Ara
  • NİLGÜN ÇELİK

Son dönemde gülmeyen bir toplum olduğumuzu düşünmüyorum.


Semra Bülgin, sessiz sedasız birbirinden değerli üç kitap yazdı. İlk kitabı olan ve 2016 yılında yayınlanan Hep Aynı Sabaha Uyandım’la edebiyata girdi. Sonra 2018 yılında Bozma Kızın Moralini yazdı ve aynı kitapla “Muzaffer İzgü Gülmece Öykü Yarışması” Birincilik Ödülü alarak edebiyat tarihine ödüllü yazar olarak adını yazdırdı. Semra Bülgin sessiz sakin bir yazar. 2021 yılında Sel Yayınlarından çıkan Kara Kaplı adlı son öykü kitabı da öyle sakin, öyle sessiz ve içten. Öykü okurlarının kaçırmamaları gerektiğini düşündüğüm, kurgu, konu, dil, üslup bakımından farklı bulduğum kitabı üzerinden sorularımı Semra Bülgin’i tanımayanlar için soracağım.


1- Semra Bülgin sakin biri midir? Kitaplarınızdan çıkardığım sonuç doğru mu?


Aslında çok sakin biri olduğum söylenemez, telaşlı ve sabırsızım. Ancak sakinlikten kastınız gürültü patırtı çıkarıp çıkarmadığımsa evet kolay kolay gürültü çıkarmam, kırıp dökmem.


2- Bazı yazarlar kendi yaşadıklarını yazmaktan çekinir. Belki biraz da korkar. Fakat siz sosyal yaşamınızın getirdiği bir sonuçtan yazmaya başladınız. Patronunuzun çözümsüzlüğünden geldiğiniz sonuç, yazmak oldu. Bu insanın kendini keşfetmesi yönünde ilginç bir başlangıç aslında. Merak ettiğim şu: Çok iyi bir gözlemci olduğunuz muhakkak ama yazmak istediğiniz her konu bu kadar kolay anlatılır olmayabilir. Çevrenizde yazmayı isteyip de zorlandığınız bir konu oldu mu? Yazmaktan vazgeçtiniz mi? Bu size nasıl bir duygu yaşattı?


Kurmaca dediğimiz şey de gerçek hayattan bağımsız değil ki. Gerçek eğilip bükülebilir, hayali olaylar, karakterler, canlılar yaratılabilir, başka dünyalar kurulabilir ama en nihayetinde bütün bunların bazı gerçek hayattır, anlatılan ne kadar masalsı, büyülü, gerçeküstü olursa olsun. Gerçeği hayal, hayali gerçek kılabilirsiniz yazarken. Yazmanın güzelliği biraz da bu.

Ben gerçek hayattan beslendiğimi daha çok belli ediyorum yazarken. Çevremde yazmaya değer bulduğum hiçbir şeyi yazmaktan geri durmuyorum. Zorlandığım konular elbette var. Ancak bunlar yazmaktan çekindiğim konular değil. Bilgi birikimimin yetmediğini düşündüğüm mevzular.


3- Bozma Kızın Moralini adlı kitabınızla “Muzaffer İzgü Gülmece Öykü Yarışması” Birincilik Ödülü aldınız. Yarışma “Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Muzaffer İzgü çizgisini devam ettirecek yazarlar çıkarmayı amaçlıyoruz,” cümlesi ile duyurulmuştu. Bu size nasıl bir duygu yaşattı. Daha iyisini yazmak ya da yazamamak endişesi yaşadınız mı? Bu tür yarışmalar için ne düşünüyorsunuz?


Belki tuhaf gelecek ama yarışmalara katılmış, bir yarışmada ödül almış, bununla mutlu olmuş ve gururlanmış olsam da yarışmalar hakkında pek de iyi düşüncelerim yok.

Yarışmalar hem bir otorite kabulüdür hem de bir üstünlük iddiasının onaylanmasıdır. Bir yanıyla komik de buluyorum. En hızlı ben koştum, en iyi ben yazdım, en güzel benim demek gibi bir şey.

Ama adı konulmasa da her alanda bir yarış var, diyorum sonra. Hayat da bir yarışla başlamıyor mu?

Bunların yanı sıra özellikle edebiyat gibi sanat gibi yalnızca rasyonel kriterlerle ölçümlenmeyen büyük ölçüde jüri üyelerinin sübjektif beğenilerinin etkili olduğu sahalardaki yarışmalarla ilgili başka olumsuzlukların, şüphelerin de varlığı herkesin malumu. Ölçüm kriterlerinin belirgin olmayışı, ödül verilen eserlerin hangi özellikleri ile ödüle layık bulunduğunun kamuoyunu tatmin edici gerekçelerinin ortaya koyulmayışı ödüllerin esere mi eserinden ziyade popülaritesi, görünürlüğü, ilişkileri ile kendisini var eden eser sahibine mi verildiği sorusunu getiriyor akıllara ki ben de zaman zaman bu soruyu soruyorum.

Bu düşüncelerim yeni değil, yine de Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Muzaffer İzgü çizgisini devam ettirecek yazarlar çıkarmayı amaçlıyoruz, cümlesi ile duyurulan bir yarışma benim için heyecan vericiydi. Çünkü okuma maceram Aziz Nesin ile başladı ve Aziz Nesin benim için hep bir kahramandı. Hiçbir ümit taşımadan olmaz ya diyerek ben de bir dosya ile başvurdum. Böyle bir şeye talip olmak insanın üzerinde bir baskı yaratıyormuş. Ödül aldıktan sonra mizah türünde yazamadım. İyi veya kötü bir taklit olmaktan korktum sanırım.


4- Son dönemde gülmeyen bir toplumuz. Bu anlamda Türk Edebiyatına bir görev düşüyor mu sizce?


Son dönemde gülmeyen bir toplum olduğumuzu düşünmüyorum. Yalnızca güldüklerimiz, gülme şeklimiz değişti. Her şey değişirken mizah anlayışımızın değişmemesini beklemek gerçekçi olmaz zaten ama ben değişen bu mizah anlayışından tat almıyorum.

Yapılanlar zeka gerektirmeyen sataşmalardan ibaretmiş gibi geliyor. Oysa mizah yetkin bir kavrayış, başkaldırı ve cesaret ister. Sanıyorum ki buna aday olacak cesarete ve kavrayışa sahip insanlar azaldı. Azalan pek çok değer gibi.


Edebiyata buna direnmek gibi bir görev düşüyor elbette ama son yıllarda ne yazık ki gülmece bir edebiyat türü olarak hak ettiği değeri ve yeri bulamıyor. Otorite saydıklarımız nedense mizahı bir edebiyat türü olarak yeterince öne çıkarmıyor, bu alanda eser verilmesi için bırakın teşvik edici olmayı, engelleyici bir tavır sergiliyor. Mesela bunca edebiyat ödülü verilirken neden hiç mizahi bir eser ödüle layık görülmüyor.


5- Kara Kaplı adlı kitabınızda bulunan öykülerinizde insanoğlunun yaşayabileceği her türlü çatışmaları konu ediyorsunuz. Ama beni daha çok etkileyen öykülerinizin derinde yaşanan gizlenmiş duyguları içeriyor olması. Şaşırtıcı sonları olan öyküler. İlk öykünüz, Adımı Çaldılar’da toplumun uzak durduğu ama toplumun tam ortasında yaşayan hayat kadınının diğer kadınlarla savaşını, kini, Konuşmadan Anlaşırız, Bir ihtimal, Boş Yere’de aldatma, aldatılma hallerini farklı açılardan kurguluyorsunuz. Ele Güne Karşı oldukça ilginç öykülerinizden. Kapıların Ardında ise farklı sonla biten ve kitabın da son öyküsü. Hepsi birbirinden anlamlı olay kurgulu öyküler. Öyleyse sizin için öykünün bir derdi ve derdi olan öykünün bir olayı olmalı. Öyle değil mi? Siz son dönemde olay örgüsü olmayan öyküler için ne düşünüyorsunuz?


Ben hikâye anlatılmasını önemsiyorum. Tam da söylediğiniz gibi öykünün bir derdi ve derdi olan öykünün bir olayı olmalı. Olaysız öyküler bir hikâyenin içerisinde bir durumun, bir ruh halinin, bir anın tasviri olarak elbette ki yer alır ve önemlidir. Ama olaysız bir anlatı bana göre hikâye değil. Hikâyenin bir derdi ve bir olayının olması vazgeçilmez unsurlarıdır. Okuyan hikâyeyi bir başkasına anlatabilmelidir. Kişisel buhranların anlatılması, ruh hallerinin tasviri hem kolaycılık hem de bir yanıyla kendini fazlasıyla önemsemek gibi geliyor bana ve edebiyata hiçbir katkı sunamaz.


6- Öykülerinizde zaman, süre gelen bir dilim içinde ilerlemiyor. Bugünden geriye dönüşleri son derece doğal bir dille yapıyorsunuz. Bunu da bir başarı olarak görüyorum. Okurlarınıza, yazmanın başında olanlara bunun püf noktasını söylemek isteseniz ne anlatırdınız?


Bu tamamen öznel bir şey olabilir. Hesaplayarak yaptığım bir şey değil aslında. Geçmiş, içinde bulunduğumuz an ve gelecek birbirinden ayrılamayacak, istesek dahi aradaki ilintiyi koparamayacağımız kesintisiz zamansa hayat hikâye de böyle akıp gidiyor işte. İlle de böyle anlatılmak zorunda değil elbette bu benim yolum.


7- Kitabınız son dönemde okuduğum en iyi kitaplardan biri. Ve tanıtımında da çok güzel bir cümle var: “Kara Kaplı: Ânın değil başka bir hayatın izlerini taşıyan bedenlerdeki yara berelerin haritası,” diyor. Bu açıklamayla kitabın adı çok örtüşüyor. Yanılıyor muyum? Kitabın adı hakkında okurlarınıza ne söylemek istersiniz?


Beğenmenize çok sevindim. Mutlu ettiniz. Kitabın adı hakkında çok düşündüm. Önce Adımı Çaldılar, demeği düşündüm ama editörüm Bilge Sancı ile uzun mesailerin sonunda Kara Kaplı’da karar kıldık.

Bütün hikayelerde ortak bir nokta vardı. Hikaye kişileri görünmez bir kara kaplı deftere not düşmüştü; yaşadıklarını, kırgınlıklarını, öfkelerini, pişmanlıklarını ve hepsi bir gün bir an bunu gün yüzüne çıkarıyordu. Kah kendileri ile kah başkaları ile hesap kesmek için. Bu yüzden Kara Kaplı olsun dedik.


8- Kitabınızdaki bazı öyküleriniz, Öykü Gazetesi, Virüs gibi edebiyat dergilerinde yayınlandı. Dergiler hakkında olumlu fikirlere sahip olduğunuzu hissetsem de yine de sormak istiyorum, eserlerinizi dergilere yollarken seçici misiniz yoksa her dergiye yollar mısınız?


Bu konuda oldukça seçiciyim. Yalnızca okumayı sevdiğim dergilere öykülerimi gönderiyorum.


9- Prolog Dergi adına zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben çok teşekkür ederim. Zaman ayırdığınız, kıymet verdiğiniz için.


Sema Bülgin

Kara Kaplı

Sel Yayınları

111 sayfa

2021