Ara
  • SALİH KURT

Kılıç ve Gezegen


“Uygar insanlar, barbarlardan daha kabadırlar çünkü genel olarak, kafatasları parçalanmadan da kabalaşabileceklerinin farkındadırlar.” – Robert E. Howard


Her alanda olduğu gibi gerek çağın getirdikleri gerek başımızdan aşağı boca edilen reklâmlar, gerek üzerimize biçilip “işte bu giysiyi giyeceksiniz, itaat edin sevgili kuklalar,” denilerek giydirilen giysiler nedeniyle öykü dinleme ve öykü ihtiyaçlarımızda da birtakım değişiklikler oluşmuş ve oluşturulmuştur. Modern dünyanın öykü getirilerinde her ne kadar alt metin arayışları, doygunluk ve olgunluk gibi faktörler okurken yüzümü gülümsetse de her geçen yılla birlikte, öykülerin sunumunun yapılabileceği her sanat formunda (sinema, edebiyat, tiyatro hatta artık rahatlıkla bir sanat formu kabul edilebilecek olan bilgisayar oyunları) tek bir öğenin sürekli azalması rahatsız edicidir: “Macera Duygusu”. Sunum ve kullanım bakımından belki de metinleri basitleştirdiği, konuları iki boyuta indirgediği gerekçesiyle uzak durulmaya çalışılan ve bir türlü doygunluğuna ulaştırılamayan “macera duygusu”nun yitimi ile sanatçıların farkında olmadan yaptıkları şey, eserlerinin içinden “eğlence” faktörünü de söküp çıkarmalarıdır. Çocukluğunuzu hatırlayın. Köyde veya bir parkta dolaşırken sizi heyecanlandıran şeyleri düşünün. Tahtadan bir kılıç, ağaç gövdelerinden dev yaratıklar, bir yerden aşağı kayarken duyduğunuz heyecan… Elbette sonrasında yorgunlukla çimlere uzandığınızda gökyüzünü ve bulutları izlerken, her ne kadar naif çocuk düşünceleriyle de olsa dünya, yaşam ve çevre üstüne düşündükleriniz de anılarınızın lezzetli kısımlarıdır ancak bu tatlı sona sizi hazırlayan şey her zaman doyumuna ulaştığınız macera hissidir. Ya da küçükken dinlediğimiz masalları öyküleri hatırlayalım. Dikkatiniz ne zaman dağılacak olsa ne zaman ki dev yaratıklarla sürdürülen savaşlar, kahramanlıklar ve epik öğeler devreye girerse öykü o zaman güzelleşmeye başlamaz mıydı?

Macera duygusundan hızla kaçınılmaya çalışılan bir çağda, artık ölmekte olduğu düşünülen bir bilim kurgu veya bilim fantezi türünden bahsedeceğim; “Gezegen Macerası” (Planetary Romance) veya bir başka şekilde tanımlamayla “Kılıç ve Gezegen” (Sword and Planet). Tür, temel olarak farklı bir gezegende ve çoğunlukla o gezegene tek başına, bir şekilde giden insan kahramanının maceralarını konu alır. Genel olarak gidilen gezegendeki fütüristtik ortama karşın insanoğlu ilkel haliyle (kılıç ve büyü çağıyla) temsil edilmektedir. Bu bakımdan bu tip romanların ve öykülerin, insanın temel dürtüleri karşısında uygarlığın basitliğini irdeleyen yarı-anarşist veya pre-anarşist bakış açılarını yansıttığı düşünülebilir. Kültürler, türler arası çatışmalar, hayatta kalma ve temel insani içgüdüler gibi konular, temelinde yatsa da yoğun şekilde anlatılan ve ele alınan şey maceranın kendisidir. Bu nedenle de kolay bir okuma sunar. Gezegen yaratımlarında zaman zaman Lovecraftianizm (yazar H. P. Lovecraft tarzı dünya kurgulama) öğelerine rastlanır. Yirminci yüzyılın başlarında H. Rider Hagard, T. Mundy gibi yazarlar bulunduğumuz dünyanın gizemli yerlerine yapılan serüvenleri kaleme alarak gerek türün gerek modern fantezinin oluşumuna katkıda bulunmuş olsa da türün ilk, farklı bir gezegende geçen net örneğini “Barsoom” serisiyle Edgar Rice Burroughs kaleme almıştır. 1920’lerde başlayan 1930’larda ise oldukça yaygınlaşan bilim kurgu ve fantastik kurgu öykücülüğüne yönelik dergilerle yepyeni bir pazara kavuşan tür, kısa sürede milyonlarca insanın ilgi odağı haline gelmiş fakat zaman geçtikçe azalan ilgi ve mevzubahis dergilerin de birer birer kapanmasıyla neredeyse tarihe karışmıştır ve ender örneklerle –ki çoğu zaman sinemayla- karşılaşılır. Tür, aynı zamanda “Uzay Operası” (Space Opera) alt türünün de temelini oluşturur. Uzay Operasının en bilindik örneklemesi olan George Lucas’ın Yıldız Savaşları’nda ve Frank Herbert’in Dune’ünde bu izleri görmek (bkz. fütüristtik bir çağda kılıç savaşları, büyü ve maceranın farklı formlarla anlatılış biçimleri) mümkündür.

“Kılıç ve Gezegen” veya “Gezegen Macerası” türünün kült isimlerine ve eserlerine gelirsek, bir kısmının farklı türleri de barındırdığı fakat yoğun olarak bahsi edilen türü işlediği gerçeğiyle, başlıca aklıma gelenler; Frank Herbert’in “Arrakis” (Dune serisi, Kabalcı Yayınları), Anne McCaffrey’in “Pern” serisi (İthaki Yayınları), Marion Zimmer Bradley’in “Darkover” kitapları, John Norman’dan “Gor” serisi, China Mieville’den “Embassytown”, Robert Silverberg’den “Majipoor” serisi, Edgar Rice Barroughs’un “Barsoom” serisi, R. Sherman Hoar’dan “Venus” serisi, Edmond Hamilton’dan “Stuart Merrick” serisi, Leigh Brackett’tan “Eric John Stark” serisi, C. S. Lewis’tan “Space” üçlemesi, Philip Jose Farmer’dan “Riverworld”, Kenneth Bulmer’dan “Dray Prescott” serisi sayılabilir. Yine aynı şekilde roman ve öykü dışında çizgi roman dünyası da yüzlerce (bkz. Buck Rogers, Adam Strange vb.) örneğe sahiptir. En nihayetinde MonoKL yayınlarından dilimize tercüme edilen, Robert E. Howard’ın Almuric’i de türün önemli örneklerinden sayılır. R. E. Howard’ın edebiyattaki en büyük etkisi hiç şüphesiz yarattığı Conan karakteridir. Bilindiği üzere, çok az yazar dünya çapında yerleşik bir üne sahip bir karakteri yaratabilme başarısına sahip olmuştur. Ün olarak bakıldığında, en az Dracula, Sherlock Holmes, James Bond, Tarzan, Hercule Poirot’la yarışan Conan karakteri yazarın ölümünden sonra dahi çeşitli yazarlar tarafından kaleme alınmaya devam edilmiştir, çizgi romanları hala üretilmektedir. Bu başarısının ardında, yazarın “gerçek erkek özü” olduğunu iddia ettiği artık Conan’la tamamen bağdaşlaşmış karakteristik özelliklerin yanı sıra macera duygusunun yoğun şekilde tatmin edilmesi bulunur. R. E. Howard karakterlerini şöyle tanımlar, “Bakın, benim karakterlerim, gerçek erkeklerden daha çok erkek gibidirler. Sert ve kabadırlar, elleri ve göbekleri vardır. Nefret ederler ve ihtirasları vardır; uygarlığın kabuğunu kırın ve orada maymunu bulacaksınız, gürlerken ve suçunun üstünde.”

İlk kez 1939 yılından başlayarak bölüm bölüm Weird Tales dergisinde yayınlanan ve 1964 yılında kitap haline getirilen Almuric’de farklı bir gezegene nasıl ulaştığı açıklanmayan (bu nedenle de bilim-fantezi türünde görülebilecek) kahraman da Conan’la benzerlikler gösterir. Gezegende Edgar R. Burroughs’un etkisi yoğun şekilde hissedilebilirken, Barsoom’a son derece benzeyen bu sete son derece tanıdık bir barbar karakterin de girişiyle macera daha lezzetli bir hal alır. Yoğun şekilde işlenen “macera” teması nedeniyle de oldukça kolay ve sürükleyici bir okuma sunar. Her halükârda dünya ve temel dürtüler üzerine çeşitli okumaların yapılması da -gerekmediği halde- mümkündür. Kitaptan şu alıntıya göz atalım; “Barbar hayatı sürüyorlardı, sürekli tehlikeyle karşı karşıya ve insan ve hayvan düşmanlarıyla savaş halindeydiler. Ama yine de insanca yaşıyorlardı, ben ise vahşi bir hayvan gibi yaşıyordum.” Tekrar belirtmekte fayda var, öykü zevki çoktan zehirlenmiş insanlar için değil bu kitap. Daha çok, çocukluk maceralarını tekrar yaşamak isteyen, alt metin ve metafor bulacağım diye boncuk boncuk terlemeden de kitap okunabileceğini unutmamış, zaten kısa olan kitabı eğlenmek için okuyacak ve en önemlisi ölmekte olan bir edebiyat türünün heyecanını tekrar, klasik bir eseriyle okumak isteyenlere göre ve onları mutlu edecek bir kitap. Daha önce Arthur Machen’in kült klasiği “Büyük Tanrı Pan”ı yayınlayan (kitabı daha önce bu köşede incelemiştik) MonoKL yayınevini, bir klasiği daha yakalayıp tercüme ettiği için de tekrar kutlarım.

Edgar Rice Burroughs’dan şu alıntıyla vedalaşalım; “Eğlence faktörü hariç hiçbir kurgu okumaya değer değildir. Eğer eğlendiriyor ve net ise iyi edebiyattır. Eğer başka türlü hiçbir şekilde okumayan insanlarda okuma alışkanlığı şekillendiriyor ise en iyi edebiyattır.”


Almuric

Robert E. Howard

MonoKL

Çev: Yosun Erdemli

196 s.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör