Ara
  • GÜLÇİN GÖKTAY

Tuba Özkur Aksu’nun “Kurşuni Renkler”inde Kurşuni Algılar…


Tuba Özkur Aksu'nun “Kurşuni Renkler” isimli kitabında, gerçek ile gerçek üstü arasında gidip gelen kısa öyküler var. Bu özellikleriyle öykülerin bazıları büyülü gerçeklik tarzına yakın duruyor. Aksu'nun dili alabildiğine yalın, sade ve su gibi akıyor, öyküleri okurken yazarla sohbet ediyor gibisiniz; öylesine içten bir sohbet ki bu, onun sözlü olarak anlattığı hikayeleri kendi ağzından dinliyor hissine kapılıyorsunuz. Sözlü gelenekten gelen kanlı canlı bir hikayeci var karşınızda ve size gerçek mi, masal mı, büyü mü anlayamadığınız ama sonunu merakla beklediğiniz hikayeler anlatıyor. Ancak hikayeler öyle basitçe uydurulmuş hikayeler değil. Aksine, kurguları sağlam, neden- sonuç ilişkisine dayanan ve bazen okuru ters köşe yapan öyküler. Bunun nedenleri arasında, yazarın fizik mühendisi oluşunun payı tartışılmaz. Öykü karakterleri de sıradan insanlar gibi görünmesine rağmen, bazen konuşmalarında bazen de davranışlarında hiç de öyle olmadıklarına tanıklık ediyorsunuz.

Örneğin, “Olmaz Olmaz Deme, Olmaz Olmaz” öyküsünde, sokakta dilenirken rastladığı paçavralar içindeki kör dilenci, kendisiyle ilgilenen kahramandan muzlu süt istiyor. Sütünü içerken kahramanımızla yaptığı kısacık konuşmada dilenci Allah razı olsun diyeceğine, durumundan dert yanarken fizik kuramlarını ortaya döküveriyor: “ İkizim füze ile uzaya gönderilmeseydi ben böyle olmazdım.” diye başladığı konuşmasına, ışık hızı hakkında verdiği bilgilerle açıklık getiriyor: “Işık hızına yakın hızlarda yolculuk yaptığında zaman senin için yavaşlayacağından, yolculuğun, olduğu yerde duran birine göre çok daha kısa sürer. Örneğin, sen ışık hızıyla elli ışık yıllık bir mesafeye gidip döndüğünde dünyada yüz yıl geçmiştir. Tüm hayatının, tanıdıklarının yok olduğunu görürsün. Tabii ışık hızına ulaşmak veya onu açmak biz kütleli varlıklar için mümkün değil. Işık hızının yüzde doksanı kadar bir hıza ulaşabilirsen çok benzer durumlar yaşanır. Biz bunu denemek istedik…”

Hayal gücü oldukça yüksek olan yazarın gerçeklerle çok da işi yok sanki, ama yine de öykülerini bu kadar da olmaz, saçma, mantıksız diyemeyeceğiniz ustalıkta kurgulamış. Zaten değeri de buradan geliyor; çünkü kurmacanın en önemli özelliklerinden birini taşıyor: Yazarla okurun ilk sayfadan yaptığı karşılıklı anlaşma bu, yazar bu anlaşmada bize der ki eğer beni okuyacaksan benim kurduğum dünyaya gireceksin, mantığımı, kurgumu, zaman ve uzam kavramlarımı, neden-sonuç ilişkilerimi baştan kabul edeceksin. Ancak, bu iş eğer ustalıkla yapılmışsa, okur hikayeyi sorgulamadan kabul eder, içine girer ve sever. İşte Aksu'nun öykülerinde bu ustalığa rastlıyoruz.

“Kenafir Gözlü”, en baştan ismi ile çarpıyor insanı, anlamı kin besleyen, gözlerinden kin okunan insan demek. Böylece, uğursuzluğun kokusunu başlıktan alıyoruz. Başlarda kendi halinde ilerleyen hikaye, sona yaklaştıkça başlığının hakkını veriyor ve sonunda sizi de uğursuzluğun içine çekiyor. Bazı öyküleri böyle tuhaf ve ürkütücü iken, bazıları da ironi ve ince espri barındırıyor içinde, gülümsetiyor. Örneğin “Tuhafın Yeri”, içinde geçtiği mekanla hayal gücünüzü zorlarken bir yandan da sizi sözcüklerin oyununa getiriyor. “Uzaydan mı Gelmişler” öyküsünde de yazar karşımıza yine fizik kurallarıyla çıkıp fizik kurallarıyla tatlı tatlı dalga geçiyor: Atom bombası yapmak için yurtdışından radyoaktif malzeme getirdiğini söyleyen James Bond çantalı, gariban, paçoz görünümlü saf bir adamcağız, ziyarete geldiği kurumun sekreterine birlikte atom bombası yapmayı öneriyor, radyoaktif malzemeyi yurtiçine nasıl soktuğunu sorduğunda da “Biliyorsunuz, alfa ışımasını bir kağıt parçası bile durdurabilir” diye bilgilendirme yapıyor, radyoaktif maddeyi ülkeye şişe içinde soktuğunu söylüyor. Bu arada kurumun ne kurumu olduğu, ne işle uğraştığı da meçhul. Sekreterin iş arkadaşı tarafından kibarca kovulan James Bond çantalı adamın arkasından sekreterin pişmanlık içinde “Keşke önerisini kabul etseydim” demesi de komik ama asıl hikaye bundan sonra başlıyor.

Aksu, zekasını ve fizik bilgisini hayal gücü ve ince espri yeteneğine katarak öykülerine imbik ile süzmüş. Bunu yaparken gaipten gelen kahramanlarla bazen şaşırtmış, bazen ürkütmüş, güldürmüş, hüzünlendirmiş. Kitaba adını veren “Kurşuni Renkler” öyküsü de sıradan bir kadının günlük hayatını anlatırken insanda kurşuni bir algı yaratıyor. Bu algı da aldatıcı aslında, çünkü sonunda yine ters köşeye yatırıyor okuru ama içimizde kurşunu bir renk bırakarak.


Kurşuni Renkler

Tuba Özkur Aksu

Kekeme Yayınları

128 sayfa, 2021

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör