Ara
  • GÜLŞAH AKBULUT

“Suç benim meselelerimden biri…”


Şiir, roman türlerinde verdiği eserler ve akademik çalışmalarıyla tanınan Gülce Başer’in 2020’nin başlarında Mylos Yayınları tarafından okura sunulan polisiye eseri Yanığı Bulmak, sade bir hayat süren Nihal’in Hakan’la türlü sebeplerle karşılaşması ve kayıplara karışan ünlü fulbolcu Yanık’ın peşine düşmesiyle gelişen karmaşık olayları anlatıyor. Gülce Başer’le polisiye meraklılarının ilgisini çekecebilcek eseri üzerine söyleştik.


İlgi çekici akademik çalışmalarınız, ödüllere layık görülen şiirleriniz var; bu hayat serüveniniz içinde şiir ve akademik çalışmalarla polisiye romanlar nasıl yan yana geldi?

Teşekkür ederim, böyle söylediğinizde benden söz ettiğimizden emin olamadım bir an… Açıkçası, haftalardır işyerimle bilgisayarım arasında gidip geliyorum, dünyayı, neredeyse pandemiyi bile unuttum… Böyle de diyemeyeceğim, fırsat buldukça açık havada yürüyüş yapmaya çalışıyorum. Ama doğrusu, yazmak olmasaydı pandemi nasıl geçerdi, bilemiyorum…

Sorunuza gelince… Doğrusu çok iyi konuşan biri değilim ben, kendini ifade etme açısından… Yazarak daha iyi anlaşıyoruz dünyayla… Her bir yazı alanı, bir tarafım… Bu yüzden farklı türleri denerken çekinmiyorum.

Polisiye neden? diyorlar, diyorsunuz… Bir nedeni aşkta ve suçta en çok kendimize benzememiz. İnsanı görmeye çalışıyorum. Sosyal bilimler de aynı işi yapıyor, sonuçta… Bir başka nedeni… Derinleşelim tamam… Ben de bir okurum… Kitapta sürükleyen bir şey daha olsun… Polisiyedeyim şimdi… Ama suçu da inceleyen bir polisiyedeyim. Suç benim meselelerimden biri…


Yanığı Bulmak eserinizle Simon Kuper’in “Futbol asla sadece futbol değildir.” sözünü bir kez daha bizlere hatırlatarak toplumdaki aksayan yönleri de göstermiş oluyorsunuz; sizce polisiyeler okuyucunun merakını zedelememek için toplumsal meselelerle arasına bir sınır koymalı?

Faşizmin üç aracını bilirsiniz: Fado, Fatima, Futbol…

Ama burada mesele olan, çağdaş eğlencelik olan futbol… Çok büyük bütçeler dönüyor. Dahası birçok futbolcu gösteri dünyası, siyaset, sosyete gibi vitrin mekânların içinde, kendileri de gösterinin birer parçası oluyorlar. Bir de şu var, çok dar gelirli ailelerin çocukları futbol yıldızı oldukları takdirde korkunç bir gelir ve şöhrete erişiyorlar; bu da bir travma aslında… Büyük sevgi görüyorlar, karanlık dünyalara karışabiliyorlar… Buradan da çok paranın rotası belli gibi bir durum da ortaya çıkıyor… İşte oradan sizin başta söylediğiniz anlamda siyasetler söz konusu oluyor… Kimi isimleri aklama, kimi yapılarda vitrin unsuru, kimi mekânların reklam malzemesi… Girard’ın Romantik Yalan Romansal Hakikat’te dikkat çektiği bir süreç vardır: Birine hayran oluruz, o olmak isteriz ve onun arzularını benimseriz. Bu açıdan bakıldığında bir futbol yıldızı, hayatıyla milyonlarca çocuğun hayal evrenini bile tayin edebiliyor. Bu yüzden Yanık’ı öykü edinmeye karar verdim. Yanık’ı anlatmadım, çünkü herkes onu anlatıyor. Yanık’sızlığı anlattım.


Bir edebî eser yazmaya hazırlanırken Gülce Başer’in kendine has ritüelleri var mıdır? Bu bağlamda Yanığı Bulmak içinde pek çok alandan izler görüyoruz, bunun için özel olarak yaptığınız okumalar ya da farklı çalışmalar var mıydı?


Rahmetli babam spor psikologuydu. O yüzden sporla ilgili hazırda her zaman bir duyarlılığım oldu. Kendim de basında çalışmış biri olarak gazeteleri magazin sayfalarına kadar izlerim-izlerdim. Dürüstçe, eskiden daha iyi izlerdim. Ama şimdi de her gün bir saat kadar haber izliyorum. Kesimlerin söylemlerine, bazen sözcüklerine kadar dikkat ediyorum.

Hep söylüyorum, MİT’le hiçbir bağlantım olmadı, bildiğim kadarıyla… Ama bir memur çocuğuydum, üstelik hep devlet okullarında okudum. O yüzden kurumların ve bürokrasinin işleyişiyle ilgili isabetli tahminlerim hep oldu. Bunun dışında elbette uydurdum, olsa olsa nasıl olur, diyerek… Kentlerin haritalarını incelerim. Konu gerektirirse ansiklopedik tarama yaparım, internet taraması yaparım. Sosyal bilimci olmam ve özellikle kültürel tarih alanında çalışmam, zihniyetler konusunda hazır verilere sahip olmam anlamına geliyor. Herkesin yaptığını düşündüğüm çalışmalar bunlar…

Yolda, toplu taşımada insanlara kulak veririm… Herkesle içtenlikle çene çalarım, dinlerim… Kimler, hangi sözcükleri, nasıl kullanıyor? İşim okumak olabilir ama dünyayı izlemekten de hiç vazgeçmedim.


Pek aşina olduğumuz farklı kadın ve erkek profilleri roman boyunca maceraya katkıda bulunuyor; roman kişilerinden Sema ve Nihal arasındaki karşıtlık toplumsal hayat içinde kadının rolüne dair önemli noktalara parmak basıyor. Günümüz dünyasında kadınlar gerçekten kendi güçlerini fark etmeye başladılar mı sizce?


Sema, evet, olumsuz gibi görünüyor. Sema’yı sevmediniz mi? Çok başarılı oysa… İstediğini aldı. Kesin güvenli dünyalığını da yapmıştır. Kocası boşansa da fark etmez… Bence boşanmaz da zaten… Sema, bir manken… Ama asıl sorunu, vitrin nesnesi olması değil, değil de zaten… Ciddi bir özneliği var. Ama biz Nihal’i sevdik, çaresizliği bizimkine benziyordu. Mesela âşık olabilen bir kadın Nihal ve biz bunu çok sevdik. Yalan söyledi, entrikalar çevirdi ve affettik onu… Çünkü çok âşık olmuştu. Güzel de âşık olmuştu.

Tabii Nihal sosyolog, manken değil… Nihal’i güzel yapan ölümden korkmaması… Hayatının aşkını yaşadığının ayırdında olması ve onun yanına gideceğine inandığı için ölümden de korkmuyor. Her ikisi de günümüzün kadınları. Her ikisi de gücünün farkında… Güçlüler zaten… Bence kadın hep güçlüydü.


Hakan’dan Gürcü’ye farklı karakterde bir çok erkek roman içinde rol alıyor; yasadışı işler yapanlar, polisler dahil sizce onları temelde –açıkça söylenmese de- kadınlara karşı birleştiren bir tavır var mı?


Birleştiren demeyelim de… Ortaklaştıran bir tavır var: Hep biraz daha yukarıda görüyorlar kendilerini… Birçok erkekten şunu duymuşumdur eşlerine dair: “O zekidir ama akıllı değildir” ya da “O zeki değildir ama akıllıdır.” Bu eksiklik o kadınları bir şekilde manipülasyona açık kılar. Bu romanlarda Nihal, onu tanıyanların çekindikleri bir kadındır, çünkü hepsini faka bastırmışlığı vardır. Bu Nihal’i “karizmatik”ten önce “tehlikeli” ve “tekinsiz” kılar. Akıllılık, çok akıllılık kadın adına çok sempatik değilmiş gibi değerlendirilir halk arasında… Sırf erkekler değil, kadınlar arasında da böyledir. Yerli dizilerimizdeki “akıllı” kadınlar nadiren olumlu karakter olarak temsil edilirler; hele de Bir Ceset Bir Söz’ün yazıldığı yıllarda akıllı kadınlar olumsuz karakterde oluyorlardı. Son beş yılda bu konuda olumlu bir mesafe katedildi, edilmedi değil.

Ben hayretler içindeyim bu konuda… Gerçekten akıllı kadın eşini, sevgilisini daraltmaz, belli bir konfor sağlar ve mutlu eder… Bazı büyük hataları yapmaz…

Ancak tabii toplumsal eril büyüklenme, farklı biçimlerde de olsa, hemen her kesimde öyle yüksek düzeylerde ki… Akıllı kadın beklentileri oldukça mütevazı… Korkarım kafası gerçekten çalışan kadınları teşhis bile edemiyorlar… Erkekliğimiz yetersizlik endişelerini kibirle telafi etmeye çalışıyor. O zaman mevcut kapasitesini de yeterince iyi kullanamıyor. Bunu iyi niyetle söylüyorum, iletişim zemini kuracak kadar kafalar kullanılsa belki ilişkilerin de sahicilik düzeyi bir ortalama olarak yükselir.

Kişisel gelişim danışmanı olmak gibi bir niyetim yok. Ama kadınlar ve erkeklere bir tavsiyem var, daha çok da erkeklere: Eşlerinin akıl ve zekâ seviyesini şu gözle değerlendirirlerse daha anlamlı sonuçlara varacaklardır. Sonuçta o sizin denginiz ve muadiliniz olduğu için birbirinizle ülfet etmeyi başardınız… Bir de bu gözle mi baksanız?


2015 yılında Dünya Kitap’ın yılın polisye kitabı seçtiği Bir Ceset Bir Söz’deki roman kişileri Yanığı Bulmak’la yeniden karşımızda; onların maceraları sonraki kitaplarınızda da devam edecek mi?


Bir maceraları daha olacak. Sonra başka kişiler ve başka roman(lar).


Romanınızda bir futbolcunun kaybolmasıyla karmaşıklaşan macera bana Netflix’teki Dogs of Berlin dizisini anımsattı; sizin dizi ya da film senaryosu çalışmalarınız var mı?

Henüz böyle bir deneyim yaşamadım. Kim bilir, belki bir gün…


İnsanlar polisiyeyi okumaktan çok televizyonda ya da sinemada izlemek istiyor, sanırım seyretmek daha kolay, bu bağlamda POYABİR’in Türkiye’deki polisiye çalışmalarıyla ilgili neler söylemek istersiniz?


Güzel arkadaşlar güzel çalışmalar yapıyorlar… Reklam sayılmayacaksa kendi yayınevimin ve 221B dergisinin de polisiyeye katkılarının altını çizeyim. Teşekkür ederim.. :-)