Ara
  • ZEYNEP BİLGİN

Hayatın çifte alevi


Bazı kitapları daha kapağını görür görmez ayrı bir yere koyarsınız. Bu genellikle bilinçdışında verilen bir tepkidir; sizi çeken, tarif edemediğiniz bir şey vardır sanki o kitapta. İşte, Octavio Paz’ın “Çifte Alev: Aşk ve Erotizm” kitabına karşı böyle bir çekilme yaşadım ben de… Kitabı elime alır almaz bir anda pek çok düşünce geçti aklımdan; “Octavio Paz şair değil miydi? Hımmm, bu kitap denemeymiş… Demek ‘çifte alev’, güzel isim… Kapak tasarımı da iyiymiş, renkler filan… Türkçe’ye de Tomris Uyar çevirmiş!” Bu son düşünce kitabı alıp bağrıma basmama neden oldu, yine istemsizce… Çünkü biliyordum ki Tomris Uyar’ın çevirdiği bir kitabı okuduğumda kesinlikle “yazar bunu mu kastetti acaba?” ya da “çok ‘çeviri kokuyor’ bu cümle” gibi serzenişlerim olmayacaktı. Büyük bir keyifle ve Türkçenin zenginliğine bir kez daha hayran olarak okuyacağıma emin olduğum bir kitap bulmuştum. Öyle de oldu…

Kitabın bu denli keyifle okunmasında Octavio Paz’ın şiirsel anlatımının düzyazıda da öne çıkmasının etkisi oldukça büyük… Şair kimliğiyle tanıdığımız Paz, yazılarında da güçlü kalemini konuşturuyor ve şiirsel dilini hiç yitirmiyor.

Yazar, bu kitabı ölmeden yaklaşık 5 yıl önce, 79 yaşındayken yazmış. Fakat kendisinin de önsözde belirttiği gibi aslında “yeniyetmeliğinde” başlamış kitabı yazmaya. Sonuç olarak, aşk ve erotizm üzerine yazılan bu kitap uzun yılların deneyimlerinden, gözlemlerinden ve okumalarından süzülerek ortaya çıkmış. Bize ise bu düşünsel yolculuğa eşlik etmek kalmış sadece…

Düşünsel yolculuk bu kitap için gerçekten son derece uygun bir tanım, çünkü aşkı ve erotizmi anlatırken geçmiş edebiyat ve sanat yapıtlarının yanı sıra mitolojiden, tarihten ve felsefeden yararlanıyor yazar. Ve bunu öyle incelikli dokunuşlarla, öyle yerinde tespitlerle yapıyor ki neredeyse her cümlede durup düşünme ihtiyacı hissediyorsunuz. Örneğin; erotizm ve şiir arasındaki bağlantıyı “erotizm bedenin şiiridir, şiir de dilin erotizmi” diye açıklıyor yazar. Bundan sonra ise cinselliği, erotizmi ve aşkı yeniden, kendine göre tanımlıyor. "Cinsellik, erotizm ve aşk aynı olgunun farklı yüzleridir, hayat dediğimiz şeyin görünümleri. Üçünden en eskisi, en anlaşılabilir, en temel olanı cinselliktir. Cinsellik, asal kaynaktır. Erotizm ile aşk, cinsel içgüdüden türeyen kalıplardır: Cinselliği sık sık bilinemez bir şeye dönüştüren billurlaşmalar, yüceltmeler, saptırmalar ve yoğunlaşmalar; tek merkezli dairelerde gördüğümüz gibi cinsellik, bir tutku geometrisinin merkezi ve eksenidir."

İki insanın birbirine kavuşmak için engeller aşmasına dayalı şiirler, şarkılar ya da masallar tüm kültürlerde ve halklarda vardır. Bu bakımdan erotizmi de yeniden düşünürüz, çünkü "Erotizm, her şeyden önce insana özgüdür. İnsanoğullarının imgelemi ve istemi sonucu toplumsallaştırılmış, değişime uğramış cinselliktir. Erotizmi cinsellikten ayıran en önemli şey, kendini açığa vurduğu kalıpların sonsuz çeşitliliğidir."

Yazar aşk için yaptığı tanımlardan birinde ise şöyle der; “Aşk tek bir insana çekilmektir: Bedene ve ruha. Aşk bir seçmedir; erotizm bir kabullenme. Erotizm -duygular aracılığıyla içeri sızan görünür bir form- olmadan aşk da olmaz, ama aşk istek uyandıran bedenin ötesine geçer ve bedendeki ruhla ruhtaki bedeni arar. İnsanın bütününü.”

Bütün bu alıntıları yazarın asıl amacının aşkı ya da erotizmi tarif etmenin ötesinde, insana ulaşmak olduğunu düşündüğüm için yaptım. Kitabı bitirdiğinizde başlangıcından günümüze insanlığın öyküsü üzerine kafa yorarken buluyorsunuz çünkü kendinizi. Üstelik yalnızca içinde bulunduğu toplum üzerinden değerlendirmelerde bulunmuyor yazar. Doğu’yu ve Batı’yı da kaplıyor düşünceleri.

Bu bakımdan oldukça ilgi çekici bulduğum bir bölüm var örneğin; yazar Doğu kültüründe aşkın ne kadar “kuraltanımaz” olsa da din çerçevesinde geliştiğini, Batı’da ise dinin dışında, hatta dine karşı geliştiğini ifade ediyor. Bu kesinlikle üzerinde düşünülmeye değer bir nokta bana kalırsa…

Üzerinde düşünmeye değer pek çok konu daha var elbette kitap boyunca. “Aşk metropollerde doğar” diyor mesela yazar bir yerde ya da “Kadın özgürlüğü olmadan aşk söz konusu değildir” diye yazıyor. “Mantığımızın ittiğini tenimiz bağrına basar” mı örneğin? Ben bu cümleyi uzunca düşündüğümü itiraf etmeliyim…

Kitap boyunca tarihin “tozlu” sayfalarında da gezinsek, felsefenin “derin” sularında da yüzsek kopmadığımız bir şey var: Şiir. Kendisi de bir şair, üstelik çok da iyi bir şair, olan Paz için şiir ve düşünce ayrılmaz bir bütündür. Bu nedenle de ana izleğimiz şiirdir kitapta ve öyle güzel örneklerle çıkıyor ki karşımıza bu şiirler edebiyatın gönendiriciliğini duyuyoruz tekrar tekrar…

Bilmiyorum sizler için nasıl bir okuma deneyimi olacak ama kendi adıma bu kadar çok cümlenin altını çizdiğim çok fazla kitap olmadığını belirtmeliyim. Öyle çok nokta var ki paylaşmak istediğim, sayfamızın sınırlarının buna yetmeyeceğini düşünüyorum. Son bir alıntıyla ve Octavio Paz’ın “Çifte Alev”ini kesinlikle gözden kaçırmamanız tavsiyesiyle sizleri aşk üzerine biraz daha düşünmeye davet ediyorum:

“Çift, bir anlık sürede, göz açıp kapayana kadar ne görür? Görünüşle gözden yitişin denklemini, bedenle beden dışının aslını, yücelikte eriyen varlık görünüşünü; katışıksız dirimi, zamanın bir yürek atışını.”



Çifte Alev: Aşk ve Erotizm, Octavio Paz, Everest Yayınları, Çeviri: Tomris Uyar, 220 sf

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör