top of page
  • NİLGÜN ÇELİK

Yasemin Seven Erangin: Metaforla bezeli öykülerin benim için önemi büyük


Yasemin Seven Erangin’in AltıKırkBeş Yayınları'ndan 2014 yılında çıkan Annemin Son Dört Günü ve 2022 yılında Vizyoner Yayınları'ndan çıkan isimli iki öykü kitabı var. Erangin yazarlığının yanında televizyon sektöründe de önemli işlere imza atıyor Erciyes Üniversitesi Sinema Televizyon bölümünü mezunu. Mahal Dergi'de düzenli olarak sinema alanında film inceleme, değerlendirme yazıları yazıyor. İki kız çocuğu annesi.

Söyleşimiz edebiyat üzerinden devam etse de sinema sektöründeki çalışmalarını ve yönetmenliğini ve günümüz şartlarında anne olarak duygularını da merak ediyorum.


- Edebiyat da sinema da kuşkusuz birbirini destekleyen birbirini besleyen sanat dalları. Siz sinema televizyon bölümünden mezunsunuz. İki öykü kitabınızın sinemadan, aldığınız eğitimden beslendiğini söylemek mümkün. Benim sorum, iyi bir öykü yazarı için okullu olmak ya da sinema eğitimi almış olmak yeterli midir? İyi öykü yazarı sizin için kimdir?

Okullu olmanın öykü yazarlığına bir katkısı olduğunu söylersem eksik söylerim, doğrudan okullu olmak gerekli demekte hatalı bir söylem olur. Diyarbakır’da doğmuş büyümüş, hayatını uzun yol şoförlüğü yaparak sürdüren rahmetli dedem ilk okul mezunu bile değildi ama duyduğum en iyi öyküleri o anlatmıştı bana. Şimdi düşününce öyküye olan tutkumun en büyük sebeplerinden birinin o olduğunu düşünüyorum. Mükemmel hayal gücünün yanı sıra, karakter yaratmak, o karakteri doğru dille konuşturmak, atmosferi kurmak, yan karakterlerin öyküye olan desteği gibi unsurları hep ondan öğrenmişim. Sinemaya da en az edebiyat kadar tutkunum, ancak edebiyat, birçok disiplini bir arada taşıyor, ancak bazıları daha önde yürüyor, mesela müzik, mesela felsefe. Sinemanın yazarlığıma bir katkısı yok ama hayata doğru bakamaya, öykü duymaya, bir meselenin nasıl öykü olabileceğine ciddi bir katkısı var. Bu da yapabileceği en iyi doyurucu durumlardan biri. Elbette herkes sinema okumak zorunda değil ya da başka bir bölüm okumak zorunda değil, zaten edebiyatın en sevdiğim yönü bu, seni kim olduğunla, ne okuduğunla ya da hangi sınıfa dahil olduğunla öne çıkarmıyor. Seni ne yazdın, nasıl yazdın, ne anlattınla öne çıkarıyor. İşte edebiyatın büyüsü. Bir bakkalın kimi zaman bir okulludan çok daha iyi öyküler yazdığından, yazabileceğinden eminim, izlemek, hikayelere tanık olmak, şiveleri duymak, hayatlarına temas etmek öykü yazmak için çok iyi doneler.


- 2014 yılında ilk kitabınız çıktı ama siz ne zaman yazmaya başladınız?

Ben ortaokulda yazmaya başladım. Babamı kaybettikten sonra günlükler tutmaya başladım. Babamın yazmak konusunda değil ama okumak konusunda bana çok katkısı oldu, kitapların dünyası ile o tanıştırdı beni. Özellikle birlikte kütüphaneye gitmemiz, beni kütüphaneye bırakır, birkaç saat sonra gelir alırdı. Orada geçirdiğim zaman benimdi, zorunlu bir seçenek olarak okumaya başladım, ansiklopediler beni büyülüyordu. Onu kaybettikten sonra dede evinde yaşamaya başladım, halam, amcam çok iyi okuyuculardı ve böylece çok iyi bir okur oldum önce, sonra yazmaya başladım. Aslında kendimi bildim bileli okuyor, yazıyor gibiyim


- Delikli Tencereler de İsyan Eder kitabınızda birçok öykünüzün metaforlarla zenginleştiği hatta öykünün anlamını okura bıraktıklarınız var. Kitaba adını veren öykünüz ve Gül Ağacı ağırlıklı olarak bu tür çalışmalarınızdan. Sizce öykünün derinliğini metaforlar mı belirler? Öyküde metafor ne anlam taşır sizce?

Evet, metaforla bezeli öykülerin benim için önemi büyük. Okuduğum iyi yazarların beni metaforlar sayesinde kendime yönelttiğini kendimi o metaforlarla sorguladığımı gördüm. Metaforlar okuyucunun metne başka bir gözle bakmasını sağlıyor, böylece kendini hedef olarak görmüyorsun ve istemsizce dönüşümün kendinde başladığını fark ediyorsun, bu inanılmaz bir etki. Kafka’nın Dönüşüm kitabı beni sarsmıştı, orta okulda okuduğum kitap benim dünyaya, insana başka bakmama sebep olmuştu. Birini değiştirmek, dönüştürmek çok zordur, onu hedef alarak söylediğin her kelime karşındakinin senden hızla uzaklaşmasında sebep olur ama onu hedef almadığını anladığında seninle, metinle ilişki kurar. O ilişki asıl temastır. Ben öyküde metaforun bunu sağladığını düşünüyorum. Gül Ağacı öyküsünü yazarken de böyle hissettim. Yazdığım birçok öykünün sonunu okuyucuya bırakmakta bu bağlamada benim için önemli, öykülerin sonunu kendilerinin şekillendirmesi onların hayatlarını nasıl büyüttükleri ile ilgili olsun istiyorum. İyi öykücü tanımı herkes için başkadır ama benim için iyi öykücü okuyanı dönüştürmek için tetikleyen öykücüdür. Bunu söylemeden geçemeyeceğim metinde metafor kullanmak bir seçenektir, Sait Faik dünyanın en iyi öykücülerindendir ama metafor kullanmaz onu metaforu metnin kendisidir.


- Kitabınızın ikinci bölümünde daha çok olay ağırlıklı insan hallerini okura sunduğunuz öyküleriniz var. İş Görüşmesi böyle öykülerinizden biri. Kadın öyküsü kategorisinde de değerlendirilebilir kanımca. Biri borcu ya da gizli aşkı yüzünden intihar eden, diğeri iş arayan bir kadını aynı öyküde buluşturmuşsunuz. Kara Sinek'te kadının yaşadıkları üzerinden kurgulanmış bir öykü. Duyarlı bir sanatçı olarak hem sinemada hem edebiyatta bu kadar kadın konusu işlenmişken, çözülmeyen bir sorun reddedilen İstanbul Sözleşmesi var. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz. Bu sorun nasıl çözülür?

Bu soru için öncelikle size teşekkür etmek isterim, benim için İstanbul Sözleşmesi çok önemli bir mevzu, hatta şu an hayatımın ortasında duran, elimden gelen her şeyi yapabileceğim bir mevzu. Ben Batman’da doğdum büyüdüm, kadının yaşayabileceği her çileyi gördüm, hem bölge özelinde hem de hepimiz gibi ülke özelinde. Kadınların karınlarında bebekleri ile tarlaya gitmek zorunda kaldıklarını, eşlerinin tecavüzüne uğradıkları, kaybettikleri eşi sebebi ile istemsizce eşlerinin kardeşleri ile evlendirildiklerini, abisi yaşında adamlarla çocuk gelinlerin gerdeğe girdiklerini, kentte yaşayan kadınların onların yaşadıklarının başka versiyonlarını yaşadıklarını, cinsiyetlerinden dolayı mobinge maruz kaldıklarını, giydiklerini etek sebebi ile ön yargılarda boğulduklarını, anne olması gerektiğine dair nutuklar dinlediklerini ve dahasını... Bu durumda bir kadının kadınlığının karşısında sessiz kalması, ses etmeden hayatına devam etmesinin namümkün olduğunu düşünüyorum. Benim iki tane kızım var, dünya üzerinde milyarca kız çocuğu var işte tam da onlar sebebi ile “isyan” ve dönüşümün zorunluğu olduğuna çok inanıyorum. Kadın cinayetlerinin de tıpkı yaşadığımız birçok şey gibi POLİTİK olduğunu düşünüyorum ve bu sebepten ancak erkek iktidarı alaşağı edince daha doğru ve yaşanılabilir bir dünyanın geleceğine inanıyorum.


- Öykülerinizde kadını kurguluyorsunuz, önemsiyorsunuz ve siz de söylediniz iki tatlı kız çocuğu annesisiniz. Bu topluma bu coğrafyaya en yararlı ve kendilerine en faydalı bireyler olmaları için neler yapıyorsunuz, ne öğütler veriyorsunuz?

Nasihatin faydalı olduğunu biliyorum ama hayatında uygulamanın daha gerçekçi olduğunu deneyimledim özellikle çocukların gözlemleme ve taklit ederek davranış edinme duygularını gördüm, deneyimledim çocuklarımla. Bu sebepten dolayı nasihate değil pratiğe başvuruyorum. Onlarla çok iyi vakit geçiriyorum ve onları tanıyorum, her anne gibi. Onlarla tüm sohbetlerimizde “Birey oldukları ve seçme haklarının” her zaman gerekli ve geçerli olduğunu anlatıyorum ve uyguluyorum, onlarda bunu yaşıyor. Okumaya ilgileri var, elbette dijital çağın çocukları oldukları için izleyerek öğrenmenin daha konforlu olduğunu düşüyorlar ama bu konuda biraz tutucu olmam dışında benle ilgili bir sıkıntıları olduğunu sanmıyorum. Onların beni eleştirme hakları var, bilirler. Birbirimize hakaret ve kişilikle ilgili yargılamalar üzerinden gitmediğimiz sürece sorun yok eleştirmek serbest. Ne yazık ki onlarda kadınlarla ilgili birçok gerçeğin farkındalar bu benden kaynaklı, onlara bunu anlatmanın zorunlu olduğunu düşünüyorum, prenses değiller ve hayatta toz pembe değil. Onlara uygun şekilde her zaman her konuya açıklık getiriyorum, aramız iyi.


- Mahal Edebiyat'ta film inceleme yazılarınızı okuyorum. Kitap inceleme ve tanıtım yazıları kadar ilgi çektiğini düşünüyorum. Hangisi daha eğlenceli sizin için? Zorlukları neler?

Sinema Televizyon mezunuyum. Yaklaşık 15 yıldır televizyon sektöründe çalışıyorum, dizi, reklam ve klip ile başladım çalışmaya sonra direkt televizyon kanallarına geçtim. Dizilerdeve kliplerde yardımcı yönetmenlik yaptım, klipler çektim, canlı yayın ve programlar çetim şimdi bir haber kanalında prodüktörlük yapıyorum. Bitmiş bir senaryom var, 45 yaşıma doğru filmi çekeceğim. İlk kitabımdaki bir öykümü uyarladım.

Edebiyat gibi sinemaya da tutkunum, edebiyatta sinemada benim çöplüğüm dersem yeridir. Film incelemeyi çok çok seviyorum, iyi bir film izleyicisiyimdir ama kimseye benimle film izlemesini önermem, çenem düşer. Eşim benle film izlemez. Sinema eleştirisi yazmanın kitap ya da metin eleştirisi yazmak kadar mühim ve zor olduğunu düşünüyorum, ikisi de birçok unsuru barındıran dallarından dallar oluşan iki nadide disiplin ama kitap, metin eleştirisi yazmanın daha meşakkatli olduğunu düşünüyorum. Sinema eleştirisi yazarken de metin eleştirisi yazarken de seçimlerden yargı oluşturmamaya dikkat etmek gerekir ancak ikisinin de belli kuralları vardır her ne kadar kural sevmesem de bazı kurallar muhakkaktır.


- Yeni çalışmalarınız var mı? Bahseder misiniz?

Evet bitmiş bir novellam var. Üçüncü okumasının yapılması lazım, ancak henüz vakit olmadı. Yeni başladığım bir novella denemem var, öykü kafamda notlar alıyorum detaylandırıyorum ama henüz masa başına geçmedim.


- Güzel sohbet için teşekkür ederim

Ben teşekkür ediyorum, size ve Prolog Dergi ’ye başarılar diliyorum.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page