Ara
  • SEZA ÖZDEMİR

Karasu belgeliğine katkı


Yazarlar biz okurların gözünde sadece sundukları kitaplarla var olmazlar. Yaşama halleri ve buradan metinlerine yansıttıkları her türlü görme biçimi, bizi onları anlamaya daha da yakınlaştırır. Ele almaya çalıştığım iki kitap bu anlamda yazar Bilge Karasu belgeliğine önemli bir katkı sunuyor.

Yazı adamları için bir soru hep usumdan geçmiştir: “Yaşamayı mı öne alırlar yoksa yazı için yaşamayı ikinci plana attıkları olmuş mudur?” Üretim için yazanları bir yana koyarsak, gerçekten edebiyat için kafa yoranlar(onun gelişimi, değişimi, nasıl ve niçinini sorgulayanlar) aynı zamanda hayat için de kafa yoran ve yaşayanlar olmalı, ya da bir okur olarak öyle olmasını düşleyebiliriz. Edebiyatımızın kalıplara sığdırılamayan yazarlarından biri olarak Bilge Karasu’yu özel kılan noktalardan biri de bu soruyla birlikte ortaya çıkıyor: Yaşamaya nasıl bakardı?

Yazı da yaşamanın içinde

“Halûk’a Mektuplar” adıyla kitaplaşan ve Metis Yayınları tarafından yayınlanan Bilge Karasu’nun şair ve eleştirmen dostu Halûk Aker’e yazdığı mektuplar, onun yazma uğraşı ve yaşama uğraşına dair önemli ipuçları içeriyor.

Bu mektuplarda; Karasu’nun sadece yazınsal üretim süreçlerinin değil aynı zamanda çevirileri, üniversitede ders verirken yaptığı hazırlıklar, yaşadığı maddi, manevi zorluklar ve sevinçleri, düşleri, istekleri ya da en basiti bir dosta örnek verirken sözünü ettiği film karelerinin bile Karasu evreninin birer parçası olduğunu görebiliyoruz. Tüm bu sayabildiklerimiz (ve daha sayamadıklarımız) o evrenin karakteristiğine dair birer gösterge olarak ele alınabilir. Örneğin çamaşır asarken bir mandalın nasıl kullanılacağına kadar ayrıntıcı olabilen birinin, yazınsal yaratıcılık sürecinde de bir o kadar ayrıntıcı olmasını garipser miyiz? Bir öğrencisiyle girdiği diyalogda, bir hoca olarak takındığı tutumu bile kişiselleştirme ya da rastlantısallıktan uzak olan Karasu’nun benzer “duruş”unu yazar olarak okur, eleştirmen, çevirmen ya da yayıncılara yaklaşımında da görebiliyoruz.

Yazmak (insanoğlunun ürettiği herhangi bir düzlem olarak) ile yaşamak arasındaki tutarlılık bu değilse nedir? Yine de bu tutarlılık kavramından sert ya da katı bir “yaşamak” dizgesi anlaşılmasın; buna, Karasu ve Aker’in mektuplarındaki insanoğlunun ilişkiler ağlarının oluşturduğu “denge” kavramı hakkındaki tartışma ışık tutabilir. Zira Aker, Karasu’ya hitaben yazdığı sunuşta onun hayattaki konumlanışında yazmak ve yaşamaya nasıl bir değer verdiğini şu sözleriyle yorumluyor: “Sen ‘yazı’nın kalıcılığında inançlıydın. Yazıya, yaşamı önde tutma koşuluyla (böyle söyleyebilir miyim?) tutkuyla bağlıydın.”

Neden mektup?

Yeni yeni tanımaya başladığınız, sevdiğiniz ya da tutkuyla bağlandığınız yazarları sadece okurlarına sunduklarıyla tanımak kimi zaman yetersiz kalır. Bu anlamda Karasu’nun Aker’e yazdığı mektuplar edebiyat okurları ve araştırmacılar için bulunmaz kaynaklar. Yazarın iletişim için kullandığı söz konusu araç mektup olunca, onun yazınsal yaşamı dışındaki kimliğine dair ipuçları barındıran dolaysız belge niteliği de kazanıyor. Bu mektuplarda şunu da görüyoruz ki, evlere telefonun bağlanabildiği dönemlerden sonra bile Karasu için vazgeçilmez bir araç olmaya devam etmiş. Bunun nedeni de, sözel iletişimin sınırlarının aksine, yazma eyleminin düşünsel bir sürecin gelişebilmesine tanıdığı olanak olsa gerek. Ayrıca yazıya bu kadar tutkuyla yaklaşan Karasu’nun sözel kültür ile yazılı kültür arasındaki farkı göz ardı etmemiş olmaması düşünülebilir mi?

Bilge Karasu meraklıları için

Bu ve benzeri pek çok soru araştırmacılar tarafından çoğaltılabilir. Kaldı ki, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nde (2010) ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde (2011) düzenlenen iki sempozyumda Karasu’nun metinlerine sadece “edebiyat değeri” açısından bakılmadığı ortaya çıktı. Metis Yayınları, “Halûk’a Mektuplar” ile birlikte yayınladığı bir diğer kitapta bu iki sempozyumda sunulan bildirileri de toplu olarak okurlara sundu. Doğan Yaşat tarafından hazırlanan “Bilge Karasu’yu Okumak” adlı kitapta Alain Mascarou, Aron Aji, Berna Yıldırım, Deniz Göktürk, Doğan Yaşat, Ender Keskin, Engin Kılıç, Fatihh Özgüven, Hilmi Tezgör, Kıvılcım Y. Şenürkmez, Laurent Mignon, Levent Kavas, Mehmet Nemutlu, Nihan Abir, Özlem Özkan, Servet Erdem, Süha Oğuzertem, Tansu Açık, Türker Armaner, Yıldırım Arıcı ve Zeynep Zengin’in Karasu’nun metinlerini çeşitli açılardan masaya yatırdıkları bildirileri yer alıyor. Her biri farklı uzmanlık alanlarında çalışan bu isimler; Karasu’nun metinlerinde edebiyat sınırlarını bile zorlayan ve müzik, fotoğraf, sinema, resim gibi diğer sanatsal görme(okuma) biçimlerini olduğu kadar felsefik bakış açısını da ele almış.

Okur ve anlamlandırma

Bir çevirmenin çevireceği kurmaca metni okuyup anlamlandırmasıyla, bir fotoğrafçı, bir müzik adamı ya da bir ressamın aynı yazarın aynı metnini anlamlandırması birbiriyle benzer olabilir mi? Bir fotoğrafçı, Karasu’nun öykülerine bakarken de bir fotoğrafta aradığı ışık, netlik/bulanıklık gibi özellikleri pekala arayabilir. Bir ressam yazılı bir metinden yola çıkarak bir resim çizebilir. Bir müzisyen yazılı bir metnin ezgisel yapısıyla ilgili kimi sonuçlara ulaşabilir. İşte bir kitap bütünlüğünde görebildiğimiz bu değerlendirmeler; aynı zamanda önümüze şu gerçeği bir kez daha koyuyor: Bir metin her okurla birlikte yeniden ama yeniden bir anlam kazanır. Bu da yazar Karasu’nun (Akşit Göktürk’ü de anmadan geçmeyelim) tartıştığı okur ve alımlama ilişkisinin bir örneği değil mi? Bir yazar olarak Karasu’nun metinlerinin böylesi bir zemine elverişli olması da toplamda edebiyatımızın gelişim sürecine dikkate değer bir katkı olarak ekleniyor.

Bilge Karasu / Halûk’a Mektuplar

Haz: Halûk Aker

Metis Yayınları

2013, 274 sayfa











Bilge Karasu’yu Okumak

Haz: Doğan Yaşat

Metis Yayınları

2013, 231 sayfa


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör