Ara
  • GÜLŞAH AKBULUT

“İstanbul 918 Teşrinlerinde”


Polisiye edebiyatımızın önemli isimlerinden Suat Duman etkileyici bir eserle daha karşımızda. On kitaplık polisiye seri olarak planlanan eser “1918” ana başlığında ilk iki kitabını okura sundu: “Kalbim, Kimsesiz Yurdum” ve “Ah Dehşet, Dehşet Dehşet!” Her eserinde farklı bir tarz deneyen, macera ruhunu asla geride tutmayan yazar, bu kez tarihin taa içinden, en kuvvetli yerinden belki, okura seslenmeyi tercih ediyor. Popüler kültürün tarih beklentisinden uzak, yaratıcı bir zemine yayılmış 1918 yılı İstanbul’u, İngilizler, Fransızlar, bütün işgal kuvvetleri... Tüm kaygı ve karmaşa içinde yarının, belki günün aydınlık yüzü, dedektif Ferda ve gazeteci arkadaşı Miette’in hikâyesi. İstanbul’un işgal edildiği gün Doğu Ekspresi’nde maceraları başlıyor ve biz de onları tanımaya başlıyoruz: “Arkadaşım, meşhur Fransız muhabir Miette, bana gelince, Seyfettin Paşa’nın hayatta kalmayı başarmış tek evladıyım. Hukuk eğitimi almak üzere yıllardır Fransa’da yaşıyordum ve adli tıp alanındaki birikimimle Fransız emniyetine birçok olayda yardımcı oldum. Adım Ferda.” Eserdeki tarihi zemin okuru korkutacak cinsten değil, aksine ipuçları ile bezenmiş bu gizemli atmosferde gayet yalın, fikirlerde boğulmayan gerçek bir macera var.


Arabası bal kabağına dönüşse de yoluna devam edecek kadınlar vardır!


Serideki kadın dedektif, geçmişteki örneklerden biraz farklı, temelde elbette klasiklerle

örtüşebilir fakat Çekirge, Tilki, Şeytan gibi sıfatlara ihtiyaç duymayan bir kadın var

karşımızda: Ferda. O da her muamma çözücü gibi ikna edici akıl yürütmeleriyle yolunu

çiziyor fakat ekstra bir sıfata ihtiyaç duymadan, kadınlığını kullanmak tabirine uymadan

bütün bir insan olarak var olabiliyor. “Kadın” sözcüğünün kendisi bile her şeyin önünde bir

sıfat gibi durur, hep yaslanması, yaslanılması gerekir ona, tek başına varlığını sürdürmesi

imkân dahilinde değildir kimi zaman çağdaş dünyada bile. Ferda’nın İstanbul boğazına

bakışında bunu biraz olsun görmek mümkün: “Ferda için burası bir manzaradan fazlasıydı.


O boğazın iki yana akan esrarengiz sularına, sisin, rüzgarın, martıların, âşıkların

birleştirdiği iki kıtanın kıyılarına baktığında kımıldanan yeni yüzyılı, yeni insanı, geleceği

görüyordu.” Ferda’nın yakın arkadaşı Miette ise ondan biraz farklı, aralarındaki ilişkinin

serinin devamında nasıl evrileceği de merak konusu.


“Biz ki İstanbul şehriyiz”


Eser boyunca Miette’i anlatıcı konumunda görüyoruz. Bu da eseri tarihin ezberinden,

kalıplardan çıkarıp romantik bir atmosfere sürüklüyor. Dengeyi muhteşem şekilde kuran,

elbette akıl yürütmelerle muamma çözme çabası; dozu aşılmamış bir romatizm ve tarihin aklı

takip eden sahiciliği. Diyaloglardaki güç, hareket halindeki betimlemeler sürükleyiciliği

artırıyor. Heyecanın doruğa ulaştığı, zirvenin sizi sardığı yeri görmek zor gibi gözükse de

eserler kişi bakımından zengin, fazlalık hissettiren kimse yok denebilir. Tarihi kişiler de fonda olayların içinden bir an için geçen ve ilerledikçe size, “Aaa Nâzım Hikmet değil miydi o?” gibi anlık tatlar bırakacak cümleler kurduran türden. Ancak eserlerin bütününe bakınca

Mustafa Kemal’den başlayarak onun da esinlendiği Namık Kemal’in, İstanbul’u “Sis”lerin

ardından gören Tevfik Fikret’in sesini ara ara duymak da mümkün. Ferda isminin ve onun

söylediklerinin bizi götürdüğü yerlerden biri de burası, örneğin insanların kendileri için bir

kavga vermeye hazır olup olmadıkları üzerine Ferda’nın yanıtı net oluyor: “Hiç olmadığı

kadar hem de. Şimdi tek bekledikleri, kavgayı yönetecek adamın doğru zamanı söylemesi. O

zaman göreceksin, üstü başı yanıp kül olmuş, ölüden beter haldeki bu insanlardan nasıl pırıl

pırıl bir cevher ışıyacak. Yıllar var ki en derinde unutulmuş, ham bir cevher, hepimizin

gözünü kör edecek mükemmel bir cevher!” Ferda maceralar boyu tuhaflıklarla karşılaştıkça ya fısıldayarak ya da en kararlı, güçlü sesiyle kesip alıyor alması gerekeni, Miette anlatımıyla

yumuşatırken olanı biteni.


1918/1

Kalbim, Kimsesiz Yurdum

Suat Duman

Roman, 88 s.

Alakarga Yayınları, 2020.







1918/2

Ah Dehşet, Dehşet Dehşet!

Suat Duman

Roman, 120 s.

Alakarga Yayınları, 2020.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör