle dile getirdi:


Saltanat elinden yurt kayıp oldu

Ağlasak ne olur gülsek ne olur

Dinleyen yok dava dert kayıp oldu

Yaşasak ne olur solsak ne olur


Âdem’in üç kardeşi vardı.. Büyük kardeşi Molla Rüştü, Bayburt’ta şehit olmuştu. Babası çocuklarının başına bir kötülük gelmesin diye onları Merzifon’daki amcasının yanına götürmek istedi. Babası ve kardeşi Ali ile birlikte yaya olarak gittikleri Fındıklı’da babasını kaybetti. İki kardeş bin bir güçlükle Merzifon’a geldiler. Âdem, Merzifon’da Kara Mustafa Paşa Cami’sinde iki yıl müezzinlik yaptı. On altı yaşında iken Çanakkale Savaşı’na gönüllü asker olarak yazıldı. Hem yaşı küçük olduğu hem de okur-yazarlığı bulunduğu için onu mızıka bölümüne ayırdılar. O sırada arkadaşlarıyla gittiği Almanya’da bir yıl mızıka ve bando eğitimi gördü. Rusların Almanya’yı işgali üzerine Türk askerleri Galiçya Cephesi’ne gönderilince Âdem de orada şifre eğitimi dersleri almaya başladı. Buradan Kâzım Karabekir Paşanın ünlü 55.Alayı’nda şifre çavuşu olarak Tiflis’e geldi. 1918’de Ruslarla Barış Anlaşması yapılınca köyüne döndü. Ermeni kuvvetleriyle savaşmak için önce Doğu Cephesi’ne, sonra da Kurtuluş Savaşı Cephesi’ne katıldı. 1921’de Kurtuluş Savaş’ı bitince köyüne döndü. Aynı yıl, öküzleri otlatırken Acıelma Tepesindeki bir pınarın başında gördüğü bir rüyada Belkiya (Nazmiye) adlı bir kıza bade içmesi sonucu âşık oldu. Bade içme töreninde kendisine Efkârî adını verdiler. Ondan sonra Âşık Efkârî diye çağrıldı.


Efkârî, 1923 yılında Nazmiye Hanım’la evlendi. Onunla yedi yıl evli kaldı. İkinci eşi de 1969 yılında yaşamını yitirdi. Efkârî, Ardanuç’ta arzuhalcilik ve dava vekilliği yaparak yaşamını kazandı. Son yıllarını Bursa’da büyük oğlu Servet’in yanında geçirdi. 15 Mayıs 1980 günü Ardanuçlu bu büyük usta, önemli halk şairi Bursa’da yaşamını yitirdi. Uzun yolculukların ve mücadelelerin yorgun yüreği, göğe komşu toprakların gezgin ve badeli şairi şimdi Bursa’da, Çekirge-Garipler Mezarlığı’nda yatmaktadır.


Yaşlılık günlerini yerel dille şöyle dile getirmiştir.


Boz bulanık nehir gibi çağlardım

Şimdi enginlendim akamiyerim

Belime tabanca kama bağlardım

Şimdi bir kayış da sıkamiyerim


Amberler sürerdim saçım tarardım

Kâküllerim bir tarafa kırardım

Elma gibi yanar, bıyık burardım

Şimdi aynalara bakamiyerim


Efkârî atlıdan geri kalmazdım

İniş, yokuş nedir zati bilmezdim

Dağları aşardım hiç yorulmazdım

Şimdi merdiveni çıkamiyerim


Âşık edebiyatının son temsilcilerinden biri olan Ardanuçlu Efkârî, Erzincan, Konya, İstanbul, Ankara, samsun Yemen, Basra gibi pek çok yeri gezer ve buralarda tanıştığı âşıklarla atışır. Ardanuçlu Âşık Efkârî şiirlerinde aşk, gurbet, ayrılık, ölüm, yalnızlık, özlem, toplumsal sorunlar, doğa sevgisi eğitim, kahramanlık gibi temaları işlemiştir. Kendisinde coşku dolu bir yurt ve Atatürk sevgisi vardır. İlerlemeden, çağdaşlıktan yanadır. Kültür emperyalizmine karşıdır. Cumhuriyet değerlerine sıkı sıkıya bağlı bir halk ozanıdır. Efkârî, her gittiği yerde okulları ziyaret eder, öğrencilerle şiirleri aracılığıyla söyleşirdi. Bu şiirleri Ardanuçlu Efkârî’nin Öğrencilere Seslenişi adlı kitapta toplanmıştır. Okulun birinde, sömürgeciliğe karşı olduğunu aşağıdaki dörtlüklerde şöyle dile getirdi:

GEL YETİŞ


Bıraktığın vatan gözü yaşlıdır

Büyük Atam memlekete gel yetiş

Yavrular her yerde bağrı taşlıdır

Atam durma bu millete gel yetiş


Kimse bilmez seçilenler hangi cins

Vatan kan ağlıyor olan hangi his

Ta Sivas’tan beri kurduğun meclis

Atam durma bu millete gel yetiş

…………..


Yadlar alıp gider öz malımızı

Çiçek bizim yadlar yer balımızı

Soymaya başladık birbirimizi

Muhtaç olduk kemaleten gel yetiş

………….


Söylüyorum Atam beyler darılır

Söylemesem efendiler kurulur

Korkarım ki yad ellerde kırılır

Bıraktığın şan şöhrete gel yetiş


Fakirleri hudut dışı sürdüler

Söz sohbet kesildi rahat oldular

Efkârî der yabancılar doldular

Yurdumuzda her soruna gel yetiş


Şiirlerini herkesin anlayacağı bir dille yazmış, şiirin insanın ruhunu genişlettiğini düşündüğü için sözcükleri tartarak seçmiştir. Şiirlerinde halk şiirimizin koşma, semai başta olmak üzere bütün türlerini kullanmıştır. Bunlarla birlikte Ardanuç rivayeti olarak belgelerde on bir halk hikâyesi de bulunmaktadır. On dört eseri bulunmaktadır; eserleri ve kendisine ait tüm yazılı kaynaklar kendisi tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı HOGEM arşivine verilmiştir. Onunla ilgili araştırma yapacak olanlar telif hakları gereği torunlarından izin alıp oraya gitmeleri gerekir.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör