Ara
  • NİLÜFER ÇEKEN ÖZBAY

Tehlike Çanları


Ebru makyajını yaparken yeniden belirginleşen kaz ayaklarını gördü. Aynaya iyice yaklaştı. Far fırçasını bırakıp telefonuna uzandı. Acaba kocası fark etmiş miydi? Hemen estetik doktorunun asistanını aradı. Ertesi gün için uygun saat bulunması yüreğine su serpti. Yeniden makyaj masasına döndü ve yarım kalan işini bitirdi. Göğüs dekoltesi iddialı olan siyah kadife elbisesini giydi. Hulusi’nin hediye ettiği gerdanlığı taktı. Siyah topuklu ayakkabılarıyla tamamladığı kombini beğendi. Yalnız göğüslerine takıldı. Sarkmışlar mıydı, neydi öyle? Hayır, böyle bir şeye izin veremezdi. Gittiğinde bunu da doktoru ile yeniden değerlendirecekti. Yurtdışından aldığı parfümü tepeden tırnağa sıktı. Etrafı çiçek kokusu sardı. Samur kürkünü omuzlarına attı.

Hulusi şömine başında karısını beklerken viskisini yudumlamaya başladı. Saatini takmayı unuttuğunu fark etti. Kendi yatak odasına giderek saat koleksiyonunu muhafaza ettiği kasayı açtı. Marka saatlerinden takım elbisesine uygun olduğunu düşündüğünü seçti. Aşağı indiğinde karısını yağan karı seyrederken buldu. Ebru dalgındı, onun geldiğini fark etmedi. Kolunu uzatarak “Hazırsan çıkalım,” dedi. Karısı “Tabi çıkabiliriz,” cevabını verirken tedirgindi. Kocasının koluna girdi, ona çok fazla yaklaşmamaya özen gösterdi.

Hulusi’nin etrafında dönerek cömertçe vücudunu sergilediği “Nasıl görünüyorum?” diye sorduğu yıllar ne ara geride kalmıştı? Ah bu kesinlikle ilk karısının lanetiydi. Boşanma davasından çıktığında bir hışım onun yanına gelmiş “Gençliğin ve güzelliğinden başka elinde hiçbir şeyin yok. Bunlar hep koruyabileceğin şeyler değil. Yuva yıkanın yuvası olmaz,” demişti. Ne kadar klişe bulmuştu söylenenleri. Cemiyet mensubu bir kadının ağzında nasıl eğreti durmuştu bu cümleler.

Hulusi arabaya yürürlerken karısının beline sarıldı. Gülerek göz kırptı, “Senin belin mi kalınlaştı?” Ebru etine iğne saplanmış gibi irkildi. Adam bu gerginliğe anlam veremeyince “ Neyin var senin?” diye sordu.

“Hiç, bir şeyim yok. Niye sordun?”

“Biraz tuhaf davranıyorsun sanki.”

Kadın, kocasının dikkatinin daha fazla üzerinde toplanmasına engel olmak için konuyu değiştirdi.

“Bu akşam yemeğe gelecekler arasında kimler var?”

“Kimler olacak canım. Bizimkiler işte.”

Ebru arabaya bindiklerinde susmayı tercih etti. Şanslıydı ki Hulusi’nin ortaklarından biri aramış ve yol boyunca kapatmamıştı. Aklına üşüşen kötü düşünceleri hep aynı cümlelerle bertaraf etmeye çalıştı. “Sen güzellik kraliçesi seçilmiş birisin. Yaşlansan da çirkinleşemezsin.”

Mekâna girdiklerinde etrafa bakındı. Hep tanıdık yüzler vardı. Kendileri için ayrılan yere geçerlerken Sami Bey masasından kalktı. Hal hatırdan sonra “Sizi eşimin kardeşi Sevda ile tanıştırayım,” deyip baldızını yanlarına çağırdı. Genç, güzel, çıtı pıtı bir kızdı. İngilizce işletme mezunuydu. Uluslar arası bir şirkette stajını yapmış iş arıyordu. Hulusi kartvizitini uzatırken “Genç ve çalışkan arkadaşlara her zaman ihtiyacımız var. İş ile ilgili yardımcı olmaya hazırım,” dedi. Kocasının kendine kartvizitini uzattığı günü hatırladı Ebru. Tacını giydiği galanın sonuydu. O zamanda “Bir şeye ihtiyacınız olursa her zaman yardımcı olmaya hazırım,” demişti. Sevda’nın gözlerinin içine bakarak Hulusi’nin yakasından hayali tozları silkeledi. Gereken mesajı verdiğini düşündü.

Masaya oturduklarında ya o kız da kendi gibi yardım bahanesiyle kocasını ararsa diye düşündü. Hulusi’ye doğru başını çevirdiğinde onun başka tarafa baktığını gördü. Acaba Sevda’yı mı inceliyordu? Daha önce kocasının ufak tefek kaçamakları olmuştu ama çözmüşlerdi. Şimdi ya rest çekerse diye bir korku sardı yüreğini. Eski tazeliğinden eser yoktu. Anlaşılmaması için yatak odalarını ayırsa da demek ki vücudundaki deformasyonu fark ediyordu kocası. Yoksa beline niye laf etsindi. Acil bir şeyler yapmalıydı.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör