Ara
  • ERHAN SERT

Muz Cemaati



Uzun zamandır buralarda değildim. Şehirde boyundan büyük dertlerle uğraşınca, köy insana ana rahmi gibi geliyor. Bu durumu patronuma, “Ben bir koşu köye gidip yeniden doğup geleyim,” diye açıklayamayacağım için, babamın rahatsızlığını bahane ederek soluğu köyde aldım.

Esasında köyün camisi öyle sık kullandığım binalardan değildir. Asla bu durumdan Allah’la aramın iyi olmadığı anlamının çıkarılmasını istemem. Yalnızca, ibadetimi özel yerlerde yapmak isterim. Geçen Perşembe -ikindi ezanıydı sanırım- ezan kulağıma o kadar güzel geldi ki camiye gitmekten kendimi alıkoyamadım. Vardığımda cemaat, cami hocasıyla hararetli bir tartışmaya tutuşmuştu. Çeşmeden gelen suyun huzurlu sesinin üzerlerinde pek bir tesiri olmamış olacak ki hepsinin kaşları çatık ve yüzleri sinirden mora çalıyordu. Şehadet parmaklarının zaman zaman hiddetle gökyüzünü göstermesi, sanırım haklı çıkma arzularından geliyordu. Her biri kendi sesini ön plana çıkarabilmek için sesini daha da yükseltiyor ve yeryüzündeki en haklı insan gibi davranıyordu. Ve öyle zannediyorum ki kendisini haklı gören bir insan, düşüncelerini ortaya atarken onların sorgulanmasından ziyade, onları başkalarına benimsetme eğilimindedir. Bu durum tüm cemaatte rahatlıkla sezilebiliyordu.

Aslında bu ilginç bir tartışmaydı, çünkü tartışmanın odak noktasında bulunan bir maymundu. Evet evet, bir maymun. Hoca tüm bu cemaati bir maymun için karşısına almıştı. Ve bu maymun sanki konuşulan her şeyi anlıyor ve bu durumdan rahatsız oluyormuşçasına başı önde, elleri bacaklarının arasında, sırtını caminin duvarına yaslayarak çömelmiş hakkında verilecek kararı bekliyordu. Bir cemaat bir maymun hakkında ne kararı verebilir ki? Daha doğrusu bunu neden yapsın?

Tartışmaya müdahil olmadan yaptığım ufak tefek soruşturmalar sonucunda durumun ne olduğunu yavaş yavaş kavrayabildim. Meğer bu maymun bir ay kadar önce köye gelmiş. Pek uysal ve insanlara alışkın bir maymunmuş fakat nereden ve nasıl geldiğini kimse bilmiyor. Bu maymun ortalıkta boş boş gezerken bizim imam maymuna, “haktan gelen gariban, halka emanettir,” diyerek sahip çıkmış. Takdir edersiniz ki köylü için bu durum alışılagelmiş bir durum değildir. Önce herkes karşı çıksa da bizim hoca bu maymunun da Allah’ın bir kulu olduğunu, böyle evcil bir hayvanın ormanlarda yaşayamayacağını ve bu hayvanın vebalinin kendilerinde olduğunu anlatmış. Köy yerinde hocanın sözü son sözdür. Hele ki bir de vebalden bahsetmişse. Ahaliden mırın kırın edenler de olmuş ama sonuç olarak herkes hayvanın köyde kalmasına rıza göstermiş. Hoca da caminin bahçesinde iki göz kulübe yapıp, yiyecek içecek vermiş.

****

Gel zaman git zaman, maymun camideki ritüelleri görerek öğrenmiş. Hayvanının aklı fikri yok muhakkak ama tüm bu yapılanlar ona bir oyun gibi geldiğinden insanların yaptıklarını taklit etmekten geri kalmamış. Ezan sesini duyduğu gibi hocanın yanına koşar, şadırvanın başına gidip cemaat gibi abdest alır, camide cemaatle beraber saf tutup rükûya, secdeye gidermiş. Öyle ki cemaat vakti kaçırır, bizim maymun beş vakti hiç sektirmezmiş.

İşte şahit olduğum tartışma bu sebeple başlamış. İlk duyduğumda bu durumun böylesi bir tartışmaya neden oluğunu anlamlandıramadım. Hatta bu tartışmanın camiye gönül verenlerle değil, caminin yolunu bilmeyen beynamazlarla hoca arasında gerçekleşmesi gerektiğini düşündüm. Şu akılsız maymun bile imana geldi siz hâlâ caminin yolunu bilmezsiniz diye hocadan bir serzeniş duymayı beklerdim. Ama hocanın karşısında duran caminin asırlık cemaatiydi.

Hoca, efendiliğini bozmadan alçak sesle tane tane konuştukça cemaat kendilerini daha da haklı görmeye başlamış olacak ki iyice yüklendiler.

“Devlet seni buraya dini öğret, ona sahip çık diye göndermiş, senin yaptığın işe bak hoca. Dinimizle alay eder gibi şu ucubeyi camiye aldın. Yetmezmiş gibi bir de saf tutmasına da müsaade ediyorsun. Hayvan konuşabilse müezzinliği bile ona yaptıracaksın.”

“Canım, aldım da fena mı ettim, kime ne zararı var garibanın? Kedilerin camiye girmesi serbest de bu hayvancağazın suçu ne? Bu neden girmesin?”

“Biz girmesin demedik ki hoca ama sen aldın başımıza imam yaptın. Olmaz hoca, olmaz! Senin yaptığın iş değil. Sen emanetini lekeledin, gayri saf tutmayız senin arkanda.”

“ Yahu olur mu öyle şey, nasıl lekelemişim ben emanetimi? Bunlar nasıl sözler? İftiraya girer, yapmayın.”

“İftira falan değil hoca, biz gördüğümüzü söylüyoruz. Şıhlara, şeyhlere sorduk. Böyle bir olayın izahatı yoktur. Sen bizimle ve Allah’la düpedüz alay ediyorsun.”

“Ben Allah’ın yarattığı bir mahlûka sahip çıktım, o da Allah’ın ona verdiği meziyetle bizi taklit etmeye başladı. Bu durumda suç nerde, suçlu nerde?”

****

Şehirde çok uzun zaman geçirdim. Köylünün adetlerini unutmuşum elbet. Cemaat bu işe bu kadar şiddetli karşı çıkınca eski hatıralarım canlandı gözümde. Cemaatte bir adet vardır, camide her vakit gayri resmi yoklama alınır. Cemaatin as kadrosundan o gün namaza kim gelmediyse hemen soruşturma yapılır. Haklı bir gerekçesi yok ise o kişiye eksi puan verilip siciline işlenir. Herkes ufak tefek kaçamaklar yaptığından bu durum pekte kimsenin gözüne gelmez. Muhtemelen bu tartışmanın sebebi maymunun camiye cemaat üyelerinden daha çok gelmesiydi. Tabii kimse bunu itiraf edemezdi.

“Öğrendik hoca, bu maymun denen hayvan ateistlerin savunduğu hayvanmış. İnsan maymundan gelir derlermiş. Hz Adem Peygamberimize maymun demek isterlermiş. Söyle hoca, sen kimlerdensin, kimlerin ajanısın, komünist misin?”

“ Ne komünisti, ne ajanı, devletin gönderdiği bir garip imamım. İyi hoş bir şeyler öğrenmişsiniz ama bu durumun bunlarla ne alakası var. Bilmeden etmeden beni yargılıyorsunuz, böyle yaparsanız bu maymundan ne farkınız kalır.”

“Bak şimdi de bizi onunla yarıştırıyorsun.”

“Yarıştırmıyorum ama yaptığınız onunkinden farksız. Hayvana, aklı fikri yok, ne diye namaza duruyor diyorsunuz. Sizde akıl fikir var ama kullanmıyorsunuz, başkalarının fikirlerini fikir sahiplerinden daha çok savunuyorsunuz. Maymundan gelme konusuna gelince. O fikrin savunucusu tam olarak öyle söylemez. Tüm canlılar sistematik olarak birbirilerinden türemişlerdir ve ortak atalara sahibiz der. Yüce Allah’ın her şeye gücünün yettiğini biliyoruz. Ve bir yaratma sırasının da olduğunu biliyoruz, peki neden bu sistemin Allah’a ait olabileceğini düşünmüyoruz.”

Hocaya hak vermiyor değildim ama yanlış yerden girmişti zavallı. Cemaatin yüzünde oluşan şaşkınlığı görebilseydiniz, bana hak verirdiniz. Cemaat o kadar boş bakıyordu ki hocanın söyledikleri muhtemelen havaya gitmişti. Ve bir süre sonra anlaşıldı ki bu düşünce karmaşası cemaatte sinir harbinden başka bir işe yaramamıştı. Hocayı haksız buldukları için değil, onu anlamadıkları için deliye dönmüşlerdi. Diğer taraftan maymun da bu gerginlikten etkilenmiş olacak ki, o da sinirli sinirli bağırmaya başladı. Yani ortada bir tane fikir, onlarca fikirsiz insan ve bir tane de fikirsiz maymun vardı. İşin içinden çıkılacak gibi değildi. Gerginlik iyice artarken, muhtar tüm resmi yetkilerini tek bir kelimede birleştirip, “yeter,” diye bağırdı.

“Bu işin konuşarak çözüleceği yok. Bak hoca, bütün köylü imza topladık, seni burada istemiyoruz. Bize yıllardır hizmet ettin Allah razı olsun ama biz bu imzaları müftülüğe vermeden, sen git kendi rızanla yer değişikliği iste. Maymununu da al git bu köyden.”

“Gitmeye gideriz muhtar o kolay iş. Ama ben gidince benim dertlerim bitecek, peki sizinkiler ne olacak? Başkalarının fikirleriyle daha nereye kadar yaşayacaksınız? Şu maymun gibi eğilip kalkmaktan öteye ne zaman geçeceksiniz. Ne zaman kendinize ait fikirleriniz olacak?

Hocanın lafının üzerine kimse bir şey demedi. Aslında derlerdi boş geçmezlerdi ama ne deneceğini bilemediler. Yalnız hocanın gitmek kolay iş dediğinden eski düzenlerine döneceklerini anlamış olacaklar ki sevindiler. Bir anda renkleri normale döndü, anlaşılmayan uğultular çıkararak dağıldılar. Namaz da heba oldu tabi. Camide namaza duracak bir ben, bir hoca, bir de maymun kaldık.

Ertesi gün hoca valizini toplayıp, maymunu da alıp yanına caminin önünden geçip giderken, cemaat caminin bahçesinde maymunun kulübesini yıkmakla uğraşıyordu. Maymun göz ucuyla cemaate baktı. Konuşabilse eminim “İlk tahtayı en çok düşüneniniz söksün.” diyecekti ama bir şey diyemedi zavallı. Sonradan öğrendim ki kulübenin tahtalarından tabut yapmışlar. Şüphesiz maymunun yattığı yerden daha rahatsız olmuştur.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Terasta