Ara
  • MELİHA YILDIRIM

İnci Gürbüzatik’ten Binbir Masal Bir Kale


“Söz bir insanın onurudur. Biz böyle biliriz.”

-Karyalı Kadın’dan


Gürbüzatik’in Binbir Masal Bir Kale romanı, (Epsilon, 2019) Bodrum’da geçmekle birlikte yazar, çerçeve mekân olarak Bodrum Kalesi’ni almıştır. Okuyucuyu M.Ö. 1500’den günümüze kadar uzanan tarihsel zaman içinde bir gezintiye çıkarır. Yazar, 14.-15. yüzyıl, milattan öncesi, milattan sonrasıyla Bodrum’da yaşanan zaman, yakın geçmiş, dünle bugün şimdi hatta yarından sonra, hayal ötesi bile olacağını romana başlamadan haber verir. Bu gezintide bir masal anlatmayacağını belirten yazar, o nedenle evvel zaman içinde kalbur saman içinde demeyeceğini, onun yerine “bir kadırga deniz üstünde, hem de seyirdeymiş,” diyerek anlatmaya başlar. Okur bir anda milattan öncesine savruluverir. Hem de ne savrulma.


Fırtınaya tutulup, direkleri kırılan, yelkenleri yırtılan kadırga Venediklilerindir ve şans eseri bir limana sığınmıştır. Venedik Kadırgası, Kudüs’ten Rodos’a şövalyelerin yaşadığı bir kaleye, hem yük hem de yaşlı, bakıma muhtaç hasta hacıları taşımak için yola çıkmıştır. Provezza denilen Güney Ege’nin en korkulan fırtınasına dayanamamış, denizin ortasında yönsüz bir biçimde savrulmaya başlamıştır. Koca Venedik kadırgası köpüren dev dalgaların arasında artık hayalet bir gemidir. Fırtınanın etkisi yavaş yavaş azalıp, sis kalkmaya başladığında, Rodos Adası yerine Halikarnassos’a gelmişlerdir. Henüz hiç görmedikleri bu doğal limanı yeni keşfettiklerini zannederler. Oysa zaman 15. Yüzyıldır. Yazar, Halikarnasos’un tarihinin M.Ö. 1200 yıllarına kadar uzandığının, efsanelerle dolu Karya’nın başkenti olduğunun, bu nedenle sadece Türk tarihi açısından değil, birçok uygarlığa da vatan olduğunun öneminden bahseder.


İşin içine Karya Uygarlığı kadar Çelebi Mehmet de girer. Çünkü Karya kıyılarında yerleşik olan şövalyelerin kale yapma isteği Çelebi Mehmet’in cömertliği sayesinde gerçekleşmiştir. Menteşeoğulları Beyliği kendisine bağlıdır. Bu alan da o beylik içindedir. İzni alan şövalyeler kaleyi yeniden inşa ederler.


Görselliğin yoğun hissedildiği, gerçek şablonun kırıldığı, yerine geçmişten gelen daha karmaşık çatışmaların aldığı romanı, çocukların gözünden anlamaya devam eder okuyucu. Gerçek yüzü İngiliz tıpta sanat yapıcılar tarafından yanlış çizilen Karyalı kadının, binlerce yıl öncesinden buna itiraz etmek için gelmesi romanı hayli ilginç kılar. Artık çocukların yanlışlıkla bulaştıkları bu meseleyi çözmeleri gerekmektedir. Çirkin yapılan bir yüz Karyalı kadını mezarında rahat yatırmamıştır. Verilen sözlerle iç huzura eren Karyalı, lahdine girer ve sonsuzluğu sonsuza kadar orada kalır. Bunu başaran üç küçük gençtir. Yazarın çocuklarla arasının hayli iyi olduğu kullandığı dil ve onlara yüklediği ağır sorumluluklardan anlaşılmaktadır.


İnce Gürbüzatik’in, böyle bir romanı Poe’suz bir yere bağlaması düşünülemezdi elbette. Eğer metinler arasılık yapacaksa bu Edgar Allan Poe’nun bir eseri olmalıydı. Çünkü yıllarca Ankaralı okuyucuya Poe hakkında seminerler veren bir yazarın anlattığı kitapları okudukça sıranın Poe’ya da gelmesi beklenirdi. Söz konusu edilen Altın Böcek, eski kendi zamanından çıkıp, çocukların peşinden güncel zamana geçiş yapmıştır. Poe’nun zamanı olmayan bir yazar olduğunun bir kanıtıdır belki de Altın Böcek’in tüm zamanlarda olması.


Yazar, okuyucusuna belli izlekte kemikleşmiş bazı eserleri hatırlatsa da asıl beslenme kaynağı olarak Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı (1886-1973) almıştır. Bodrum civarında geçimlerini balıkçılıktan ve süngercilikten kazanan sahil kasaba ve köylülerinin yaşam serüvenlerinden konularını alan Halikarnas Balıkçısı kitabın bütününde çocuklara sürekli hatırlatılmıştır. Cevat Şakir –Halikarnas Balıkçısı- için Anadolu, farklı din ve kültürlere bağlı milletleri bir araya getiren, aralarında kan bağına yakın bir kaynaşma olan büyük bir mekândır. Anadolu insanının alın terini sömüren insanlara karşı, dozu yükseltilmiş tepkisinin temelinde de bu Anadoluculuk ruhu vardır.


Tarih ile şimdinin işlendiği roman, geriye dönüş teknikleriyle ve fantastik öğelerle bezeli, her şeyden söz eden bir üst kurmacanın içindedir. Bu yönüyle bakıldığında postmodern bir yaklaşımdan da söz edilebilir. Tarih ile tarih dışı, mekânla mekân dışı, ahlâk ile ahlâksızlık –kuzenlerinin Bora’yı tuzağa düşürmeye çalışmaları- kısaca her şey, her değer, birbirine karşı üstünlüğünü veya alçaklığını kaybeder ve eşitlenir.


Kitabın dili hakkında söylenecek en güzel yanlarından biri yazarın ad ve sıfat tamlamalarını yerli yerinde kullanmasıdır. Bu da Türkçeye hâkim olduğunu göstermektedir. Örnek vermek gerekirse; Ağır bedenli dev kertenkele, Açmış palmiyenin gölgeli şemsiyesi, Ucu kalkık demir çıkıntı, Ölümün bekleme odası olan bu insan deposu, Kahverengi, siyah, bakır yansımalı yaşsız, beyaz gözlü kör bir köpek!, Yaşam döngüsünün ağları, Telaşlı dokuma kelebekleri, Açık kapının pervazı.


Bileklerine kadar uzanan bağcıklı Bodrum sandaletleriyle, ışıltısından ham ipek olduğu anlaşılan Karyalı kadının omzunda güve kelebekleri uçuşurken, ensesinde serbestçe topladığı saçlarını altın bir tarakla tutturduğu başında yapraklı altın tacı, boynundaki gerdanlık ve kulaklarından sarkan küpeleri, elinde mucizevî biçimde ışık saçan Doruklar Ülkesi Karya’nın sembolü olan çift başlı baltası labris ve yanında Saint Jean Şövalyelerinin siyah bakır renkli kırçıl cirsuni cinsi köpeğiyle kalenin derin kuyularında bambaşka bir dünyanın görüntüsü içinde dolaşan, yeni bir Harry Potter neden olmasın?


İnci Gürbüzatik

Binbir Masal Bir Kale

Roman / Çocuk, 192 s.

Epsilon Yayınevi, 2019


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör