Ara
  • GÜLÇİN MANKA

“Normal Nefes Almaya Devam Edin”-Alabilirseniz tabii!


Hakan Bıçakcı’nın son öykülerini topladığı kitabı Normal Nefes Almaya Devam Edin, okuyucuya günümüzün kent yaşamından gotik kesitler sunuyor. Biraz gülerek, biraz ürkerek, bazen de tüylerimiz ürpererek okuyoruz bu kesitleri. Yeni zamanlarda türeyen işlerde ve ilişkilerde nefes almaya çalışan insanları, gerçekle düşü birbirine katarak anlatıyor Bıçakcı. Sadece işler değil değişen; yaşam biçimleri, kişiler arasındaki iletişim biçimleri ve insan psikolojileri de ister istemez değişiyor, hatta elimizden kayıp gidiyor. Basit görünen, ağırlığı olmayan tüy misali işler bunlar, bulması zor olsa da çabucak kaybedilebilen işler: “Yağmurlu bir Perşembe sabahı, hiç beklemediğim bir anda benim balmumu heykel çıkıp geldi. Yuh! Aynı ben. Dediler, artık bu duracak burada. Senin yerine. Önce bir güldüm. Baktım, bir tek ben gülüyorum.” Üretici olmayan, yaratıcılıktan uzak bu işler, insanı basitliğiyle tüketip, sıradanlaştırıyor, adeta içini boşaltıyor. Ne çare ki günümüzün acımasız ve rekabetçi dünyasında bunları da birilerinin yapması gerekiyor; üstelik işsizlik oranının böylesine yüksek olduğu ülkemizde bu tür işlere talip binlerce insan varken. Ama işi bulmak her zaman mutlu son anlamına gelmiyor, çünkü dediğimiz gibi bu işler insani özelliklerimizi tehdit eder hale gelebiliyor: “İstediğim olmuştu. Ek bir iş. İçimde berbat bir his vardı.” Altı bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde sadece bu türden işlerin kahramanları anlatılıyor ama aynı tema kitabın diğer bölümlerinde de karşımıza çıkıyor.

Yazarın kıvrak zekasını yansıtan yalın, dinamik, ironik, mizahi ve eleştirel üslupla birlikte sıra dışı tanımlar, cümleler ve dil oyunları her öyküde egemen. Mesela; “Bir köşede neon harflerle “neon harfler” yazıyordu.” ya da “Açık mavi bir kişisel gelişim kitabı gibiydi.” Öyküleri okurken kendinizi gülümser hatta bayağı güler buluyorsunuz ancak aynı zamanda Pessoa’nın “Sıradan yaşamların tekdüzeliğinin ne kadar korkunç” olduğuna dair cümlesini de düşünmeden edemiyorsunuz. Öykülerin temaları arasında bulunan gündüz düşleri ya da sanrılar, kabuslar, yanlış anlama ve anlaşılmalar da komik olduğu kadar yer yer ürkütücü bir biçimde çıkıyor karşımıza. Gotik sıfatı da bu nedenle bazı öykülere çok yakışıyor. “Kabusların Yorumu” bölümünde bu tadı fazlasıyla alıyoruz ama gülmeyi ihmal etmeden. Sıradan bir lunaparkta yaşanan gerçek bir “korku tüneli” deneyimi, her çeşit tuhaflığı barındıran bir otelde yaşanan sıra dışı olaylar, geceyi birlikte geçirdiği yabancı kadının evinde uyanıp akvaryumunu parçalayan tarantula ile cebelleşen bir adam, kitabın adının bize söylediği gibi normal nefes almamızı zorlaştırabiliyor.

Yazar, bu bazen düşsel bazen de çok gerçekçi öykülerde, içten içe toplumsal eleştiriyi hiç elden bırakmıyor; özellikle yeni insan paradigmasını belirleyen yeni iletişim teknolojilerini, yeni türeyen iş tanımlarını, sadece sözde kalan ve bunun iki tarafça da sessiz biçimde onaylandığı sevgi, güven, aile, değer kavramlarını ele alırken. Örneğin, yalnızlığı tercih etmenin ya da sürüden ayrılma isteğinin iş yaşamının toplumsal normlarına uymaması nedeniyle yalan söyleyerek gizli saklı yapılması, işe alınan yeni kasa görevlisine biz iş yerinde bir aileyiz diyen ve güven duygusu üzerine vurgu yapan müdürün sonradan para çalma ihtimalini ortadan kaldırmak için cepsiz pantolon giyme kuralından söz etmesi, büyük şehirde aradığı huzuru ancak öğle tatillerinde gittiği mezarlıkta bulan genç, hep büyük şehirdeki yeni zaman ve mekanların getirdiği insan ilişkilerinin paradoksları olarak karşımıza çıkıyor.

Yazar, öykülerinde mizahi dille yaptığı eleştiri ve özeleştirilerde iğneyi kendine, çuvaldızı ise topluma batırıyor: “Belli ki kadının yardıma ihtiyacı vardı. Böyle durumlarda hep kaçardım. Kaça kaça hem ben hem de memleket bu hale gelmişti.”

Delilikle ilgili toplumsal normlar ile kalıp yargılara yöneltilen eleştiriler içeren bir öyküsünde de “Delilerle göz göze gelmeyin. (…) Saldırıya uğramamak için bir önlem olan bu uyarı bende hep başka bir çağrışım uyandırmıştır. Deliliğin bulaşıcılığı gibi.” diyerek aslında kimsenin delilikten çok da uzak olmadığını ima ediyor.

Toplumca ruh sağlığımızın bozukluğu ekonomik çöküşle bir araya gelince ortaya çıkan traji-komik durumu anlatan bir öyküde ise, işsiz kalan ve depresyona giren birinin internetten beğenip seçtiği bir psikoloğu kaçırarak zorla terapi yardımı almasını anlatırken belki de tüm öyküleri özetleyen özlü sözü de hatırlatıyor: “Komedi, başkalarının başına gelen trajedidir.”


Hakan Bıçakcı

Normal Nefes Almaya Devam Edin

Öykü, 187 s.

İletişim Yayınları, 2019

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör