Ara
  • NİLGÜN ÇELİK

Unutulmaz karakter kendimizden bir parça bulduğumuz ve yakınlık duyduğumuz karakterlerdir.


Tuğba Çelik’in ilk öykü kitabı “Yolda Ansızın” bu yıl haziran ayında Everest Yayınlarından çıktı. Daha önce 2011 yılında Anı Yayıncılık’tan çıkan “Dil ve Edebiyat Öğretimi” ve 2013 yılında yine aynı yayınevinden çıkan “Varoluş ve Roman” adlı iki kitabı var.

Eğitim hayatını, 1999 yılında Erciyes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olduktan sonra da devam ettiren Çelik, Hacettepe Üniversitesinde Yüksek lisansını tamamlayarak mezun oldu. 2010 yılında da Ankara Üniversitesi DTCF Dilbilim bölümüne doktorasını tamamlayan Çelik, 2016 yılında Türkçe Eğitimi doçenti oldu. Hacettepe Üniversitesinde yüksek lisansını tamamlayarak mezun oldu. 2010 yılında da Ankara Üniversitesi DTCF Dilbilim bölümüne doktorasını tamamlayan Çelik, 2016 yılında Türkçe Eğitimi doçenti oldu.

Tuğba Çelik, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesinde yarı zamanlı öğretim üyesi. Ama benim gibi birçok yazar arkadaşımın ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir alanı daha var: Çocuk Edebiyatı. Çelik, akademisyen bir yazar olunca söyleşimiz öykü kitabı “Yolda Ansızın” üzerinden, edebiyatın tüm alanlarıyla ilgili olsun istiyorum.


Öncelikle kitabınızın yolu açık olsun dileği ile başlamak isterim. Diğer iki kitabınız akademik pencereden yazılan, öykü kitabınız ise hayal gücü ve kurguya dayalı bir çalışma. Kitaplarınıza hazırlanırken ya da yayınevinden elinize ulaştığında size hangi çalışmanız daha çok heyecan verdi?

Hepsine ayrı seviniyor insan; çünkü ağır bir emek var arkalarında. Varoluş ve Roman’da edebiyat felsefesi çalıştım. Dil ve Edebiyat Öğretimi’nin temeli zaten doktora tezimdi; malum doktora tezi dirsek çürütür. Ama çiçeği burnunda Yolda Ansızın benim için şimdilik en heyecan verici olanı. Sanat her zaman akademiden heyecan vericidir. Gelgelelim yazdığım her şey benim parçam, uzantım.

Akademisyen birikiminizin öykü kitabınıza yansıdığı muhakkak. Sade ve akıcı bir dil, kolay anlaşılır, tekrarsız ve gereksiz kelimelerden arındırılmış. Dolayısıyla zevkle okunur bir kitap olmuş “Yolda Ansızın”. Siz de benimle dil konusunda aynı düşüncede misiniz? Ve asıl merak ettiğim kitabınızı akademik gözle okuyabildiniz mi?

Edebiyat ve dilbilim araştırmacısı olduğum için kendimi şanslı görüyorum. Hayatım metin okumak ve eleştirmekle geçiyor çünkü. Kendi metnime de bunu yapıyorum. Ama elbette kendi yazdığınıza kör oluyorsunuz; dolayısıyla bir editör şart. Yalınlık konusuna gelirsek, anlatıda olay örgüsünü örtecek ya da karıştıracak ifadelerden kaçmak gerekir. Dil ne kadar berrak olursa öykü o kadar parlar. Zaten ben Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Vüs’at O. Bener okuyarak öykü yazmayı öğrendim. Onların Türkçesi yoldaşımdır.

“Yolda Ansızın” kurgusu Ankara’da geçiyor. Sizi tanıdığım ilk yıllar Niğde’de yaşıyordunuz. Ankara’yı öykü kitabınızın merkezi yapacağınızı hiç düşünmemiştim ve bu beni şaşırttı. Bir Ankara sever olarak neden mekân olarak Ankara’yı seçtiğinizi merak ediyorum.

Doğru. Sizinle Niğde yıllarımda tanışmıştık. Ankara’ya gidip gelerek uzun yıllar başka kentlerde çalıştım. Gelgelelim 22-33 yaşlarım Ankara’nın tam kalbinde geçti. Bilirsiniz Çankaya’nın ucu bucağı yoktur ve ben çok semt değiştirdim. Ankara’yı karış karış bilirim. Bence onu daha çok yazacağım.

“Yolda Ansızın” kurgusu öykü severlerin ilgisini çekecek ilginçlikte. Öyküler birbirinden bağımsız ama birbirini ilgilendiren, ilerledikçe de geçmişi tamamlayan öyküler. Bazen sondan başa doğru ilerleyen bir yapı olduğunu düşündürüyor. Bu anlatıma çağdaş öykünün bir tür anlatım şeklidir diyebilir miyiz? Çağdaş edebiyat hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öykülerin bağımsız okunabilmesini ama birbirini tamamlamasını sağlamak benim için önemliydi. Şöyle düşünelim; hepimizin hayatımda çok sayıda insan var ve bazıları birbirini tanıyor. Dolayısıyla bu kitaptaki öykülerin karakterlerinden biri bazen yalnızca ayrıntıyken bazen ana karakter oluyor. Kitap bitince bütün karakterler puzzle gibi okurun belleğinde yerine oturuyor. Öykülerin bağımsız okunabilmesini de mesleki nedenlerle istedim: Sınıfta okunacak, ödevde kullanılacak, çözümlenecek bir öykünün kendi başının çaresine bakacak kadar bağımsız ama katmanlı olması gerekiyor. Çağdaş edebiyatta öykü kitaplarının çeşitli görünümleri var. Bazı yazarlar öyküleri bağımsız tutuyor, kimisi bir hayli iç içe geçmiş hatta tekrara düşen öyküler yazıyor. Bu bir tercih. Önemli olan yazarın dili ve kurduğu olay örgüsü…

Yolda Ansızın” benim için karakter ve kahraman yaratmada örnek gösterilmesi gereken kitaplardan. Karakterlerinizin kişiliklerini ince detaylarla okura verirken anlatma telaşı yaşamıyorsunuz. Doğal ve samimi anlatımla okur kişilikleri hakkında fikir sahibi oluyor. Ve karakterleriniz bugünün bu coğrafyanın insanları. Bazı karakterler yazarı bırakmaz. Sizin için de bu geçerlidir diyebilir miyiz? Karakterinizi yaratırken sizi en çok etkileyen şey nedir?

Unutulmaz ve çarpıcı karakterlerim olsun dilerim. Mesela Orhan Kemal’in Çikolata öyküsündeki yoğurtçunun kızı; Vüs’at O. Bener’in Havva’sı, Sabahattin Ali’nin Kırlangıçlar’ı aklımdan çıkmaz benim. Karakterleri konuşmalarıyla, alışkanlıklarıyla, hatta bazen politik tutumlarıyla yansıtmaya çalışıyorum. Bu yüzden öykülerimdeki karakterler hep bir şey yapar: Yürür, yemek yapar, araba kullanır hatta öldürür… Bütün bunları yaparken özgündür, o sırada biriyle konuşur ya da bir şey düşünür. Bu coğrafyanın insanlarını anlatıyorum. Mimarları, tamircileri, çırakları, müzisyenleri, seramik sanatçılarını, öğretmenleri anlatmak istedim. Her mesleğin bir sosyo-ekonomik dengesi var tabii. Öte yandan Ankaralı hangi mesleği yaparsa yapsın gözlemci, politik ve deneyimlidir; bu özelliği diyaloglarla yansıtmaya çalıştım. Sokaklarda flanöz gibi yürümeyi severim. Karakterler birden belleğimde oluşuyorlar, kapıyı tıklatıyorlar, onları yazıyorum ve sonra öykü dilinin işçiliği başlıyor.

İlk öykünüz “Göl Bekçisi” polisiye tadında. Yazar Raşit ile Göl bekçisinin hikayesi. Bu öykünüzü polisiye roman olarak yazmayı düşünür müsünüz?

Bunu ben de çok düşündüm. Roman değil ama bir gün senaryo olur belki Nilgün Hanım.

Bir dil bilimci olarak “Evde bir şey unuttuğu için yolun yarısında geri dönenler gibiyim,” s, 30. “Bütün evlerin ruhu içindekilere uyar,” s, 33. “Taşra bir coğrafya değil, bir kafa meselesi,” s, 55, gibi karakterlerinize kan can veren nefis diyaloglar yazıyorsunuz. Kahramanlarınız Yazar Raşit, Raşit’in arkadaşı Levent, göl bekçisi Serbülent, Latif Usta, Kadriye ve kocası güçlü öykü kahramanları. Akademisyen Tuğba Çelik’e sorsam, karakterleri unutulmaz yapan şey nedir?

Okura sevimli ve inandırıcı gelmeleri... İster tamirci olsun ister pavyon şarkıcısı ister öğretmen her insanı sevimli ve iyi biri olarak gören en az bir insan vardır. Ben karakterlerim için o insan olmak istiyorum. Unutulmaz karakter kendimizden bir parça bulduğumuz ve yakınlık duyduğumuz karakterlerdir.

Kitabınıza adını veren Yolda Ansızın adlı öykünüzde kahramanınız “piyasa edebiyatından” bahsediyor. Siz bu konuda edebiyatımızın piyasa edebiyatı olmaması için ne söylemek istersiniz?

Güncel sanat tartışmalarına uzak; özgünlük ve estetik endişesi olmadan yapılan her işe “piyasa” diyoruz. Çok okunur, çok izlenir ama sanatsal bir değeri yoktur. Piyasa öyle büyük ve güçlüdür ki sanatsal bakımdan özgün yapıtlar gölgede kalır. Kafka da Oğuz Atay’da bundan yakınmıştır… Bu duruma üzülmek çözüm değil ama iyi edebiyatın peşinden koşmanın değerli olduğunu okura anlatan kültürel bir iklim gerekiyor. Okullardaki edebiyat öğretimi iyi değil; okuma haritamızda sanat değil piyasa çok etkili…

Komiser Mehmet’in ve Asiye’nin yer aldığı Afrika Kıtası adlı öykünüz en beğendiğim öykülerinizden biri. Orhan Kemal öykü ödülü dalında mansiyon aldığınız öykü sanırım bu öykünüz. Bir hikayesi var mı bu öykünün ve mansiyonla ödüllenmesi nasıl bir duygu yaşattı size?

Evet Orhan Kemal Öykü Ödülleri’nde ÇED Özel Ödülü’nü almıştı o öykü. Çok sevinmiştim. Gerçekçi bir yazarın adının verildiği bir yarışmada taktir görmek onur vericiydi. Afrika Kıtası, annesiz kalmış bir çocuğun şefkat arayışını anlatan gerçekçi bir öyküdür. O öyküde, çocukken oturduğumuz bir evin planını kullandım. Işık nereden düşer, koridorun sonu nereye çıkar iyi bilirsem öykünün duygusunu daha iyi hesaplayabiliyorum çünkü. Yalnız yetişkinleri değil çocukları da önemserim. Onların kırgınlıklarına, sevinçlerine, duyarlıklarına hassasiyetim yüksektir.

Son sorum çok merak ettiğim ve bugünlerde ilgilendiğim konu Çocuk Edebiyatı: Bu alanda da eğitimci olarak birçok sıkıntıyı göğüslediğinizi düşünüyorum. Ülkemizde de çocuk kitabı sayısı her geçen gün fazlalaşırken kalite düşüyor. Siz eğitimci olarak ne tür sıkıntılar yaşıyorsunuz ve ülkemizdeki çocuk edebiyatını nasıl yorumlarsınız?

Bahçeşehir Üniversitesi’nde lisans ve lisansüstü düzeyde çocuk edebiyatı dersleri veriyorum. Bundan çok mutluyum. Ulaştığım her öğretmenle yüzlerce hatta binlerce çocuğun nitelikli çocuk kitabıyla buluşmasına aracılık etmiş oluyorum. Ne mutlu ki nitelikli çocuk kitapları basan yayınevi az değil. Türkiye’de çocuk edebiyatı son yirmi otuz yıldır önemli ölçüde yol kat etti. Gülten Dayıoğlu’ndan Yalvaç Ural’a, Behiç Ak’tan Filiz Özdem’e nice değerli çocuk edebiyatı yazarımız var. Öte yandan niteliksiz çok sayıda yayınevi ve kitap da görüyorum. Öğretmenler ve ebeveynler yeterli donanımda olsalar aslında Türkiye, çocuk edebiyatı konusunda çeviriler ve telif yapıtlar açısından bir hazine.

Tüm cevaplarınız için teşekkür ederim.

Zevkle yanıtladım. Ben teşekkür ederim.

Yolda Ansızın

Tuğba Çelik

Everest Yayınları

2022

126 sayfa