Ara
  • KADİR PEYNİRCİ

Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur





Okurken bir duygudan ötekine götürüp getiren, ancak bunu büyük bir ustalıkla yaptığı için okuru yormayan kitap; “Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur.” Dili okuru derinliğine doğru çekerken acımasız davranmayan ve yardımcı olmak için elinden geleni yapan masalsı bir anlatıma sahip. Faruk Duman bu noktada okurla kitap arasındaki bağı güçlü tutma işini layıkıyla yerine getirmiş. Yazar karakterlerin büyük çoğunluğunu günlük hayattan seçtiği için insan okurken kendini masalın içinde kaybetmiyor. Ama doğru zamanda kullanılan imgeler, tasvirler masalsı kimliği koruyor. Okurun kopmasını engellemek için çaba sarf etmemiş yazar. Sunulan hayat önermeleri doğrudan kitabın kahramanı gibi hissettiriyor okuru.


“Sonunda, kalp güçsüz bir şeydir. Bize yaşam veren şey, evet, bence, güçsüz bir şeydir. Bu nedenle yaşamımız da aslında bizim bu güçsüzlüğümüzden kaynaklanır.”


Kitaptaki tabiat betimlemeleri okuyucuya yeni bir deneyim katacak nitelikte. Okurken kendinizi yer yer huzurlu bir ilkbahar sabahı sakin, huzurlu bir orman yürüyüşünde yer yer vahşi bir hayvandan kaçarken buluyorsunuz. Bu enfes tabiat betimlemeleri Çehovvari taşra tasvirleriyle birleşince dünya çapında büyük bir yazarla aynı dili konuşmanın heyecanı sarıyor insanı. Yazarın öykülerine ya da öteki romanlarına bakarsanız bu tasvirlerdeki güzelliğin, kendine özgülüğün Faruk Duman edebiyatında var olduğunu görürsünüz.

Pars karakteri ve ana karakterimiz arasındaki ikilik, belki de iki karakterin bir olması kitaba varoluşçu bir hava katarken, okura içine girebileceği bir gizem sunmuş. Bir okur olarak bu durumun sayfalar ilerledikçe daha çok farkına vardığımı ve farkına vardıkça daha çok merak ettiğimi hissettim. Hatta içsel bir sorgulamaya girerek belki de kendi Parsımı aramam kitabın bir parçası olmamdandı. Kim bilir sizin içinizde ne tür parslar saklı. Böylesine güzel bir kitabı okurken sorgularınızda çok şey bulacağınıza inanıyorum.


“Zaman zaman, kendimi onun yerine koyduğum oluyordu. Pars, parçalanmış bir hayvandır. Geceleri ormanda dolaştığı zaman. Vücudunun her bir parçasını, orada onun adına gözlerini dört açsınlar diye ormanın dört bir tarafında bırakırdı. Söz gelimi, bir tüy bir çalılığa takılır, hayvanın geçip gitmesinden sonra orada ansızın gözlerini açarak. Karanlığı onun adına süzmeye başlardı. Bu, yalnızca tüyün kendi çabasıyla oluşan bir şey değildi elbette. Her yanıyla görmeye, duymaya, koklamaya alışmış bir parsın, kendi parçalarına verdiği bir armağandı.”


Validebağ Fen Lisesi

11-C Sınıfı Öğrencisi


Faruk Duman, YKY Yayınları, 81 s, 2021

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör