Ara
  • NİLGÜN ÇELİK

Jale Sancak: "Edebiyat uyanışa neden olur."


Jale Sancak annesinin çocukluk döneminde kendine okuduğu kitaplardan etkilenerek edebiyata ilgi duyuyor. Lise yıllarında Türk şairlerini keşfedip şiir yazmaya başlıyor ve şiirleri çeşitli dergilerde yayımlanıyor. Daha sonraki yıllarda öykü ve romana da ilgi duyarak eserler vermeye başlıyor. Bıçkın Melek, 2001 yılında Haldun Taner Öykü Ödülünü, Fırtına Takvimi, 2014 yılında Duygu Asena Roman Ödülü’nü Uyanan Güzel, 2018 yılında Attilâ İlhan Roman Ödülü’ne layık görülüyor.

Sanatın bir diğer dalı tiyatro ve radyo oyunlarında da Jale Sancak’ın adını duymak mümkün. 2015 yılında Tiyatro Kara Kutu’da yazdığı tek kişilik oyunu hem yönetti hem oynadı. Belki de şiirden de önce radyo oyunları vardı. Söyleşimizin ağırlığını, son kitabı Lodosla Gelen oluştursa da bütün bunları kendinden dinleyip, okuyalım istiyorum.


Annenizin kitap dostu olduğunu ve kitaplarla sizi onun tanıştırdığını biliyorum. O sizin eserlerinizi okuyabildi mi? İlk kitabınızı elinize aldığınızda annenizle paylaşabildiniz mi? Nasıl bir atmosferdi o an?

Evet, tam bir kitap kurdu olan annem sevdirdi bana edebiyatı ve ne mutlu ki o da benim kitaplarımı okudu, okuyor. Elbette yayınlanacağını duyunca çok mutlu oldu. Ben de heyecanla, kıvançla uzattım ilk kitabımı ve teşekkür ettim anneme.


Bu yılın ağustos ayında okurla buluşan Lodosla Gelen kitabınızın çok taze bir ödülü var, Muratpaşa Belediyesinin düzenlediği “Muratpaşa Yılın En İyi Öykü Kitabı” ödülünü aldı. Çok yeni bir ödül ne söylemek istersiniz?

Tam bir sürpriz oldu çünkü bizler ödüle bizzat katılmıyoruz, kitapları jüri üyeleri seçip değerlendiriyor. O nedenle herhangi bir bilgim yoktu katılım konusunda. Haberi alınca mutlu oldum elbette, kıvanç duydum. Usta edebiyatçılardan oluşan değerli bir jüri tarafından ödüllendirilmek çok kıymetli tabi.


Lodosla Gelen kurgunun da karakterlerin de zengin olduğu bir eser. Ben bu zenginliği sakin üslubunuza dikkatli gözlemlerinize bağlıyorum. Yanılıyor muyum? Sakin bir dille öykünün temasını bu derece başarılı okura vermeyi nasıl başarıyorsunuz?

Yorumunuz için teşekkür ederim. İnsana dair sorunlar, meseleler bağırmadan da anlatılabilir diye düşünüyorum. Zaten yaşadığımız dünyada, içinde bulunduğumuz koşullarda hem toplumsal hem bireysel meselelerin -ki aslında birbirinden ayrı düşünmek pek mümkün değil onları- kendisi öyle devasa ve zor ki, işte onları seçip anlattığınızda ses tonunuzun, söyleme biçiminizin bu gerçekliğin önüne geçmemesi gerekiyor.


Evet sizin biriciğinize yani şiire gelelim istiyorum. Öykülerinizde, romanlarınızda şiirin naif tadını hep hissettiriyorsunuz. Son kitabınızdan birkaç cümle alıntıladım. Denizin çığlıklarına uzanıp uyuduğunda, s,97, …ıssızlıkta ayaklanmış bir maviydim, öyle sanmıştım. S,104, sevişmelerimizi yaktılar, s, 104, Evlerin insansız yüzüne bakıyordu. S,31, gibi… Şiirin birçok türü beslediğini düşünüyorum. Sizin düşünceniz de bu yönde midir? Şiir türleri besler mi yoksa bir alışkanlık mıdır?

Bence bütün türler, hatta sanatın tüm dalları birbirini besler, şiir de elbette. Belki de en çok o. Lâkin şiirsel anlatıma yakın durmak, evet, bu bir seçim bana kalırsa. Yazmaya şiirle başladım ben, bir süre de ciddi ciddi şiir çalıştım, düzyazı sonra geldi. Alışkanlıktan çok böyle söylemeyi sevmek, dil işçiliğini, estetiği önemsemek diyebiliriz. Ayrıca dil benim için hep öncelikli oldu. Bu söyleme haliyle çok uğraştım diyebilirim.


Son kitabınızda Arka Pencere adlı öykünüz en sevdiğim öykülerinizden biri oldu. Sizin cümlenizle anlatmam gerekirse; “insan insanın acısına sağırken…,” diyorsunuz. Günümüz insanının sorunu bu: Kendisine dokunmayan hiçbir durumla muhatap olmaması, daha fena görmezden gelmesi. Ve böylece yalnız insanların travmalarla yaşıyor olması. Öykünüzü bu anlamda çok önemli bulduğumu belirtmek isterim. Benim sorum şu size: sizin Hep Kitaptan çıkan Uyuyan Güzel adlı romanınızdaki umudu, inancı ve insan sevgisini nasıl yeşertiriz. Travmalı bir toplumdan uzaklaşabilir miyiz? Edebiyat yeterli midir bunun için?

Uyanan Güzel’de aslında acılardan sonra bir uyanış gerçekleşiyor, edebiyat ise o uyanış yolculuğunda yön bulmaya katkı sağlıyor, yaraları biraz da olsa sarıyor. Edebiyat daha iyi bir dünyanın olabilirliğini imlerken aynı zamanda uyanışa da neden olur. Tabi okunduğu ölçüde. Yaşanılası bir dünyanın arzulanması ya da umut kadar öfke de duyurabilir. Bu öfke yararlı, değişimi getiren bir öfkedir. Öte yandan tek başına travmaları giderebileceğini söylemek pek gerçekçi olmaz, hatta biraz da haksızlık olabilir edebiyata.


Kitaba adını veren Lodosla Gelen öykünüzü kurgusal açıdan konuşmak istiyorum. Can yakıcı olaylar ve kader, yakılıp yıkılan dünyalar lodos rüzgarının şiddetine eş tutuluyor. Covid olmasa teknik olarak bu öyküyü yüz yüze konuşmak isterdim. Hiçbir detayı vermeden olayı anlatıp kurgu ve öykü çıtasını nasıl bu kadar yükseltebiliyorsunuz?

Ah elbette ne güzel olurdu yüz yüze sohbet. İnsanın kendi yazdıkları üzerine yorum yapması -neyi neden ve nasıl yoğurduğunu bilmesine rağmen- sahiden zor. Yazarken aradan kaç yıl geçerse geçsin arayış hiç bitmiyor, bitmemeli de. Bu kez nasıl aktaracağım, nasıl biçimleyeceğim, örgüyü nasıl gerçekleştireceğim, karakterleri nasıl yansıtacağım uğraşı anlatılacak mesele ile paralel yürüyor. İşte o zaman yaratım ve üslup oluşturma edimi başlıyor, kurgunun matematiğiyle, atmosfer yaratımıyla, dille, bakış açısıyla, kısacası teknikle uğraşmaya başlıyorsunuz. Bir edebi metin sadece anlatacağımız konu/tema/çatışmadan ibaret değildir çünkü, bundan çok daha fazlasıdır. Hal böyle olunca yazılanı epeyce ve yeniden yeniden çalışmak gerekiyor.


Bir önceki sorumun cevabı belki de Galapera Sanatevinde. Evet ismi bile davet ediyor beni. Merak ettiğim ve İstanbul’a geldiğimde özellikle uğrayacağım bir mekân. Siz öyle naif bir cümle ediyorsunuz ki “ben bir kılavuzum, o cevherin farkına varmalarını sağlıyorum, birlikte edebiyat okumaları yapmak, okunanları heyecanla paylaşmak hepimiz için çok kıymetli.,” diyorsunuz öğrencileriniz için. Bu mütevazi cümleden Galapera atmosferini hissedebiliyorum. Orada neler oluyor? Ve tabii nasıl geçiyor covidli günler?

Bütün bu söylediklerimde gerçekten samimiyim. Galapera da öyle bir yerdir. Küçük, sıcak, dost bir mekân. Uzun yıllar boyunca birçok edebiyat etkinliği yaptık önceki yerimizde. Söyleşiler nedeniyle Türkçe edebiyat geçti Galapera’dan diyebilirim. Şimdi başka bir binadayız, alanımız küçük, o nedenle sadece edebiyat, öykü, roman atölyeleri yapabiliyoruz artık. Tabi covid nedeniyle online olarak. Nisan ayından beri kapalı Galapera. Umarım bu musibetten bir an önce kurtulur, sevgili mekânımıza dönebiliriz.


“Katıydın hep anne, senin doğruların vardı yalnız.” s,20, diyen bir kahramanınız var. Aslında örselenmiş, küskün kahramanlarınızdan biri. Sizin bu tür kahramanlarla okura vermek istediğiniz bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

Mesaj vermekten ziyade insanlık hallerini, insana dair açmazları, gene kendi dert edindiğimiz açmazları, engelleri okurla paylaşmak isteği diyelim. Malum dünya da dertli bir yer.


Yine aynı öykü Dünya Dünya’nın teknik açıdan da konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Öyküde bir anlatıcı var fakat o zaman zaman ikinci planda kalıyor, kahramanlar iç konuşmayla öyküyü kuruyor. Bu hem okuru hem öyküyü dinamik tutuyor. Bize bundan bahseder misiniz?

Ben o öyküde şöyle bir şey denedim. Ara ara girip çıkan, hareketleri betimleyen bir o anlatıcı var ama asıl anlatıcılar diyalogları ve iç monologları olanlar. Dört kişi. Yer yer birbirleriyle konuşuyor, sonra içe dönüp kendileriyle konuşuyorlar. Diyaloglarda söylenmeyeni iç konuşmalarında söyleyip tamamlıyorlar. Dinamik bulmanıza çok sevindim. Ben öykünün dinamik bir anlatı olduğunu, olması gerektiğini savunurum hep.


Tiyatrodan ve radyo oyunlarınızdan bahsedelim. Nasıl başladı, şu an yeni bir çalışma var mı? Ve Galapera’da bu konuda atölyeler mevcut mu?

Radyo oyunlarını epey önce, hayli gençken yazdım. Yirmi kadar sanırım. Çünkü ben radyo oyunlarıyla ve tiyatroyla büyüdüm. Ara ara sahne için oyun yazmaya devam ediyorum. Oğlum oyuncu, kendi tiyatrosu Kara Kutu’da sahneliyorlar. Ben de 2014-2015 sezonunda iki müzisyen arkadaşımla birlikte, metnini de yazdığım tek kişilik bir gösteri sahneledim. Çok da keyif aldım. Pandemi biterse bu kez İstanbul’la ilgili bir metin yazıp oynamayı düşünüyorum önümüzdeki yıl. Galapera’da zaman zaman oyun yazarlığı ve senaryo atölyeleri düzenliyoruz.


Jale hocam son olarak kitabınızı çok beğendiğimi söyleyip yeni çalışmalarınız var mı diye sormak isterim. Ve zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Teşekkür ederim, beğenmenize çok sevindim. Şimdilerde bir roman yazıyorum, ağır ilerliyor yoğunluktan, gelecek sonbahara bitirebilmeyi umuyorum.