Ara
  • DEMET EKER

Hepsi Kelepir Fiyatına


Nereden düştüm buraya? Tam olarak ne zaman başladı? Hatırlamıyorsun bile değil mi kızım bu noktaya gelişini? Hemen hatırlatayım sana, kırk beş metrekare salonda üçlü koltuğa sıkışmışlığınla. Zatıalileri koleksiyoncu olacakmış! Bak Bak! Daha evliliğinizin ilk yıllarında anlamıştın eşyalara düşkünlüğünü ama bu kadarı senin de aklına gelmezdi. Pes!

Evet, çok güzel. Bunu da alayım. Aaa, bu çok nadir bulunan bir eser; bu da bu da. Hay Allah, beş çuval yetmeyecek tüm bu antika müsveddeleri için. Ay tabii ki müsvedde değiller. Hepsi de orijinal! Efendim bazıları bohem, bazıları muranoymuş! Çekiç fiyatını hiç ummadığı kadar düşükten kapattıkları için verdiği peylerden hiç pişman değilmiş! Hepsi kelepir fiyatına! Yahu, kim bilir kaç kursa gidilirdi bu zımbırtılara verilen parayla. Sanki çok zengin paşam.

“Hayatım saat aldım bak. 1890 yapımıymış. Şu arkasındaki deformasyon 1. Dünya Savaşı’nda olmuş. Çok sıkışmış sahibi. Ona nereden mi gelmiş? Bilmiyorum ki.”

Bak daha dün gibi aklımda. Her şey seninle başladı 1. Dünya Savaşı gazisi sevgili köstekli saat. Seni de şöyle diğerlerinin yanına koyalım da artık şehadet mertebesine ulaş bakalım. Düşman kurşunundan değil evin içindeki düşmandan olacak ölümün. Hahahahahh!

Esra Hoca ne demişti? Öncelikle evdeki ölü enerji, güçlü ve taze enerjiyle yer değiştirmeli. Mesela yatak odası sakin ve huzur dolu olmalıyken salon daha dinamik ve canlı olmalı. Canım Esra Hoca, nasıl da aydınlattı beni. Ay hayır yani yıllardır o kurs senin bu eğitim benim dolaşıyorum; böyle tazelenmedim, aydınlanmadım. Deli gibi para saçıyormuşum lüzumsuz kurslar için. Pabucumun antikacısı, evi ölü enerjilerle dolduran benim sanki.

“Canım benim, evdeki enerjiyi dengelememiz gerek. Sen bu antikaları eve sığdırırken ben de diğer eşyalardan kurtulmak zorundayım. Yemek masası mutfakta var nasıl olsa, salonda olmayıversin, dedim. Kime mi verdim, sokaktan geçen hurdacıya tabii ki.”

Bak bu Bohem tarzdaki vazo da en sevdiği parçalardan. Victoria Dönemi’ne aitmiş. Sorup soruşturdum, dünyanın parasıymış. Sen çoluğun çocuğun nafakasını bunlara verirsin öyle mi? Aaa elimden nasıl da kaydı! Tüh kırılıverdi. Ay görünmez kaza, kırılır cancağzım. Eşyaya verdiğin değerin birazını çevrendekilere vermeye başladığın an üzülmezsin Bohem vazonun kırıldığına. Efendim neymiş, dünya mirasıymış, hepimize aitmiş bu parçalar. Hassas olunması gerekiyormuş.

Şekerim ben ne anlarım antikadan. Ofsayt nedir bilirim, arabayı kaldırıma sıfır park edebilirim, trafikte ruj sürebilirim. Neredeyse dört dörtlük kadınım ama antika denince bütün sinirlerim vücudumdaki tüylerin hepsini ayağa kaldıracak kadar zıplıyor.

“Sen benim muhteşem sevgilimsin, dört dörtlüksün hayatım. Sana tapıyorum ama yoga, reiki, feng shui derken iletişimimiz kopuyor. Eski heyecanımız kalmadı. O eğitimlerden vaz mı geçsen acaba?”

Bir de karşıma geçip beni ben yapan, hani onun muhteşem bulduğu özelliklerime sahip olmamı sağlayan eğitimleri bırak demişti beyefendi. Sen o bilmem kaç yıllık ıvır zıvırla evi doldur, neymiş ben eğitimleri bırakacakmışım! Yesinler senin harika fikirlerini.

Önceleri ayda yılda bir bi’ köstekli saat ya da Royal Copenhagen bir tabak alıyorken sonradan küçük(!) zevkini abartmasaydın bu hale gelmezdik. Evde üç gramofon da nedir? İlkinin gelişi dün gibi aklımda, hoşuma bile gitmişti. Salondan yükselen taş plak ezgileri hepimize iyi geliyordu. Hatta senin sayende Hamiyet Yüceses’i, Mustafa Sağyaşar’ı tanımıştım. Evin her yerinde “Geçmiş Güzel Günler” yankılanıyor şimdi. Diğer nağmelerin hepsi sustu beyefendinin abartma huyu sayesinde! Üçüncü gramafon geldiğinde çılgına dönüp zar zor sakinleşmemiş miydim? Unutma kızım bunları, senin için hırs olsun. Şu küçükleri doldurayım çuvallara sıra o gramofonlara, duvar saatlerine, sehpalara da gelecek. Sınırlı erkek doğanla ifratla tefrit arasında bocaladın be kocam.

Bense abartmayı hiç sevmem. Zaten o nedenle anlaşamıyoruz. Şunun şurasında yirmi sekiz tane masal terapisi, reiki, yoga, astroloji eğitimi almışım. Her alışkanlığın normali olmalı, ben normalim. Psikoloğa götürmeye de kalktın beni, kendin sağlıklıymışsın gibi! Fonda Zerrin Özer'den “Hekimden Sorma” şarkısı olsun lütfen.

“Bak tatlım, kendi kendine konuşmaya da başladın. Bir doktora gidelim, olmaz mı?”

Dört yıl, üç ay, on altı gün ve bilmem kaç saattir antika eşyayla dolu bu ev! Şöyle ortaya pilates matımı sereceğim, dinginleşip yogamı rahatça yapacağım beş metrekare alanım bile yok. Tezatların, muhteşem uyumu demiştin bizim için. Birimiz esmer, birimiz alabildiğine açık tenli; sen geçmişten beslenirsin ben modern zamanlar insanı, senin biriktirme huyun var benimse atma, dağıtma. Bak ne de güzel atacağım bunları. Kafayı da dağıtacağım haliyle.

“Hayatım, geçen sene aldığım mavi gömleği neden atıyorsun? Yeni aldığım gömleğin mavi olması eskiyi atmanı gerektirmez ki! Bıktım senin şu atma huyundan! Çok müsrifsin çok!”

Tüm bu eğitimleri nasıl tamamladım; ne saatlerimi günlerimi verdin, dirsek çürüttüm, kolay mı? Ahhh ahh! Mesela önce astrolojiye merak sardım, ardından tarot, onu rastalı saçlar takip etti derken reiki, yoga ve feng shui çıktı. Full eğitimli Selin. Hahahah! Insta’da paylaşmalısın bunu Selin. Aslında hâlâ bir kursa ihtiyacın var. Bak pek çok arkadaşın vegan oldu kızım. Acaba paketinde eksik eğitim mi var da bu kısım bir türlü olmuyor. Çok da uğraşmadım ya neyse! Antikaları çuvallara doldururken kendimle hesaplaşmam da ayrı bir ironi. Asıl trajikomik olan masal anlatıcılığı kursundan sonra masallardan nefret eden gergin bir kadın olmammış. Reiki ve feng shuiye o gerginliğe ilaç olsun diye başlamıştım değil mi? Evet, evet hep bu pis antikalar yüzünden.

“Bak Selin, katıldığın kurslar kafanı karıştırmaktan başka bir işe yaramadı. Bu kadar gereksiz bilgiyle benim tanıdığım Selin değilsin artık. Seni anlayamıyorum, tanıyamıyroum.”

Bense seni hep sevdim. Bu eşyalarla ilişkine tahammül edemediğim için bu duruma geldim. Okuyamadın! Bu kadar antikayı da nasıl taşıyacağım bilmiyorum ya haydi hayırlısı. Dolu başak eğilir, büyüdükçe mütevazı olmalıyız, hayatımızı yavaşlatmamız gerekiyor, politically correct davranmalıyız gibi bir sürü öğreti, bastırılmış bir saldırganlığa dönüşmüş meğer bende. Senin baskınla gittiğim psikolog tanı koymuştu. Yanlış tanı hanımefendi, benim sadece evin içinde birazcık alana ve beyefendinin ilgisine ihtiyacım var diyemedim tabii. Toptan delirttiniz beni. Ohhh şöyle mis gibi delirmek gibisi var mı? Hayır, delirmedim. Yenilmek yok. Şimdi güzelce bunları arabayı taşıyacağım sonra ver elini hurdacı. Hayatımı işgal eden, yaşam alanlarıma ortak olan tüm bu eski zımbırtılardan kurtulacağım. Kapıdan uzaktaki karşı duvara üçlü bir kanepe koyacağım ama duvarla kanepe arasında birkaç santimetrelik nefes payını unutmamalıyım. Tabii ki duvarları açık renkle boyadıktan sonra. Aynaların yarattığı illüzyondan da faydalanacağım elbette. Pencerelerin önünde kristal birkaç objeye ihtiyacım da olacak. Mükemmel enerjiler salona dolacak, sakinlik ve tazelik her yeri dolduracak. Ohh, ne de güzel olacak! Yaşasınnn!

Şimdi doğru hurdacıya Selin Hanım, şunlardan aldığın paralarla evi boyatma zamanı. Hahahahh! Bakalım bu sefer de hiddetlenecek misiniz Alper Bey?

Bir dakika, Alper değil mi o? Ne konuşuyorlar doktorla, ne demek akıl sağlığı yerinde değil? Nasıl yani, altı aylık bir tedavi için psikiyatri servisinde mi kalacağım? Ohhh mis gibi delirttiniz. Kelepir fiyatına hem de! Bak bu hastane odasına da ayna koymaları lazım, derinlik problemi var. Bir de ortaya plates matı istedim mi antikalardan uzak Allah’a yakın olurum.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör