Ara
  • NİLGÜN ÇELİK

“Sözçalan Karanlık” çağa tanıklık ediyor


Yasemin Yazıcı’nın sessizliğini koruyan kitabı Sözçalan Karanlık, 2017 yılında Nota Bene Yayınları’ndan çıktı. İmgelem gücü ile yazılan kitabın baştan sona tüm öyküleri tek tek konuşulmayı hak ediyor.

Yasemin Yazıcı, sanatın bir başka dalında sinemada da başarılı çalışmaları olan bir yazar. Yaratıcı ve aktif. Yerli ve yabancı ortaklı yapımlarda yönetmen yardımcısı, yapımcı ve senaristlik yaptı. Gazete ve dergilerin sanat servislerinde görev yaptı ve sonrasında yönünü tamamen yazmaya çevirdi.

Kitabın son öyküsü, kitaba adını veren öykü. Sözçalan Karanlık. İyi bir okur, gündemi takip eden her kişinin bu öyküyü okurken aklında canlandıracağı şekil muhakkak ki aynı olacaktır. Kalemin gücüne örnek gösterilesi bir öykü. Sen dili ve şimdiki zaman kullanılarak yazılmış olması öykünün gücünü daha da artırıyor, bağırmadan haykıran, göstermeden işaret eden... Yasemin Yazıcı usta bir kalem olduğundan bunu son derece başarılı yapmış. Öykünün imgeleri içinde koşarken “bunu tanıyorum” diyen birçok kişi çıkacak muhakkak. Edebiyat, siyasetin üstündedir dedirten bu öykünün, kitabın son öyküsü olmasını çok anlamlı bulduğumu söylemek isterim. Zira başlangıçtaki öyküler ve kahramanları karanlık bir atmosferde ve bunun açıklaması son öyküye yüklenmiş gibi. Yüz yüze konuşulmayı hak eden öykülerden biri olan Sözçalan Karanlık çağına tanıklık ediyor.


Şimdi sözcüklerimi çalmak istiyorsun. Boş bir anımda bunu yapabileceğine inandığın için buradasın. Yanı başımda bekliyorsun. Korku, hepimizin yaşamındaki ortak duygusu. Farkındasın. Sen korkuyu kullanarak, insan ruhunu avlamayı öğrendin; içine hapsolduğunu cehennemi yoksamak için dehşete tapıyorsun. O yoğun karanlığınla üzerime çöküp, beni ürperterek senin için sakıncalı sözcüklerimi, boyun eğip sana uzatmamı bekliyorsun. Senin anladığın barış böyle bir şey… (s. 120)

Yazıcı diğer öykülerinde de son öyküsü Sözçalan Karanlık gibi sıra dışı anlatım ve imgelerden destek alıyor. Öykü konuları o kadar yoğun ki bu ölçüde dil de hızlanıp sertleşiyor. Bunu birçok öyküsünde görmek mümkün ve yazarın tarzını bu dil sabitliyor.

Yazarın kimi öykülerinde biraz o anı bilmek birazda anlatılmak istenene hazır olmak gerekiyor. Onun aklında şekillenen ve okura anlatılan işaretleri çözmek sabırlı okurun işi olmalı. Biraz karanlık, kapalı kalmış olabilir “Ada Su Atlas”. Yoksa gerçeküstü mü demeliyim? Yine aynı duygudayım, pandemi olmasaydı biz bu öyküyü yüz yüze konuşsaydık diyorum.

Yasemin Yazıcı öykülerini oluştururken gerçek ve sanrılardan oldukça faydalanan bir yazar. Bu anlamda öykülerin derinleştiğini söylemek mümkün. “Konserve Duygular” böyle bir öykü. Kırılan, küsen, kaçan, karanlığa kendini hapsetmiş olanların öyküsü. Bazı insanlar böyle. Soyut şeyler, durmaksızın benliğini didikliyor yaşarken. Ölüme hız almış ömrünü, çentikliyor görülmeyenle; aşk, sevgi, dostluk, sadakat, adanma…” (s. 23)

Ayrıca rahatlıkla söyleyebilirim ki Yazıcı, öykülerinin gerçeklik boyutunu kullandığı metaforlarla, dil ve farklı öykü tekniği ile güçlendiriyor. “Altın Zincir” öyküsünde kullanılan akvaryum metaforu öyküyü farklı bir boyuta taşımış, zengin kılmış. Köpek balığı ile bakışarak yapılan anlaşma ne kadar tanıdık ne kadar güncel değil mi? Yine belirtmek isterim ki, yazarın metaforlarla, imgelerle, işaretlerle öykülerini derinleştirmesini kendini farklı kılmak amacıyla değil, okuru sürece dahil etmek için yaptığını düşünmekteyim.

Sözçalan Karanlık, adı gibi biraz karanlık öykülerle dolu. Ancak bu okuru korkutmamalı. Tanıklık etmek için, toplumsal psikolojiyi anlayabilmek için aslında en önemlisi kendimizin hangi duyguya yakın olduğumuzu öğrenmek için okunmalı diyorum.


Yasemin Yazıcı

Sözçalan Karanlık

Öykü, 128 s.

NotaBene Yayınları, 2017

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör