Ara
  • AYŞE PARLAK AKYÜZ

Telve



Küçük ablam da evlenince annemler ev aldı. Bahçe katında. Kiradan kurtulalım da. Başımızı sokacak kadar. Kutu gibi, diye diye iki oda bir salon bu eve taşındık. Bizden öncekiler evi öylece bırakmışlardı. Balkon kuş pisliği içindeydi. Arada bir iki güvercin gelip konuyor. Kanatlarını çırpıp sağa sola tüy bırakıyordu. Tiksindim. Bak senin de odan olacak. Tek başına kalacaksın. Eve girip benim odam olduğunu iddia ettikleri karanlık çukuru gördüğümde dizlerimin üstüne çöküp ağladım. Penceresi ta yukarıdaydı. Uzanıp açmaya boyum yetmiyordu. Gelen geçenin ayakları görünüyordu. Hiç hoşuma gitmemişti. Kuş yuvası gibi ne tatlı, dedi annem. Bu kümese ancak kuş yuvası yakışır, deyince çarpıldı. Dolan gözlerini pencerenin önünden geçen ayaklara çevirdi.

Annem taşınmadan önce evi tek başına temizlemişti. Balkonu sonraya bırakmıştı. Kirecini pasını telleye telleye elleri kabardı. Gözümün ucuyla izliyor, hiçbir işe elimi sürmüyordum. Temizlesin işte, çok beğenmişti. Tozunu, toprağını. Balkonda işi bitince kahve yaptı. İkimize de. Şekerli yaptım, seversin. İtiraz etmedim. Kahve içmeye yeni başlamıştım. O ayrıcalıktan mahrum kalmak istemedim. İnsanın kızı olsun, bak arkadaş gibi kahve içiyoruz karşılıklı. Sesimi çıkarmadan balkonun sağını solunu incelemeye başladım. Annemin çiçekleri balkonu doldurmuştu. Sokağın ucundan bakınca bahçe nerede bitip balkon nerede başlıyor anlayamazdı kimse. Fena değildi. Diğer apartman dairelerine baktım. Hepsinin balkonları camla kapatılmıştı. Siz de kapatsanız ya şöyle camlı. Kahvemi höpürdettim. Çok akıllıca bulmuştum bu fikri. Belli ki düşünememişlerdi. Annemin yüzü gölgelendi. Aman böyle havadar daha güzel ya, efil efil. Gözümü tekrar diğer dairelere çevirdim. Şu sürgülülerden yaptırırsınız. İsteyince açarsınız. Gölgeler oynaştı. Evi alırken çok borca girdik kızım. Balkon işi sonraya kalsın.

Güvercinlerden biri balkona yaklaştı, bizi görünce az öteye kondu. Annem kalkıp ekmek ufaladı. Balkon demirinden yalın ayak atladı. Üzerindeki bluz rüzgârla şişti, kanatlandı. Güvercine ağır ağır yaklaştı. Elindekileri yavaşça yere bıraktı. Güvercin annemi dikkatle izledi. Hemen sonra yaklaşıp ekmek parçalarını gagaladı. Ben gitsem nasıl kaçacağını bilemezdi aptal kuş. Balkon açık kalırsa bu pis şeyler canına okur buraların, deyip fincanın dibinde kalan kahveyi içtim. Annem uçamayan, dev bir kuş gibi. Gökyüzüne özlemle baktı. Telve ağzıma geldi. Acı acı. Dilimin üstünde ezdim. Zorla yuttum.

Fincanı ters çevirdim. Tabağı üstüne kapattım. Su da koymamışsın anne. Ayağa kalkınca raflardan birinin üstünde bir karartı dikkatimi çekti. Bir çığlık attım. Ay anne buraya yuva yapmış ya bu pis şeyler. Elimi hırsla uzattım yuvayı almak için. Annemin vücudu bir anda kasıldı. Dur yapma. Elimi çektim. Öfke ve tiksintiyle titriyordum. Yuva yıkanın yuvası olmaz derler, dedi. Çok kutsal bir şey söylediğinden emin. Söylediğine tamamen karşı olmakla birlikte, ya doğruysa diye fısıldadı içimden bir ses. Anne o yuva bu yuva mı Allah aşkına. Sesimin tonu değişti. Elimi tereddütle indirdim. Yumuşadığımı görünce annem kendini sandalyeye bıraktı. O kuş da anne, dedi kısık sesle. Yalnızca annelerin dahil olduğu o kutsanmış uzak diyardan. Yüzümü buruşturdum. Ne haliniz varsa. Annem yutkundu.

Neyse ben Elifleri çağıracağım. Odayı düzenleyeyim biraz, dedim. Gölgeler yok. Kızları çağırmayı hem istiyor hem de evden utanıyordum. Hiçbirinin kendi evi yoktu, hepsi kirada oturuyordu. Evin havasını atacaktım ama odamdan da memnun değildim. Çay demledik. Kurabiye yaptık onlar gelene kadar. Keyfim yerine geldi. Soğuyan fincanımı anneme uzattım. Annem yüzümün güldüğünü görünce gözlerini fincana dikti. Uzun uzun baktıktan sonra ay kız yumurta var falında. Hem de yusyuvarlak, dedi heyecanla. Falına inandırmak için her türlü role girerdi. Ne demek yumurta, dedim. Ne değil ki. Talih demek, para demek, sen küçüksün ama aşk demek. Kikir kikir güldüm. N’oldu kız. Aşk deyince. Utandım. Kapı çalınca toparlandım. Aynada saçımı, üstümü düzelttim. Hoş geldiniz, dedim i’yi uzatarak. Annem gelen misafiri ne kadar seviyorsa i’yi o kadar uzatırdı. Kızlar içeri girdi. Elleri doluydu. Kek, börek getirmişlerdi. Mutfağa koyduk. Balkona geçtik. Evin en sevdiğim yeri balkon olmuştu. Bahçeyi görünce kızların gözleri parladı. Hadi oturun, oturun, dedim arkalarından iteleyerek. Sabırsızca. Dur kız evi gezdirsene, dedi Elif. Sırtımda bir ürperti. Gönülsüzce tamam, dedim. Odamı ne kadar toplasam da kötü görünüyordu gözüme.

Önce salonu gösterdim. Sonra yatak odasının kapısından baktılar. Ayıp olur girmeyelim, dediler. Büyümüş de küçülmüş. Benim odama gelince ben onlara, onlar birbirlerine baktılar. Ağızlarının kenarında küçümseyici bir kıvrım belirdi. Ay odam var deyince ben de bir şey sandım, dedi biri. Kızım kirada kalsaydınız keşke, dedi öbürü. Gözlerim doldu. Bakışlarımı cama çevirdim. Ayakların altında ezildim.

Balkona dönünce ne yediğimi bilmeden yedim. Kafamda söyledikleri zonkluyordu. Yüzümü düşürmemeye çalıştım ama keyfimin olmadığını anlayınca siz de yorgunsunuzdur, çok durmayalım deyip gittiler.

Onları yolcu ettikten sonra odama gidip hüngür hüngür ağlamaya başladım. Annem kapıyı tıklatıp içeri girdi. Kıskanmışlardır kızım, dedi. Kolay mı ev sahibi olmak. Sen buna ev mi diyorsun, köpek bağlasan durmaz. Annem ağzını araladı. Ama tek bir nefes.

Hava kararmaya başlamıştı. Annem mutfakta yemek yapıyordu. Balkona çıktım. Oturdum. Ağlayacak hâlim kalmamıştı ama söyledikleri aklıma geldikçe delirecek gibi oluyordum. Bir daha gelip de öyle bir şey söylediklerinde neler söyleyeceğimi kuruyor. Hayalimde ikisiyle de kavga ediyordum. Saçlarını yoluyordum. Kendi kendimi kızdırıp yerimde oturamayacağımı anladım. Televizyon izlemek için içeri girecekken yine o aptal kuşu gördüm. Hem de yuvaya iyice yayılmış. Yumurtaların üstüne oturmuştu. Gözlerini bana dikmiş. Tetikte bekliyordu. Ben ayağa kalkınca kanatlarını açtı. Balkondaki süpürgeyi alıp sapıyla kuşu itekledim. Kanatlandı. Yumurtaları bırakamıyor ama korkudan yaklaşamıyordu. Korkması hoşuma gitti. Sesleri duyan annem tahta kaşığı tencerenin kenarına üç kez vurdu. Balkon kapısına yaklaştığını anladım. Koltuğun üstüne çıkıp raftan yumurtaları aldım. Hâlâ ılıktı. Annemi kapıda görünce gözünün içine baka baka yumurtaları ağaca fırlattım. Bunların hepsi senin yüzünden derken içimden, kabukların çıkardığı çıtırtı. Yer yarılsa bu kadar gürültülü olurdu. Annem neye uğradığını şaşırmış. Ağaca çarpıp kırılmış yumurtalara baktı. Bakışlarını bana çevirdi. Yer sessizce yarıldı. Ben içine düştüm ve dünya kocaman bir göz olmuş. Karanlık çukurdan bana bakıyordu.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör