Ara
  • AYNUR TURAN

Rakım Bin Dokuz Yüz


On günlük izni bitmişti. Dönüş için hazırlıklar tamamdı. Sedan aracının bagajı, valizlerinin yanına annesinin kışlık yiyecek takviyesi ve yeni satın alınan giyecek poşetlerinin de eklenmesiyle, neredeyse tıka basa dolmuştu. Yolu uzundu, sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkmalıydı. Yoğun iş temposundan uzaklaşarak biraz soluklanmak biraz da hasret gidermek ona sandığından da iyi gelmişti. Daha da önemlisi biricik kız kardeşinin mürüvvetini görmüş, onun mutluluğunu paylaşmıştı. Duyduğu memnuniyet ve manevi tatmin her şeye değerdi. Oysa yola çıkmadan önce ne kadar da endişeliydi.

Şimdi de dönüş yolu için kaygılanıyordu. Hem artan terör olayları, yol kesme, adam kaçırma haberleri hem de karda kışta yol alma düşüncesi ürkütüyordu onu. Yolun gelişte sabah saatlerinde kat ettiği en kritik yerlerini, dönüşte akşam saatlerinde alması gerekecekti. Yolda çevirme tehlikesine karşı hafta sonu bile yapmaya alışkın olduğu sinekkaydı tıraşını birkaç gündür özellikle ihmal etmiş, kirli sakalıyla ve giyimiyle dış görünüşünde resmiyetten uzak, rahat bir hava yaratmaya çalışarak kendince önlem almıştı. Eşi de elinden geldiğince çocuklarını korkutmadan birtakım açıklamalar yaparak karşılaşabilecekleri durumlar için onları hazırlamaya çalışmıştı. On bir yaşındaki oğlu söyleneni yapacak kadar bilinçliydi, çevresinde olan bitene de aklı eriyordu ama beş yaşındaki kızına söz dinletmek oldukça güçtü. Hele hele babasının mesleği hakkında yalan söyletmek hiç mümkün değildi.

Ne kadar erken yola çıkmayı planlamış olsa da sabahın alacasında çocukları uyandırıp toparlanmak beklediği gibi kısa sürmemiş, saat sekiz gibi ancak tekeri döndürebilmişti. Ankara Malatya arası on saat sürüyordu. Dinlenme ve ihtiyaç molalarını, olası dur kalkları da hesaplayınca yolculuk oldukça uzun sürecekti. Kışın doğuda hava daha da erken karardığı için trafik imkân verdiğince gaza basmalıydı.

Yolculuğun ilk yarısının büyük bir kısmını, -bulantı önleyici hapların da etkisi ile- çocukların uykularına kaldıkları yerden devam etmesinin yarattığı sessizlikte ve otobanda alınca, rahatlamış, keyfi yerine gelmişti. Endişeleri ara ara yoklasa da önü sıra giden kimi yerde beyaz, kimi yerde sarı, kimi yerde yeşil manzaranın hazzıyla hepsini kulak arkası ediyor, etrafındaki dağın, derenin, ormanın, çayın tadını çıkarıyordu.

Yolculuğun ikinci yarısında gözlerini kamaştıran beyazın yoğunluğu tüm endişelerini bir anda tekrar depreştirmişti. Bir süre daha ilerledikten sonra uygun bir istasyonda mola verdi. Eşi ve çocukları ihtiyaçlarını giderirken aracının lastiklerine zincir taktı. Ne olur ne olmaz diye benzin deposunu fulledi. Hızlıca ihtiyaçlarını giderip ailesi dönene kadar etrafta bir iki tur atarak ayaklarını açtı. Sonra tekrar yola koyuldu.

İstasyondan çıkıp bir süre ilerledikten sonra yol bir anda değişmiş, onları sanki farklı bir dünyaya götürüp koskoca beyaz bir boşluğun ortasına bırakmıştı. Başlarını nereye çevirseler gördükleri, hem büyük beyaz bir hiçlik hem de aynı anda birini bile atlamadan bembeyaz bir her şey oluveriyordu. Yol, ağaç, akarsu, dağ, ova, çatı, araba, traktör, çit, çalı…

Artık hiçbiri uyumuyordu. Ama araçta çıt da çıkmıyordu. Başı sonu belli olmayan uçsuz bucaksız bir kar evreninin sonsuz beyazlığında, onun izlenecek yolu nasıl bulabildiğinin hayreti içindeydiler sanki. Mutlaka konuşacak bir şeyleri olan, fırsat buldukça anne babasını soru yağmuruna tutan kızları bile sessizliğe gömülmüş pür dikkat dışarıyı izliyordu. Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamışlardı. Göğün arada görünen maviliği ile koyu gri bulutlar olmasa yeryüzü ile gökyüzünün ayrımı neredeyse imkânsızdı. Güneş adeta kalın puslu bir camın arkasında kalmış, parlak beyaz bir örtüden yansıyarak varlığını ispatlıyordu. Tomur tomur bulutlar yeryüzüne rastgele bırakılmış göz alıcı dev karnabaharlardı sanki. Bir an için bilinçlerini kaybetseler bulutların üstünde olduklarını sanmaları işten bile değildi. Yer gök birleşmiş gibiydi.

Yol kenarlarına doğru kürenen kar yığınları, ara sıra yanlarından geçen araçlar ve daha önce geçmiş olanların lastik izleri rehberliğinde güçlükle ilerleyebiliyordu. Bir süre böyle yol aldıktan sonra bir anda ortaya çıkan koyu gri bulutlar yeryüzü ile gökyüzünü birbirinden ayırmıştı. Hava kapanmaya başlamış, karın yansıttığı ışık adeta sönerek ortalığı alaca karanlığa teslim etmişti. Dışarıda rüzgâr yüksek sesle ıslık çalıyor, henüz sıkılaşmamış olan yüzeydeki karı ordan oraya savuruyordu. Temkinli sürüşün tesirinde yavaş yavaş yol alırken zaman da olanca hızıyla akıyordu.

Arabanın içindeki gergin ve sessiz bekleyişi sonlandıran, eşinin bir anda ortaya çıkan telaşı oldu. Parmağıyla, gidiş yönünde yol kenarına uzanmış bir adamı işaret ediyordu. Çocuklar bağrış çığrış durmasını, adama yardım etmesini söylüyorlardı. Bu havada kim yola, ezilebileceği bir yere yatardı ki. Böyle yol kesmelerden haberdar olduğu için durmak istemiyordu ama bu hızdayken kıskıvrak yakalanmaları da an meselesiydi. Hızını arttırması gerektiğinin bilinciyle daha da endişeleniyordu. Kayarlarsa sonları olurdu. Korkuyordu. Seçimini, beyaz örtü üzerinde kirli bir mumyayı andıran adamı görmezden gelmekten yana yaptı. Gaz pedalına biraz daha yüklendi. Her şekilde hayatları tehlikedeydi zaten. Gayri ihtiyari sağına doğru hafifçe eğilip parmaklarını koltuğunun altına gizlediği silahın tetiğine geçirdi. Tabancasının varlığı onu biraz olsun rahatlatmamıştı bile. Sakinliğini korumaya çalışıp, neden durmadığına mantıklı bir açıklama getirerek çocuklarını yatıştırdı. Eşi de sorularla, başka konularla ilgili konuşmalarını sağlayarak onları oyalıyordu ama yüzü kireç gibiydi.

Yol boştu, bu güzergâh genelde tenha olurdu zaten. Gaza bastı, gitmeyi göze alabileceği en yüksek hızda sürüyordu aracını. Pınarbaşı tabelasını okuyalı çok olmamıştı, normal şartlarda üç saatlik yolları kalmıştı ama bu hava koşullarında ne zaman evlerinde olabileceklerini kestirmek de zordu. Hava iyice kapanmış tipi başlamıştı. Sığınılacak ya da telefonla yardım istenecek ne bir benzinlik ne bir lokanta ne de bir ev vardı. Mesleği itibariyle bu civarda bir iki köy olduğunu biliyordu ama onlar da iç kesimlerdeydi. Tipide yürüyerek bir ev aramak da akıllıca olmayacaktı. İlerlemeliydi. Yola devam etmek tek kurtuluşlarıydı.

Gürün’e yaklaşmış olmalıydılar, arkalarından gelen yoktu yok olmasına da akşam olmak üzereyken terörün yoğun yaşandığı yerlerden birine sığınmak hiç akıllıca gelmiyordu ona. Jandarma karakolunu bulabilirse iyi olurdu ama. Tipinin hızıyla yarışan sileceklerin kulakları tırmalayan gıcırtılı sesi doğru düzgün düşünmesine engel oluyordu. Karmakarışık düşünceler içinde zihninde bir çıkar yol bulmaya çalışırken hiç beklemediği bir şey oldu. Araç aksıra tıksıra önce yavaşladı sonra da zınk diye durdu. Son anda yol kenarına, çoktan kürenmiş bir kar öbeğinin hemen önüne kadar gelebilmişti. Anahtarı çevirip, zaten susmuş olan motoru kapattı. Aracın kapısını açar açmaz üzerine hücum eden kar tanecikleri değil adeta buzdan jiletti. Ellerinin acısını umursamadan kolunu yüzüne siper yaparak güçlükle aracın arkasına yürüdü. Bagajdan aldığı montunu uçmasına engel olmak için büyük bir çaba sarf ettikten sonra ancak giyebildi. El fenerini kemerine sokuşturup eşi ve çocuklarının kabanlarını da alarak bagajı kapattı. Yoğun kar fırtınasından etrafına göz atamamıştı. Kabanları eşine uzatıp çok anlamıyor olsa da aracın kaputunu kaldırıp el feneri ışığında içine baktı. Motor oldukça sıcaktı, elini yakmamaya özen göstererek aracın yağını, suyunu, soğutucu fanını, aküsünü, lastik-kauçuk aksamını kontrol etti. Ne görmeyi umduğunu bilmiyordu ama içine düştüğü karabasandan kurtulmanın bir yolunu bulmak için zaman kazanmış oluyordu. Bilinçli olarak bu şekilde zihnini kaygılardan uzak tutarak fikir üretmeye zorluyordu ama uzun süre dışarıda durulacak gibi de değildi. Araca geri dönüp bir içme suyu şişesi alarak su seviyesini yükseltti. Sonra da kaputu kapatıp yeniden direksiyona geçti. Bir süre beklemesi gerekiyordu.

Gözleri eşinin endişeli ve soran bakışlarıyla karşılaşınca yüzüne bir gülümseme oturtarak çocuklarına döndü: “Birlikte hiç planda olmayan harika bir serüven yaşayacağız anlaşılan çocuklar.” dedi. Sözünü bitirmesiyle aynı anda eşinin omuzlarının gözle görülür biçimde düştüğünü gördü. Soğuktan buz gibi olmuş ellerini onun elleri üzerine koyup sessizce, “Geçecek. Atlatacağız inşallah!” dedi. Gözleri dolmak üzereyken kaçırdı bakışlarını. Kontağı çevirip birkaç saniye marşa bastıktan sonra yavaş yavaş gaz vererek motoru tekrar çalıştırmayı denedi. Motor çok kısa bir süre çalışır gibi olduysa da öksürerek tekrar durdu. Dikkatle göstergelere baktı ama bir değişiklik göremedi. Benzini de vardı. Motorun soğuması için bir süre daha bekleyip tekrar çalıştırmayı denemekten başka aklına yapacak bir şey gelmiyordu. Araçtan indi. Bagajdan yiyecek içecek bir şeyler almalıydı. Onunla rahat konuşabilmek için eşi de arkasından çıkmıştı ama dışarısı öyle soğuk, rüzgâr öyle gürültücü, tipi öylesine acımasızdı ki çocukları gecenin ayazından korumak adına sadece bir iki planlama yapabilmişlerdi. Valizlerin fermuarlarını açabildikleri kadar açmış, aralanan yerlerinden ellerini sokarak kazak, hırka, şal, ne bulurlarsa yanlarına almışlardı. Bagajda yaz kış eksik etmedikleri bir battaniyeleri vardı, onu da birlikte çekiştirerek valizlerin poşetlerin altından kurtardılar. Birbirlerine bakıp buruk bir tebessüm ettikten sonra araca çocuklarının yanlarına geri döndüler.

Hava iyice bozmuş, tipi tiz sesiyle camları zorluyordu. Artık hep birlikte arka koltuktaydılar. Battaniyelerini üzerlerine çekerek iyice birbirlerine sokulmuşlar, çocukların bebeklik anılarının sıcaklığında ertesi güne gözlerini açamayacakları endişesinden uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Bundan sonrası duaya kalmıştı.

Saatin kaç olduğundan habersiz aniden uyandığında, eşi ve çocukları derin uykudaydı. Karı ezen ayak sesleri, hışırtılar, mırıltılar birbirine karışmış adeta aracın etrafını sarmıştı. Zihnine hücum eden sorularla uyku mahmurluğunu bir anda üzerinden atmış, sevinçle korkunun birbirine baskın çıkma savaşı verdiği büyük bir merakla nefesini tutmuştu. Kocaman açılmış gözleriyle, tamamen karla kaplanmış camlarda hızla hareket eden elleri, kolları takip ederken, kalbi adeta kafesinden kurtulmak ister gibi göğsünü yumrukluyordu.



Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Muz Cemaati