Ara
  • MELİHA YILDIRIM

Turgenyev üzerine kısa bir anlatı: Sizin ilk aşkınızın hikayesi nasıldı?



Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanını (1869) okuyanlar, Rusya’nın Fransa tarafından istilası döneminde yaşanmış olayları en iyi ondan öğrendiklerini söylerler. Edebiyatın tarihe ışık tutmak gibi bir işlevi olmasa da, bazı edebi eserler okuyucuda böyle bir güven duygusu yaratır.

İvan Sergeyeviç Turgenyev’in ( 1818 – 1883) roman ve öyküleri, felsefi akımlarını daha anlaşılır kılması bakımından sanki böyle bir görev üstlenmiş. Latince nihil yani hiç anlamındaki kelimeden türetilen nihilizm 19. Yüzyılda ortaya çıkmış; var olan bütün varlıkları, değerleri ve gerçekleri reddeden felsefenin adı olmuştur. Turgenyev, “Babalar ve Oğullar” romanında, (1862) Bazarov karakteriyle nihilizm kuramı hakkında sanki oturmayan taşları yerine oturtuverir. Ve nihilist düşünceye verilen en belirgin örneklerden biri bu Bazarov karakteri olur.

İlk yazdığı öykülerinden itibaren (Bir Avcının Notları -1842-) konularını toprak sahipleri ve onlara bağlı köylülerin yaşayışlarından, içinde bulundukları koşullardan seçen Turgenyev’in yolu bu nedenle gerçekçiliğe çıkar. Çünkü onun yapmak istediği bu olsa gerektir. Toplumu incelemek, onun gerçeklerini aldatmacasız bir biçimde yansıtmak ve eleştirmek düşüncesine en yakın görüş gerçekçiliktir. Sadece toprak sahibi soylular ve köylü serfliğinin yaşantısı değil, aynı zamanda toplum dayatmalarına boyun eğmeyen kadınlar da bu gerçekliğin bir parçasıdır. Romanıyla aynı adı taşıyan Klara Miliç, karakterini böyle tanımlayabiliriz. “Klara Miliç” romanında başka dikkat çekici unsur da, yaşam ve ölümün sınırlarının hayatta kalan Aratov için kaybolduğunu, ölen Klara ile kurduğu derin bağı, mistisizmle örtülü bir aşkla anlatmasıdır.

Onun romanlarındaki çok sayıda güçlü kadının varoluşu, annesinin esamesi altında kaldığını da düşündürür, okuyucusuna. “İlk Aşk” romanındaki Vladimir Petroviç’in anne ve babası Turgenyev’in ebeveynlerini anımsatır. Petroviç şöyle bahseder romanda onlardan: “Babam henüz genç ve çok yakışıklıyken, annemle bir çıkar evliliği yapmıştı; annem on yaş büyüktü babamdan. Hüzün dolu bir yaşamı olmuştu anneciğimin: Sürekli tedirginlik, kıskançlık, öfke… ” Turgenyev’in kendi hayatındaki ebeveynleri de, süvari albayı genç baba Turgenev ile kocasından yaşça büyük, malikâne sahibi, otoriter Petrovna Lutovina adlı bir annesi vardır.

Moskova ve Petesburg üniversitelerinde okuduğu felsefe fakültesinin ve daha sonra Almanya’da Berlin Üniversitesi’nde dört yıl devam eden eğitiminin o unutulmaz karakterlerin ortaya çıkmasındaki katkısı hayli fazladır. Babalar ve Oğullar’daki, Bazarov, Rudin romanındaki Rudin, Klara Miliç’teki Klara ve Aratov, İlk Aşk’taki Vladimir Petroviç ile âşık olduğu Zinayda hep aykırı ve bir o kadar da cezbedici kişiliklerdir. İnsan onların etkisinden kolay kolay kurtulamaz.

Zaten Turgenyev’i Turgenyev yapan da onların öznelliğindeki biriciklikleridir. Aykırılıklarının yanında, peşlerini bırakmayan hiçlik duygusudur. Var olmayı düşünen, hayatın akışı ile biçimlenişine kafa yoran kişiliklerin gerçek hayatla hiçleştiği karakterlerdir bunlar. Tıpkı bilişsel seviye yükseldikçe, yaşama şansının azalması gibi. Baldıran zehri içirilerek idam edilen Sokrates’ten, yıllar sonra Aristo’nun, Sokrates gibi ölmemek için Atina’dan kaçışı, Hurufiliğine sebep derisi yüzülen Nesimi; farklı zamanlarda ve farklı yerlerde bir suçlu gibi edimlerinin sonuçlarına katlanmışlardır. Varoluşunu kabul ettirmeye çalışan aydının, inandığını savunma cesaretinin sonucu ödediği bedeldir bunlar. Turgenyev’in romanlarındaki Bazarov ‘un (Babalar ve Oğullar), Rudin’in (Rudin), Klara’nın (Klara Miliç), Zinayda’nın (İlk Aşk)ve diğer birçok karakterinin ölümü ise başkalarından değildir ama toplum dayatmasına itiraz eden genç aydının yenik düşüşünün öyküsüdür.

Romanlarında büyük toprak sahipleriyle onlara bağlı köylüler vardır. Ezilmişle ezilenin farkı Rus romancının vazgeçemediği izleğidir adeta. Turgenyev’in, Orhan Veli Kanık çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları'ndan okuduğumuz sınıf farkını ve sosyal adaletsizlik düzenini anlatan “El Kapısında” adlı iki perdelik oyunu da aynı konuya değinir. Muhsin Ertuğrul (Köyde Bir Ay Dışında) bu gizli hazineyi atlamamış, 1946-47 sezonunda İstanbul Küçük Tiyatro’da sahnelemiştir.

Osmanlı aydını ne bulmuştu bu yazarda, diye sormadan edemiyor insan. Çünkü neredeyse kemikleşmiş bir okuyucu kitlesi oluşmuş Meşrutiyet döneminde. Avrupa’da ve ülkemizde eserleri ilkönce çevrilen 19. Yüzyıl Rus romancıları arasında yer alır Turgengev. Tolstoy, Dostoyevski, Gorki de o dönemin yazarlarıdır. İçlerinde Turgenyev’le aynı ilgiyi gören ilk Tolstoy’dur.

Turgenyev’in 1862’de yayımlanan geleneksel otoriteyi hiçleyişin sembolü olarak anılan “Babalar ve Oğullar” romanıyla klasikler arasında yerini alsa da o zamanlar durum öyle değilmiş. “İlk Aşk”ve “Rudin” romanları, o dönemde Türk okurunu derinden etkilemiş.

Ülkemizde edebiyat alanında Rusçadan çeviriler, diğer batı dillerinden yirmi beş yıl sonra başlamış. 1897-1900 yılları arasında Turgenyev ve Tolstoy’un düz yazı şeklindeki iki küçük öyküsü doğrudan Rusçadan şiir şeklinde çevrilmiş.[1] 1900-1908 yılları arasında Osmanlı’da uygulanan sıkı sansür nedeniyle çok az yapıt çevrilmiş. Rus Edebiyatından Turgenyev’in Abdullah Zühdü tarafından Fransızcadan çevrilen Âb-ı Nevbahar adıyla yayımlanan “İlk Bahar Selleri” romanı (1905) bunlardan birisi olmuş. Yine aynı roman, aynı yıl N. Zeki tarafından (1905) Rusçadan çevrilmiş, fakat her ikisinde de Turgenyev’in adı belirtilmemiş.

İ. Habib 1941’de yayımlanan kitabında Turgenyev’in adının belirtilmeden iki romanın çevrilmesini büyük yazara saygısızlık olarak değerlendirmiş fakat olayın Sultan II. Abdülhamit dönemindeki sansür kaygısından kaynaklanmış olabileceğini de belirtmiş. Günümüzde “Babalar ve Oğullar” nasıl ilgi görüyorsa o yıllarda da “İlkbahar Selleri” ilk çevrilen Rusça roman olarak büyük ilgi görmüş. (1905)

Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşı’na katılması, ardından Kurtuluş Savaşı mücadelesiyle geçen dönemde, Avrupa dillerinde olduğu gibi Rusçadan çevirilerde de büyük bir azalma görülmüş. Tolstoy ve Gorki dışında, yine bu dönemde Turgenyev’in, yaşamının son yıllarında yazdığı “Muzaffer Aşk Nağmesi” adlı öyküsü ilk kez 1925’de Yahya Ferit ve Mişel Mihavlov tarafından Rusçadan çevrilerek yayımlanmış.

Rus yazarları tarafından Gogol gibi, Dostoyevski’nin de Türk edebiyatına oldukça geç tanıtıldığını bu araştırmalardan öğreniyoruz. Örneğin, “Beyaz Geceler” yazıldığından (1848) seksen beş yıl sonra Ruşen Eşref Ünaydın tarafından çevrilmiş. (1933)[2]

1930’lu yıllarda Turgenyev’in Babalar ve Oğullar romanına çevirmenler, Rus yazarları hakkında bilgi vermeye çalışmaları nedeniyle Yayımcı İbrahim Hilmi, otuz bir sayfa önsöz ayırmış.

Ülkemizde Turgenyev’in ilk çevirisi yapılan "İlkbahar Selleri" romanında, toprak sahibi soylu Marya Nikolayevna, onun peşinden giden ve hayatı tamamen değişen genç Sanin’i takip eder okuyucu. Güçlü kadının peşinden gitme tutkusu Osmanlı’da o dönemde Ahmet Mithat Efendi’nin de katkılarıyla sıklıkla okunmaya başlanmıştı. Keza Turgenyev’in İlk Aşk romanındaki genç Zinayda, yine hayatı umursamayan bir kadındır. Bu durumda genç delikanlı Vladimir Petroviç’in babasıyla aynı kadına (Zinayda’ya) âşık olması tesadüf değildir. Bu özgür ruhlu kadın imgesi, "İlk Aşk" romanını çağının çok ötesine taşıdığını günümüz gerçeklik anlayışıyla da göstermektedir. Her çağın romanı, dedikleri bu olsa gerektir.

Ayrıca Turgenyev’in felsefe bilgisini romanlarında karakterlerine elbise gibi giydirmesinin, Osmanlı aydınının çok hoşuna gittiği de aşikârdır. Böylece, Fransız yazarlar kadar diğer Rus yazarları da benimsemiş ve çevirilerin devamı gelmiştir.

"İlkbahar Selleri" romanındaki Sanin’in nişanlısı Gemma’yı unutmasına neden olan Marya Nikolayevna sadece güzel değil, akıllı bilgili, hem varlıklı hem de parasını iyi yönetebilen bir kadındır. Beğendiği erkeğe bunu söyleyecek kadar da cesurdur. Klara, (Klara Miliç, Yapı Kredi Yayınları- Oktay Rıfat – Erol Güney çevirisi) Aratov’un evine meydanda buluşmaları için mektup gönderir. Ve Aratov her ne kadar gitmek istemese de saat tam üçte Moskova’da kendisine söylenen meydandadır. Bu roman Kürk Mantolu Madonna’nın kahramanı Raif Bey’i de derinden sarsmıştır. Yine El Kapısında -Orhan Veli Kanık çevirisi oyun-Yapı Kredi Yayınları- barındırdığı sosyal adaletsizlik düzeninin yanında Olga, bin dönüm arazisi olan yüzlerce köylünün çalıştığı varlıklı bir kadındır. Turgenyev’in eserlerindeki kadınlar hep üstün nitelikli karakterler olması onlarla sağlam köprüler kurmasına rağmen, hayatı boyunca hiç evlenmemesi de dikkat çekicidir.

İlk Aşk romanından bir alıntı:

“Bu beklenmedik mutluluğumun üzerine öylesine titriyordum ki, korkmaya bile başlamıştım; bu hissettiklerimin yaratıcısı Zinayda’yı görmek bile istemiyordum. Kaderimden başka bir şey istemeyecekmişim, şimdi artık “tutup son bir kez daha güzelce derin bir soluk almak, sonra da ölmek” gerekiyor gibi geliyordu bana.”


[1] Aykut, A. “Türkiye’de Rus Dili ve Edebiyatı Çalışmaları Rus Edebiyatından Çeviriler (1884 – 1940) ve Rusça öğrenimi (1883-2006)” Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, 46, 2 (2006) (1-27) Rus Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı [2] Aykut, A. “Türkiye’de Rus Dili ve Edebiyatı Çalışmaları Rus Edebiyatından Çeviriler (1884 – 1940) ve Rusça öğrenimi (1883-2006)” Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, 46, 2 (2006) (1-27) Rus Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör