Ara
  • NİLGÜN ÇELİK

Hasibe Ayten: Düşünmek ve yaratmak çileli bir yolculuk


Hasibe Ayten’le bundan yaklaşık on yıl önce tanıştım. Tanıştıran arkadaşım “Ankara’da dergi çıkaran ilk kadın,” demişti. O anda birçok şeyi merak ettim ama konuştukça dergiden çok dost yaklaşımında kaldım. Yukarıdan bakan, ezen, çok bilmiş, toy bir edebiyat severi gördüğünde bilge kesilen biri değildi. O günden sonra Hasibe Ayten benim Hasibe Ablam oldu. Tanıdığım ilk günden bugüne aynı samimiyette aynı dostlukla hiç değişmeden yürüdük. Onu her gördüğümde başka bir yanını tanıdım. Mütevazıydı, sevecendi, kucak açandı. Ama en etkilendiğim yanı yazmaya başlayanları yüreklendirmesi, vazgeçmemelerini öğütlemesi, onlara kendi tecrübelerinden bahsederek yol göstermesi ve elindeki imkanları sunuyor olmasıydı. Evet benim Hasibe Ablam’ı Ankara edebiyatında sevilir, özlenir, aranır yapıyor tüm bu kendi halleri.

Ben edebiyata gönül vermiş, herkesi destekleyen, çözüm yolları arayan, iyi yürekli bu insanla tanışmamın büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Bugün kendisiyle edebiyat yaşamını, dostlukları, vefasızlıkları konuşmak istiyorum. Onun ormana bakan güzel evinin manzarasında bir kahve eşliğinde bu soruları soramadığım için üzgünüm ama onun cümlesiyle “Ümidimizi yitirmiyoruz, mutlaka geçecek ve görüşeceğiz” diyorum.


Sevgili Hasibe Ablam, öncelikle yüz yılın virüsü bizim dönemimize, üstelik edebiyatta güle oynaya dayanışmayla güzel şeyler yaptığımız bir döneme rastladı. Öyle değil mi? Ne düşünüyorsunuz? Nasıl geçiyor koronalı günler?

Covid tüm dünyanın ölümcül korkusu oldu. Yazın dünyasının da yasaklı, maskeli tutsaklığı oldu. Ne ki bizler, bekleyişimizle, umudumuzla, yine buluşacağımız etkinliklerin özlemiyle üretiyoruz. Duyarlı yüreğimizle, her gün, virüsün aldığı canlarımızın acısını yaşıyoruz. Entübe olan insanlarımızın yaşadığı zorluğu yaşıyoruz. Yasaklara uymak için değil, ödevimi yapıyorum. Taşıyıcı olmamak için özen gösteriyorum. Tek başıma değilim, kitapların dostluğunda sizlerle beraberim. Bir an önce dünya biliminin çare bulmasını, bu ölümcül virüsten kurtulmamızı özgürlüğe kavuşmamızı diliyorum.


Hasibe Abla sizin cesur ve dirençli bir kadın olduğunuzu rahatlıkla söyleyebilirim. “Sesimiz” dergisini, dergicilikte uzun bir zaman, 142 sayı çıkardınız. Bize o dönemden bahsetmenizi istiyorum. Dergi çıkarmak hele de o yıllarda büyük cesaret olmalı. O yılların kültürel atmosferinden bahseder misiniz?

1970’li yıllar…Gençliğin verdiği güçle, azimle çıktım yola. Çok zor bir işe giriştiğimi bilemeden. İlk yıllar, zorunlu yayımlanan, içeriği zayıf olan bir dergi idi. Gücümden başka bir param da yoktu. Bir dergi, editörünün bilgisiyle gelişebiliyordu. Usul usul çevrem genişlemeye başladı. Görsel sanatlara da el atmıştık. Değerli usta ressamlar: Eşref Üren, Turan Erol, Nuri Abaç, Arif Kaptan, Hamiye Çolakoğlu, Kayıhan Keskinok ve niceleri. Genç yazıncılara, şairlere derginin kapısı açıktı. 1970 li yılların gençleri; Hüseyin Atabaş, Şükrü Erbaş, Özel Arabul, Yusuf Alper, Metin Altıok’un şiirlerini gören yazıncılar da katıldılar bize. Zaman, Cemal Süreya, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Metin Eloğlu, Attila İlhan, Cahit Külebi, Tomris Uyar, Turgut Uyar, Ahmet Muhip Dıranas, Gülten Akın, Vecihi Timuroğlu, İnci Aral, Ayla Kutlu, Selçuk Baran, Nedret Gürcan, Jülide Gülizar, Sunullah Arısoy, Burhan Günel, Ahmet Özer, adlarını sayamadığım niceleri. O yılların, şimdinin aranan yazarları dergimizin zenginliği oldular. O güzelim yazarlarla bir arada olmanın mutluluğunu ve anılarımın zenginliğini yaşıyorum. Abonelerin, toplu satışların dışında; 200 adet dergiyi, gazete, dergi ve ulaşabildiğim tüm yazarlara gönderiyordum, Aziz Nesin dahil.


Bugün edebiyatımızın önemli kalemleri ilk yazılarını Sesimiz dergisinde yayınlanmıştı. Kimdi bunlar ve nasıl bağlantıya geçmişlerdi?

Dergi sahibi olarak, öncelik (ben) değildim. Eline kalem alanlar, okuyanlar, araştıranlar önceliğimdi. Cemil Kavukçu, Özcan Karabulut, Şükran Farımaz ve çoklarının ilk yazıları deneme, öyküleri Sesimiz’de yayımlandı. Dergi kendi reklâmını kendisi yapıyordu. Yazın çevresi adını, içeriğini biliyordu. Kitapçılardan da ediniyorlardı. İşliğime gelen gençlere, eğiliyordum. Yetenekli gördüklerime, dergiye gelen yazıları, şiirleri seçmelerini, yardımcı olmalarını öneriyordum. Yusuf Alper, Yunus Koray, Hüseyin Atabaş arkadaşlarım, yardımcı oluyorlardı. Şair Özel Arabul’un, can arkadaşımın emeği de çoktu. Uzun süre derginin, yazı işleri yönetmeniydi.


Bir de o yılların getirdiği dostluklar var. Cemal Süreyya, Gülten Akın, Metin Altıok, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve daha birçoğu. Edebiyatımızın önemli isimleriyle geçirdiğiniz uzun yıllar. “Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor” kitabınızda da bahsediyorsunuz bu dostluklardan. Ama ben o günlerden size kalan güzellikleri merak ediyorum. Duygularınızı… Neler kaldı?

“Yaşam düş” demiş Borges. Yanı başınızdaki derya gibi yazar-şair dostlarımın gidişleri düş gibi. Az önce ayrılmışız sanısında olurum zaman zaman! Gülümserim, kerelerce okuduğum kitaplarını yine okurum. Anlatırım onlara güncel olayları, Covid canavarını, çıkmazlarımızı… Sevgili Nilgün, sen beni aylardır uyuduğum, yazamadığım, düşüncelerimin kilidini açan anahtar oldun. Yazmalıyım, anılarım benimle uyumamalı. Genç kuşaklara kalmalı, diyorum.

O günlerde de vefasızlık var mıydı? Sizi üzen insanlar mesela? Küsüp, çekip gitme isteği yaratanlar var mıydı?

Vefa daha ağır basıyordu. Düşünmek, yaratmak, çalışmak, okumak çileli bir yolculuk. O çileli yolculuğun meyvesi, okurların candan yaklaşımları değil mi? Ben, kendi adıma bir vefa beklemedim. Ama, el verdiğim gençlerin dizi dizi kitaplarını okumak, aranan yazar olmalarını görmek hep sevincim oldu. Örneğin: Cemil Kavukçu, Özcan Karabulut, Şükran Farımaz, Özel Arabul, Şükrü Erbaş, Yunus Koray, Yusuf Alper…ve niceleri! Engin gönüllü olmak güzel! Hepimiz neden okuyor, neden yazıyoruz? Okumalıyız, yazmalıyız. Bir geminin yolcuları, aynı rotada, aynı noktaya her seferde birer taş atarlarsa, orada kocaman bir ada oluşur. Kültür adalarının oluşması, insan yaşamının, emeğinin de gönenci olur, er-geç.

Derginin kapatılması başlı başına söyleşi konusu olabilir aslında. Türkiye’de siyasi atmosfer ağırlaşmış ve birçok şeyi değişmek üzere temeller atılırken derginin kapatılması sizde ve etrafınızdaki tüm dostlarınızda nasıl bir etki yarattı?

12 Eylül Diktası, kültür, edebiyat dergilerine değin el atmıştı. Pek çok yazar, arkadaşımız tutuklanmış, Ankara Mamak zindanında yatıyorlardı. Arkadaşlarımızın ziyaretine gidemiyorduk. Yasaktı. Dergimizin kapatılmasına gençler, okurlarımız hepimiz üzüldük. Yargılandık, aklandık ama ipin ucunu kaçırmıştık. Uzunca bir süre, yazın dünyasına değil, koşullara, yasaklara üzülmüştüm. Çağlayan suların önüne bent yapılsa da, sular yatağını buluyor yine çağlıyordu.

Bütün şiirlerinizi topladığınız “Suya Mühür” adlı şiir kitabınız, “Aynaları Değiştirin” adlı bir öykü kitabınız, “Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor” adlı anı kitabınız ve “Şiirden Damlayan Mektuplar” adlı mektup özelliği taşıyan kitaplarınız mevcut. Edebiyatın hemen hemen bütün alanlarında eser vermiş birisiniz. Şiirden vazgeçmeyeceğinizi biliyorum ama son dönemde benimle paylaştığınız yazılardan biliyorum mektup yazmaktan daha mı zevk alıyorsunuz?

8 kitabım var adımı taşıyan. Öykü yazarken, şiir gelip baş köşeye oturuyor. O zaman şiir yazıyorum. Anıları yazmak da, öykünün öteki adı değil mi? Evet, mektup yazarak, içtenlik, anlık duyumsamalar geliştiriyor kalemimizi. Aşk mektuplarıyla başlayıp, evrensel mektuplar yazmayı denedik. Yazının her dalını seviyorum. Önceliği hangisi kaparsa!


Sevgili Hasibe Ablacığım, sanatın bir diğer dalı da resim. Sizin bu sanata da ilginiz, yeteneğiniz olduğunu biliyorum. Kibele Sanat Evi’nden bahsetmek ister misiniz?

Sesimiz kapandığında, 40 yaşındaydım. 40 yaş çok genç olduğumuz bir dönemmiş. Kabına sığamayan coşkulu bir insandım. Görsel sanatları da seviyordum. O nedenle, birkaç arkadaşımla, Ankara Demirtepe’de Kibele Sanat Galerisini açtık. Kitap reyonumuz, hediyelik eşya reyonumuz da vardı. Yine, yazarlarımız da yanı başımızdaydı. İmza günleri düzenliyorduk. Gülten Akın, Behçet Aysan ve nicelerine. Hani derler ya: “Körle yatan şaşı kalkarmış” resim dersi almadım. Zaman zaman, renklerle oynamayı seviyorum. Çalışmalarımı, yazar arkadaşlarıma armağan ediyorum.


Payda yayınlarının 2019 da başlattığı Hasibe Ayten Şiir Ödülü yarışması var. 2019 da ilgiyle takip ettiğimiz yarışma 2020 de korona sebebiyle sesiz sedasız yapıldı. Ben yazarın adına düzenlenen bu tür yarışmaların yazar hayattayken yapılmasını çok önemsiyorum. Bu anlamda Payda Yayınları’nı kutluyorum. Siz neler hissettiniz adınıza düzenlenmiş yarışma projesini duyduğunuzda?

Yaşarken böyle bir ödül yarışmasının açılmasını, kansere yakalandıktan sonra istedim. Sevilesi yaşamdan geçip gideceğiz, dedim. Payda Yayınlarıyla anlaştık. Benden sonra da, yetenekli şairlerin adıma düzenlenen ödülü almalarını, dosyalarının kitaplaştırılmasını istedik. 2019’daki ilk ödülümüzü; “Göklerden Önce” adlı şiir dosyasıyla, sevgili Çağın Özbilgi aldı. Çok görkemli bir tören yaptık, Mülkiyeliler Birliği’nde. Ankara’da yaşayan bize katılan şair-yazar arkadaşlarımıza, şiirleri seslendiren sevgili Elçin Temel’e, Devlet Opera ve Balesinin önemli solisti; Mehlika Karadeniz’e ve seçiciler kurulunda yer alan arkadaşlarıma, teşekkür ediyorum.

2020’deki ikinci şiir ödülümüzü, Samsun Vezirköprü’de, sağlık personeli olarak çalışan, Hatice Tarkan Doğanay “Siyah Ceketli Kadınlar” dosyasıyla aldı. Kitaplaştırdık, dağıtıma verildi. Ne yazık ki, ödül törenimizi, Covid yasağı nedeniyle yapamadık. Aşılarımız yapılır, özgürlüğümüze kavuşursak, sevgili Hatice Tarkan Doğanay’a ödülünü sevgili yazar arkadaşlarımızla tanıştırarak , mutlaka vereceğiz.


Hasibe Ablacığım son sorum bugünkü edebiyat üzerine olsun. Yıllarınızı edebiyat ve edebiyatçılarla geçirmiş biri olarak bu günkü edebiyatımızı nasıl görüyorsunuz?

Sevgili Nilgün, güzel soru! Bugünkü edebiyat daha da gelişerek zirvede bence. Ülkemizin her yöresinden yazarlarımız seslerini duyuruyor. Derler ki, sanatın yüreği İstanbul’da atar. Ben buna katılmıyorum. Adana; Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Yılmaz Güney, Kemal Tahir ‘i dünyaya tanıtmıştır. İstanbul’a yerleşen; Attila İlhan, Turgut Uyar, Adalet Ağaoğlu, İnci Aral, Cemal Süreya, Murthan Mungan Ankara’nın yeşerttikleri, büyüttükleridir. Ankara, Cahit Külebi, Ahmet Muhip Dranas, Bilge Karasu, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Emin Özdemir, Ahmet Telli, Adnan Binyazar, Mehmet Eroğlu ve dahaları. İzmir’in yazarları da her zaman dayanışma içindeler. Bir de daha genç kuşak yazarlarımız çoğunluktalar. Ürünlerini elinizden bırakamayacak denli başarılılar. Yenilerin ilk kitaplarının çoğu usta işi. Adlarını saymak isterim ne ki, gözden kaçırdıklarımı incitmek istemem. Bugünün edebiyatçılarını alkışlıyorum, severek de okuyorum. Adlarını anamadıklarım, kitaplığımda, başucumdalar.


Tüm cevaplarınız için teşekkür ediyorum.

Bana böyle bir söyleşi olanağı verdiğin için ben de teşekkür ediyorum, sevgili Nilgün Çelik.