Ara
  • ONUR AKYIL

İleti


Adam gecenin bir yarısı, sarhoş olmadığı halde, başka insanları izlediği ve başka insanların onu izlediği sosyal medya denen yere şunları yazdı: “Üç gün sonra, 15 Şubat akşamı, saat 20.20’de kendi arzumla hayatımı sonlandıracağım. Lütfen benimle ilgili, iyi ya da kötü hiçbir şeyi benden saklamayınız. Buradan, her şeyi ama her şeyi çözmüş olarak, öğrenmiş olarak ayrılmak istiyorum. Evet, bu çağrım hepinizedir. Bir de küçük ricam var; yorum yapmayınız, ifade bırakmayınız, mesaj atınız. Size mutlaka döneceğim”. Sonra sallanarak yatağına gidip bir süre sağa sola dönüp uyudu.

Öğlene doğru uyandığında heyecan içindeydi, bu günü saymazsa, iki gün sonra, akşam bu dünyadan ayrılacaktı ve işte şimdi, gidip bilgisayarını açtığında, kim bilir neler öğrenecek, nelerle yüzleşecek ve nelerin farkına varacaktı. Fakat bilgisayarı çat diye açamayacağını anlamıştı, eli ayağı birbirine dolanıyordu, bir kahve yapmalı, bir sigara yakmalı, sonra mümkün olduğunca ağırdan alarak bilgisayarını açmalı ve iyi ya da kötü her şeyle öyle yüzleşmeliydi. Evet, böyle yapmalıydı, mutfağa yöneldi. Elini kahve kavanozuna attığında, giyinmesi ve dışarı çıkması gerektiğini anladı, kahve bitmişti. Buruldu. Bir sigara yakıp durumu savuşturmak istedi ama sigarası da kalmamıştı. Çaresiz yatak odasına dönüp dolabını açtı ve bir kazakla, bir pantolon aldı. Pantolon belinden düşer gibiydi, yarım saat kadar, ölmeyi tercih ettiği için darmadağın olan evinde kemerini aradı. Kemeri buldu, beline taktı ve tokayı tam kapayacakken, biraz sert çekmiş olmalı ki tokayı kopardı. Sinirlenmemeliydi; bir eliyle pantolonun bir köşesini tutup çekerek paltosunu giydi ve pantolonunu düşmemesi için bırakmadı. Evden çıktı.

Neyse ki gittiği markette kahveler ve sigaralar, olmaları gereken yerde, bol bol onu bekliyorlardı. Tam tamına kaçmamış olan keyfi, içinde bir yerde yeniden yeşillendi, gülümsüyordu, sevdiği kahvelerden birkaç tane aldı, kasaya gitti, içtiği sigarayı söyledi. Kasiyer kız bu dünyadan olmayan tavırları ve sesiyle, yirmi lira sizin, dedi. Boşta duran elini pantolonun arka cebine attı adam, cüzdanı yoktu. Pantolonun bir sağ cebine, bir sol cebine baktı tek eliyle, sonra da paltosunun. Para da yoktu. Eve dönüp para alması gerekiyordu. İşte şimdi canı sıkılmış, yüzü gerçekten düşmüştü. Kasiyer kıza aldıklarının kasada kalmasını, hemen döneceğini söyleyip eve gitti. Cüzdanını da bulması epey sürdü; o küçük, kahverengi deri şey, kedini nasıl olduysa televizyonun arkasına gizlemişti. Hızlı hızlı evden çıktı, markete gitti, markete girdi ve kasanın önünde gördüğü kuyruğa inanamadı. Gidip kuyruğun en arkasında yerini aldı ve elbette bir eli hâlâ pantolonunu tutuyordu.

Sonunda sıra ona geldiğinde, kahvelerim ve sigaram vardı, diyerek kasiyer kıza gülümsedi. Kasiyer kız, müşterilerden birinin kahve almayı unuttuğunu ve sırasını kaybetmemek için kasanın yanında duran kahveleri adlığını, o an müşteriye, alamazsınız, diyemediğini söyledi ve sigarasını uzattı. Adam sigaranın kalmasını işaret ederek kahve reyonuna yöneldi ve yeniden kahve aldı ve yeniden sıra bekledi ama sonunda kahvelerini, sigarasını alıp evin yolunu tuttu. Evet, canı sıkılmıştı sıkılmasına ama sosyal medya iletisinden alacağı karşılıkları düşünerek kendini diri tutuyordu.

İşte evdeydi, sigarası ve kahvesi de vardı, mutfağa geçti. Su ısıtıcısına su koydu. Isıtıcıyı, yuvarlak yuvasının üzerine yerleştirdi. Düğmesine bastı ve küçük kırmızı ışığı görmek için, ısıtıcının yan tarafına baktı. Kötü talih ki küçük kırmızı ışık yanmıyordu. Prizi kontrol etti, fiş takılıydı; ısıtıcıyı eline aldı ve yuvasına bu defa çok ama çok önemli bir iş yapıyormuş gibi yerleştirdi. Hayır, ne acı ki ısıtıcı çalışmadı. Adam bu defa bozuntuya vermedi, çaydanlığı aldı, suyla doldurdu ve ocağın üstüne koydu. Ocağın küçük olan ağzını yakan düğmeyi çevirdi, çakmağı çaktı. Çakmak zar zor yanıyordu ama ocak alev almadı. Adamcağız ne yapsın, ocak ağzındaki demiri kaldırdı, yeniden yerine oturttu, düğmeyi çevirdi, çakmağı çaktı, hayır ocak yanmadı, alev almadı. Alt mutfak dolabını açıp tüpü şöyle bir salladı, tüp bitmişti. Anlaşılan o ki bilgisayarın başına kahvesiz geçecekti. Cep telefonunu geçen hafta satmış, hiç tableti ve lap top’u da olmamıştı. Çok ama çok önemli şeyler beklediği sosyal medya mesajlarını da gidip diken üstünde, bir internet kafede okumak istemiyordu, üstelik sigara şansı da olmayacaktı.

Bilgisayarın başına geçti ve düğmesine bastı, bilgisayar açıldı. İşlerin bir nebze de olsa yoluna girdiğini düşündü adam ve sigara paketinden çektiği sigarayı, havada takla attırıp ağzıyla tuttu, yaktı. Derin mi derin bir nefes çekti. Google’ın alacalı beceli yuvarlığına tıkladı, sosyal medya hesabına girmek için. Karşısına o gri dinozor çıktı. Bir daha denedi, ikinci denmesinde dinozorun gözlerinde güneş gözlüğü olduğunu fark etti, kahkaha attı. Elinin tesadüfen değdiği tuş, dinozoru harekete geçirdi. Adam bir süre anlamsız br yüz ifadesiyle dinozoru koşturdu. Sonra, gerçek sıkıntısı onu yeniden sardı.

Dışarı çıkıp kahve içecekti; istediğinin bu olması hoşuna gitti. Demek hâlâ yeterince kopmamıştı hayattan, sevindi. Üstelik kimin ne yazdığına, ne cevap verdiğine dair bir merakı da kalmamış gibiydi.

Her şeyin böylesine boktan olduğu, ters gittiği, insanı huzursuz, mutsuz ettiği bir dünyada, insanın kendisini öldürmesinden daha saçma bir şey de olamazdı zaten. Ölmekten vazgeçti. Kemer alacaktı, sonra da kahve içmeye gidecekti.

İnsanlar ona dair düşünceleriyle ne istiyorlarsa yapabilirlerdi.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör